• 1025 syf.
    ·17 günde·Puan vermedi
    Birçok kişi gibi beni de korkutan kitabın hacmiydi (1025 sayfalık bir kitabı uzun süre elimde tutmak bile zordu)... 2018 Ocak'ta Suç ve Ceza'yı okumuştum ve 2019 Ocak'ta da Karamazov Kardeşler'i okuyacağım demiştim kendime... Daha doğrusu kendimi hazırlama süresiydi bu... Neyse ki bütün ruhumla hazırdım artık okumaya... Okudum ve iyi ki de okumuşum...
    Şimdi bu kitap hangi tür diye düşünüyorum ve şunu söylüyorum, herşey... Herşey var bu kitapta... Kişisel gelişimden tutun da polisiyeye, felsefeye, psikolojiye ve birçok konuya değinmiş Dostoyevski... Aile, inanç, hayatı sorgulama, maddi manevi değerler, akılcı neden sonuç ilişkileri, kişilik analizi... Yani daha ne olsun... Ben bu kitabı okuduğum için çok memnunum. Öyle sıkıcı falan değil. Az biraz zaman alıyor o kadar... Okumaya çekinen varsa eğer belki biraz faydası olur diye söylüyorum... Şimdiden okumayı düşünenlere keyifli okumalar...
  • ŞEYMA SUBAŞI TAMAM DA KİM BU AYŞE ÖREN?
    Bu bir hedef alma yazısı değildir.
    Rencide etme çabası hiç değildir.
    Ti’ye alma yazısı hiç hiç değildir.
    Bu sadece bir sorgulama, iğneyi kendine batırma yazısıdır.
    Birkaç isim vereyim size.
    Şeyma Subaşı, Hadise, Ebru Şallı.
    Bu isimler son dönem magazin dünyasını bir şekilde hayatlarıyla meşgul eden kadınlar.
    Sosyal medya, sahne, televizyon derken; köy, kent, mezra demeden evlerimizin içindeler.
    Türk seyircisinin nabzını biliyor, gündem olmak için yapılması gerekenleri yapıyor, reklamın iyisinden de kötüsünden de nemalanıyorlar.
    Yine söylüyorum. Saydığım isimler, son dönemin en çok konuşulanları olduğu için seçilmiştir.
    Şimdi birkaç isim daha vermek isterim.
    Neval Çam, Ayşe Ören, Yasemin Adar.
    Yok dayanamayacağım birkaç isim daha vereyim.
    Dilara Fındıkoğlu, Nehir Özzengin, Dilek Livaneli.
    Yok yok, hiçbir zaman sosyal medya fenomenleri kadar ünlü olamayacak, sahne başına milyonları cebe atamayacak, televizyonlarda boy gösteremeyecekler.
    Ama tanıtmaktan gurur duyacağım isimler.
    “Türk isterse…” ile başlayan sözlerin arkasından gelen üç noktayı dolduracak isimler.
    Her şeyden önce çoluğumuza çocuğumuza örnek göstereceğimiz isimler.
    NEVAL ÇAM: Henüz 16 yaşında işaret dilini tercüme eden bir yazılım geliştirdi. Geliştirdiği proje sayesinde Microsoft tarafından `Yılın En Başarılı Kadın Yazılım Girişimcisi` seçildi ve hayali olan Stanford Üniversitesi mühendislik fakültesi bilgisayar bilimleri bölümünde 4 yıl tam burs hakkı kazandı.
    AYŞE ÖREN: Türkiye’nin ilk ve tek uzay mimarı. Boğaziçi Üniversitesi Teknopark`ın kuruluş firması olarak Teknoparklar dahiline kabul edilen ve Sanayi Bakanlığı`ndan tekno–girişim alan ilk tasarımcı. 2015 yılında, Fransa Dış İşleri Bakanlığı tarafından ‘Geleceğin Lideri’ seçildi.
    YASEMİN ADAR: Türkiye`nin dünya şampiyonu ilk kadın güreşçisi. 2016`da Riga`da düzenlenen Avrupa Güreş Şampiyonası kadınlar 75 kiloda da Rus rakibini 7-0 yenerek Türkiye tarihinde kadınlarda ilk altın madalyanın sahibi oldu.
    DİLARA FINDIKOĞLU: İngiliz basınınca son zamanların en yaratıcı ve ümit vaade den tasarımcıları arasında seçildi. Fransız Vogue dergisinin eski genel yayın yönetmeni Carine Roitfeld’in çıkardığı CR Fashion Book’ta mezuniyet koleksiyonu Rihanna tarafından giyildi. Fındıkoğlu`nun tasarımlarını giyen bir diğer yıldız isim de Madonna.
    NEHİR ÖZZENGİN: Müzik yeteneği 4 yaşında keşfedilen Nehir şimdi 7 yaşında. İtalya`da yapılan `Uluslararası Ischia Piyano Yarışması`nda dünya ikincisi oldu.
    DİLEK LİVANELİ: Farklı köy okullarında dört sınıf bir arada tek öğretmen olarak eğitim-öğretim veren on beş yıllık köy okulu öğretmenidir. Okulunun hem müdürü hem öğretmeni hem de hizmetlisidir. Öğrenci ve ailelerini ilk kez sinema, tiyatro, opera ve müzelerle tanıştırmıştır. Köydeki anneleri ve çocuklarını ilