dilan, Şafakta Yanan Mumlar'ı inceledi.
4 saat önce · Kitabı okudu

Ülkemizde gençlik edebiyatının ne olduğuna dair sorunlar devam etmektedir. Gençlik edeniyatı, kaba tabirle genci konu edinen onun sorunlarını baz alan edebiyattır. 12-17 yaş aralığı bu edebiyatın kapsamı alanındadır. Mine Soysal ‘’ilk gençliğin, gençliğin meselelerini, önceliklerini, sorunlarını konu eden, anakarakterlerini de çoğunlukla bu yaşlardan seçen edebiyat eserlerdir’’ şeklinde tanımlamıştır. Serpil Ural 1978 yılından itibaren çocuk ve gençlik edebiyatı için ürünler vermiştir. Şafakta Yanan Mumlar kitabının çocuk edebiyatı ürünlerine verilen bir ödülü almış olması da hem romanın çocuk ve gençlik edebiyatı alanında incelenmesini zorlaştırmaktadır.
Kitap Özeti:
Şafakta Yanan Mumlar kitabının özeti verilecek olursa; eser Çanakkale savaşlarını konu edinmektedir. Peggy ve ailesi Avustralya’da, Zeynep ve ailesi Çanakkalede yaşamaktadır. Peggy’nin anneannesi Tilly’nin babası Büyükbaba Frank ve Moris Amca savaşa katılmışlardır. Peggy onların savaş hikayeleri ile büyümüştür ve ilk gençlik yaşlatına geldiğinde bu savaşın nedenini nasılını sorgulamaya başlar. Bunun üzerine annesi Norma onu savaşın yaşandığı yere Çanakkaleye götürmeye karar verir ve Şafak töreninden birkaç gün önce Çanakkaleye varırlar. Orada rehberleri onları Konak Pansiyona götürür, pansiyonun sahibi Peggy’e çeşitli yönlerden benzeyen Zeynep ve annesi Emine’ye aittir. Emine’nin de büyük dedeleri Hasan, Mehmet ve Mustafa dedeler o dönemki çeşitli cephelerde savaşmışlardır. Zeynep ve Emine de nineleri Gülbaharnine sayesinde bu savaş hikayeleri ile büyümüşlerdir. Zeynep de bu savaşı sorgulayanlar arasındadır ve ona bu sorgulama esnasında İngilizce öğretmeni Pınar Öğretmen yardımcı olacaktır.
Peggy ve Zeynep daha birbirlerini ilk gördükleri andan itibaren birbirlerine ne kadar benzediklerini içlerinde tekrar ederler. Tanıştıkları süre boyunca güzel bir arkadaşlık kuracaklardır. Peggy ve Norma onu 25 Nisan sabahı yapılacak olan Şafak törenine davet ederler. Zeynep’in şafak töreni boyunca gördükleri onu çok etkileyecektir. Duyduğu sözlerde
Hacettepe Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü 3. Sınıf öğrencisi.
olduk.a tuhafına gider. Savaşın özgürlük için yapıldığı vurgulanır fakat kimin özgürlüğüdür bu ? Sonuçta kendi topraklarımızda amaçsızca sırf İngilizlere yardım olsun diye savaşanların
özgürlüğü mü ? gibi çeşitli soruları öğretmenine yöneltecektir. Şafak Töreni sonrasında da Gelibolu Yarımadasındaki çeşitli şehitlikleri ziyaret ederler. Bu sıralarda okuyucuya Conbayırı/Anafartalar, Gelibolu Mezar Dolu, Geri Çekilme gibi başlıklar altında savaştan sahneler de aktarılır. Peggy ve Zeynep’in sorgulamaları bitmez. Savaş gerekli miydi? Dost olan nasıl düşmandır? Savaşmak niye? Asıl düşman kim ? soruları birbirlerini kovalar. Yavaş yavaş idrak etmeye başladıkları bu olaylar yeni sorulara da yol açarak devam eder. Kitabın sonunda Pınar öğretmen Gelibolu’nun uluslararası bir barış parkı haline getirileceği haberini verir. Peggy ve annesi Avustralya uçağındayken roman son bulur.
Şahıslar:
Peggy ve Zeynep: Okul çağında birbirlerine oldukça fazla benzeyen iki genç kızdır. Olaylar onların etrafında gelişir. Roman boyunca bu iki kahramanın birbirine benzerlikleri dikkat çekicidir.
-Savaşı sorgularlar.
-Çağın değişmesiyle aile büyüklerinde daha farklı düşünmektedirler.
-İki kızın zevk ve tercihleri benzer.
-İlk gün ikisinin de dikkatini çeken şey fiziksel olarak birbirlerine ne kadar benzedikleri olmuştur.
-Somut dünya dışında iki gencin rüyaları da birbirine benzer. İkisi de rüyalarında kendilerini savaşın içinde bulur ve dedelerinin yanındadırlar.
-Rastlantısal durumlar karşısındaki tepkileri dahi aynıdır.
Anlaşılıyor ki Zeynep ve Peggy roman boyunca çeşitli şekillerde fiziki, fikirsel benzerlikler ortaya çıkmaktadır. Tahir Akışlı’ya göre ‘’ Tüm bu benzerlikler, tesadüfler, yazarın evrenseli yakalama çabasının ve hümanist bakış açısının bir sonucudur.’’ Yazar gerçekten de bu yolla eserde savaşın ya da barışın evrenselliğini, savaşın boş yere olduğunu, ölenin ya da öldürenin bir şey kazanmadığını vurgulamaya çalışmıştır.
Tilly ve Gülbahar Nine: Babaları Çanakkale savaşına katılmış, kendileri ise bu savaşın hikayeleri ile büyümüş karakterler. Başkahramanların büyükanneleridir. Roman boyunca anlatılan savaşı yakından görmüşlerdir. Tilly tam bir İngiliz hayranıdır. Ona göre savaşa katılmak önemliydi, bu kraliçeye olan bağlılığın bir göstergesiydi. Savaş yine olsa destek vermekten kendini alamaz. ‘’Birleşik Krallık onlardan yardım istemişti ve buna hayır deme, büük saygısızlık olurdu. Tilly için savaş budur. O, savaşın insani ve vicdani yönünü pek düşünmez. Onun için önemli olan Kraliçe’ye duyulan başlılıın kanıtlanmasıdır. Bu bakımdan Tilly’nin görüşü sabittir’’ şeklinde aktarmıştır Tahir Akışlı.
Gülbahar Nine’nin babası Hasan Dede savaştan sağ kurtulanlar arasındadır. O çocukluğunda savaş hikayeleri ile büyümüştür. Onun için Anzak yoktur ve hepsi aynı İngilizdir. Romanda Tilly ve Gülbahar Nine birbirine eş şekilde karakterize edilmiştir.
Norma ve Emine: Başkahramanların anneleridir. Norma ve Emine de anneleri gibi bu savaş hikayeleri ile büyümüş ve savaşı fazla sorgulamamayı secmişlerdir. Normanın aklında sorular Peggy sayesinde oluşmaya başlar. Aslında roman biterken asıl aydınlanan kişi Peggy değil Norma olur. Emine, konak otelin işletmecisi olarak kızıyla yaşayıp gider. Eşi ve oğlu Almanya’da çalışmaktadırlar. O okumadığı için pişman olmuş ve kızının okuyup kendini geliştirmesini çok istemektedir. Norma ile aynı vasıftadır.
Frank Dede, Moris Amca ile Bill Amca ve Hasan Dede, Mustafa Çavuş, Mehmet Ağa: Savaşın acılarını çekmiş, çeşitli vasıftaki kişiler. Frank Dede, Mustafa Çavuş ve Mehmet Ağa savaş sırasında ölmüşler ve geri dönememişlerdir. Moris ve Bill Amca ile Hasan Dede çocuklarını, torunlarını bu savaşın hatıraları ile büyüteceklerdir.
Romandaki kişiler birbirine eş tutularak bir ortaklık sağlanmaya çalışılmış ve evrensel de bir mesaj verilmiştir. Ölen de yaşayan da birdir.
Mekan: İç mekan; Tilly’nin evi, Konak Pansiyon.
Dış mekan; savaş meydanları, Anafartalar, Conkbayırı, Tek Çam tepesi v.b
Zaman: Asıl olayın geçtiği zaman Şafak Törenin yapılacağı 25 Nisan haftasıdır. Geri dönüşlerle savaş sahnelerine yer verilmiştir.

Eserin Gençlik Edebiyatı Çerçevesinde incelenişi:
Kitap boyunca aktardığımız gibi benzerlikler üzerinde durularak bir evrensellik yakalanılmaya çalışılmıştır. Sanıyorum ki bu yazarın gençler için kasıtlı olarak yaptığı bir şeydi. Çocukluktan, ilk gençlikten itibaren bazı kavramların, değerlerin kişiye öğretilmesi, hatırlatılması gerekir. Bu hatırlatmaların evrensele ve hümanist bakışına yönelik olmasında fayda vardır. Çünkü bu dönem için yazılan eserler okuyucu üzerinde büyük etki uyandırarak onun ilerideki hayatı için hazırlayıcısı olur. Onun ileriki zamanda hayata uyum sağlamasında yardımcı olur.
‘’Onlara öğretilmesi gereken yalnızca evrensel doğrular’’ diye düşündü Norma. ‘’Yılların, çağların değiştiremediği; insanın, yaşamın doğasından kaynaklanan doğrular. Yapılması gereken, bunları, değişen değerlerden ayırt edebilmek ve yeni yetişen kuşaklara aktarmaktır.’’ (Ural, 2015,s.144)
Tahir Akışlı’nın Ferhan Oğuzkan’dan aktardığına göre çocukluk vr gernçlik dönemlerinde okunan romanlar ‘’ çocukların sınırlı hayat tecrübelerini zenginleştirir, türlü insan tipleri üzerinde düşünmelerine imkan sağlar, geliştirmekte oldukları değer yargılarının daha açıklık kazanmasın yardımcı olur; böylece çocuklar içinde yaşadıkları toplumsal ve kültürel ortama daha kolay uyum sağlar.’’ Şafakta Yanan Mumlar kitabıyla yazar gençleri savaş karşısında düşündürmüş fakat onları olumsuz bir yargıya itmemiştir.
Metinlerde içerik olarak aşırı politik, cinsel, sakıncalı konulara yer verilmemeli anlatılankişi ve olaylar kişide çatışmaya yer vermemelidir. Bu eserde yazar Avustralya ve Türkiye’den savaşı bir şekilde hissetmiş olan iki aileyi anlatarak bir birlik kurmuş, her ne kadar savaşı anlatsanda savaşın içinde yer alan barışı, yardımlaşmayı, sevgiyi çeşitli anlatımlarla okuyucuya sunmuştur.
Eser bir tarihi romandır. Tarihi romanlarda yazar tarihi gerçekliği realist bir şekilde öğretmeye çalışmaz. Kemal Erol’a göre ‘’Edebî eserin tarih öğretmek gibi bir işlevi olmasa da tarih ilmini anlama ve sevdirme yolunda etkin bir rolü vardır. Bu bağlamda tarihçinin yazdıklarıyla sunulan bir tarihî olay veya şahsiyet, edebiyat ve edebî mahsuller vasıtasıyla ilgi alanı haline getirilebilir. ‘’ Bu oranda romandaki tarihi anlatımında ölçüsü okuyucuya göre değişecek. Dili edebi bir hal alacaktır. Bu yollar tarih öğreticiliği gençler için kolaylaştırılarak daha sevecekleri bir alana haline gelir.
Eser içinde ulusal kimlik sorgulama, benliği arayış vardır. Anzaklar savaş süreci boyunca kendi özelliklerinin bilincine varmaya başladılar ve Pasifik Okyanusu’ndaki adalarda yaşayan, başkalarına benzemeyen, kendine özgü bir insan topluluğu olduklarını anladılar. İngilizlerden farklı olduklarını anladırlar. Her ne kadar dilleri bir olsada yaşayışları, kültürleri birbirinden çok farklıydı. Anzaklar Çanakkale’de kendi özgürlüklerinin farkına varmış oldular. Savaşa katılırkenki tek amaçları kendilerini dünyaya kanıtlamaktı. ‘’Başkaları onları tanısın diye yola çıktılar, kendi kendilerini tanıyıp döndüler.’’ (Ural,2015,s.67)
İlk gençlik dönemlerinde genç kendisinin farkına varmaya başlar. Fark edişin bir sonucu olarak kendi kimliğini sorgulamaya başlar. Kitap kimlik arayışında yol gösterici konumdadır. Yazarın tutumu okuyucu üzerinde etkili olur.
Kitaptaki olaylar başkahraman olan Zeynep ve Peggy’nin bakışaçısı ile yorumlanır. Bu yöntem sayesinde okuyuca kitaba daha kolay adapte olabilir. Gençlik romanları, karakterlerin elde ettiği dikkate değer başarılarla iyimserdir, ümit vericidir. Genç kahramanlarla büyükleri arasında geçen diyaloğlar saygı çerçevesinde gelişir, annelerin çocuklarına olan desteği göze çarpar. Bu gibi unsurlar okuyucu için bir örnek teşkil eder.
Sonuç olarak bakarsak Şafakta Yanan Mumlar romanı Çanakkale savaşlarını konu edinmiş ve bunu hümanist bir bakış açısı ile ele alarak genç okuyucularına yöneltmiştir. İlk gençlik dönemine uygun bir eserdir. İç yapısı, biçim ve içerik açısından bir sorun teşkil etmez. Tarih öğretimine yardımcı olarak tarihi gençlere sevdirir.Kitap her ne kadar bir savaşı konu edinmiş olsada iki millet arasında gelişen barışı gözler önüne serer.

Liliyar, Anarşist Banker - Şeytanın Saati'yi inceledi.
 14 saat önce · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 10/10 puan

"... olanaksızdan da öte bir mesafede, saçılmış yıldızlar gibi.."

İki farklı kısımdan oluşan bu eser, iki kapak arası çok fazla sayfa sayısı içermemesine rağmen ağzına kadar dolu. Özellikle Şeytanın Saati isimli kısım bir solukta okunacak mahiyette.

Pessoa okurken baştan güçlü bir sarsıntıyı göze alarak okumak lazım. Gerçek ve gerçek dışı başta olmak üzere her şeyi zıttıyla bütünleştiren, kendi kendine günlerce, aylarca konuşup, yine kendi kendini her konuda ikna edebilecek mükemmel bir düşünce dinamiğine sahip.

Her şeyi sorgulama ve geçersiz kılma boyutunda müthiş bir münazara yeteneği var.

Deli bir rüzgar gibi insan zihnini savurup duruyor, bir bakıyorsun ki nereden nerelere gelmişsin..

Bir şeyin kendisinin değil bize hissettirdiklerinin üzerinde yoğunlaşması en sevdiğim özelliği.

İnandırmak istediği şeye inandırmak, varmak istediği noktaya varmak için hiçbir kural tanımıyor.

Önsözünde bahsedildiği gibi, bu eser tam bir ateş gemisi..

Zynp Arı, bir alıntı ekledi.
15 saat önce · Kitabı okuyor

Allah hiç kimseye taşıyabileceğinden daha fazlasını yüklemez. Kişinin yaptığı her iyilik kendi lehinedir, her kötülük de kendi aleyhine. Ey Rabbimiz! Unutur veya bilmeden hata yaparsak bizi sorgulama! Ey Rabbimiz! Bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır yükler yükleme! Ey Rabbimiz! Güç yetiremeyeceğimiz yükleri bize taşıtma! Günahlarımızı affet, bizi bağışla ve bize merhamet et. Sen yüce mevlamızsın, hakikatı inkâr eden topluma karşı bize yardım et![48]
(2-BAKARA Suresi 286.Ayet)

Yeni Bir Anlayışın Işığında Kur’an’ı Kerim Meali, Bayraktar BayraklıYeni Bir Anlayışın Işığında Kur’an’ı Kerim Meali, Bayraktar Bayraklı

Toplum içinde hiç yer edinememiş, pısırık, derste fikrini söylemek için parmağını kaldırmaktan, yanlış bir şey söylendiğinde doğrusunuz dile getirmekten aciz, fikir üretemeyen, analitik düşünemeyen, itiraz edecek ve çözüm üretilecek o kadar şey varken toplum meselelerini... zerre umursamayan, yaşamayı iş, eş, ev ve araba dairesinde gören, tüketmeye ve adece tüketmeye odaklanmış, toplum içinde fikirleriyle yer bulamayıp pahallı göze çarpan markalarla ön plana çıkan, neredeyse memleketteki her meseleye bigâne kalmış... başkalarının düşüncelerini ve söylemlerini tekrarlayan, slogansal konuşmaktan öteye gidemeyen, hadsiz, saygısız ve sevgisiz, insanları yaftalayan, sorgulama mekanizmasını en son 4-5 yaşlarında "anne bu ne" sorusundan sonra askıya almışları ne yapacağız?

Metin toprakçı, Olağanüstü Bir Gece'yi inceledi.
19 May 14:16 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Soylu burjuva bir hayattan gelen hayatı boyunca hiçbir sıkıntı yaşamayan bir adamın kendi hayatını anlamsız bulduğunu bir pazar günü işlediği bir suç sonucu içini tarifsiz bir mutluluğun kapladığını anlar. Pazar günü işlediği suç kendisini sorgulamayı bu sorgulama sonucu kendisini bulmasını sağlıyor.

Zihnisinir, bir alıntı ekledi.
19 May 00:16 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Hem devlet hem de kilise, özgür bir sorgulama karşısında hemen yok olabilecek türden fikirleri aşılamaya çalışırlar. Devletin dogmalarının gazete okuyabilen bir topluma aşılanması daha kolaydır; oysa kilisenin dogmalarının hiç okuma-yazma bilmeyen bir topluma aşılanması daha kolaydır.

Sorgulayan Denemeler, Bertrand Russell (Epub)Sorgulayan Denemeler, Bertrand Russell (Epub)
Murat Ç, bir alıntı ekledi.
16 May 23:54 · Kitabı okuyor

Vedat Milor:

"Dışarıdan baktığınız zaman büyük sahtekar olarak tanımlayacağınız insanlar tahmin ediyorum ki vicdan açısından son derece rahattırlar. Çünkü hiçbir şekilde kendilerini sorgulama yetenekleri yoktur. ."

Tuhaf Dergi Sayı: 14, Kolektif (Sayfa 24 - Tuhaf Dergi, Nurhak Kaya - Vedat Milor Röportajı)Tuhaf Dergi Sayı: 14, Kolektif (Sayfa 24 - Tuhaf Dergi, Nurhak Kaya - Vedat Milor Röportajı)
Murat Ç, bir alıntı ekledi.
16 May 23:43 · Kitabı okuyor

Vedat Milor:

"İlkesiz insanların sorgulama yeteneği yoktur."

Tuhaf Dergi Sayı: 14, Kolektif (Sayfa 24 - Tuhaf Dergi, Nurhak Kaya - Vedat Milor Röportajı)Tuhaf Dergi Sayı: 14, Kolektif (Sayfa 24 - Tuhaf Dergi, Nurhak Kaya - Vedat Milor Röportajı)
Beyza, Siyah Deri Beyaz Maskeler'i inceledi.
 16 May 14:14 · Kitabı okudu · 13 günde · Beğendi · 8/10 puan

Irkçılığın, ayrımcılığın eleştirisi, hikayesi, tarihi, savunusu üzerine pek çok kitap yazılmıştır ama bu kitaba görür görmez sarılmamın sebebi mevzunun ‘psikolojisi’ üzerine olması idi. İçinde ne varsa dökmüş Frantz Fanon kimi kısımlar felsefi bir bakış açısı sunarken kimi kısımlar psikiyatrik bakış açısına sahip hatta kimi kısımlar ise şiirler ile konuşup ne hissediyorsa haykırdığı oldukça bireysel duygularla dolu. Söylenen şey defalarca söylenmiş hissi uyandırsa da yazarın savunusuna hassasiyeti aşikar olduğundan hiçbir detayı atlamak istememesi hatta doğru anlaşıldığına emin olmak için tekrarlamakta beis görmemesi anlaşılabilir.

Kendi düşüncelerini konu hakkında yazmış pek çok insanı inceleyerek veya eleştirerek sunuyor (en çok alıntılarına yer verilen ve üzerinde konuşulan insanlar ise Jean Paul Satre, Aime Cesaire, Octave Mannoni). Bu da kitap süresince oluşan merakını daha fazla okuyarak gidermek isteyen insanlar için başvurulacak kaynaklara dair fikir sağlamış oluyor hem Fanon hem de karşıt bakış açısından gerek kurgu gerek kurgu dışı edebiyat alanında.

Konuyu somutlaştırmak için zenci dışlanmışlığı ile başka dışlanmışlıklar (cinsiyet, sınıf, Yahudi) arasında benzerlik kursa da temelde farklı olduklarını savunuyor kitap boyunca, diğer toplulukların ve bireylerin yaşadıklarından farklı yönleri üzerinde oldukça durulmuş. Buna rağmen okur tarafından kitlesel olduğu kadar bireysel de algılanmasına bir kısıtlama getirilemez. Okuyan herkes kendi dışlanmışlığının veya yabancılaşmasının farkına varacaktır. “Benim köklerim nerede, olmadığım birisi gibi mi davranmaya çalışıyorum, zihnimdekiler benim düşüncelerim mi yoksa başkalarının bana öğrettikleri mi...” diye uzayıp giden sorgulamalardan sonra cevap ‘yönünü Batı’ya dönmüş tek yönlü bir bakış açısına sahip olduğu ve kim olduğu konusunda emin olmadığı’ ise kişi kendisini daha önce benliğinizi aramak için bakmadığı Doğu klasikleri, Doğu felsefesi, Doğu ekonomisi, Doğu dinleri konusunda okumak üzere kitapları listesine eklerken bulabilir. Koca ülkenin Doğu-Batı arasında kalmışlığına dair olmak zorunda da değil bu sorgulamalar, Anadolu’nun herhangi bir yerinden İstanbul’a gelmiş bir genç bile kendi ülkesi içinde olmasına rağmen hissettiği duygulara dönüp bir bakacak olursa dünyası tepetaklak olmuş tüm Zenci ırkına empati kurmakta oldukça başarılı olacaktır. Ki bu kitabın bana kattığı en güzel şey bu şahsi sorgulama ve farkındalık belki.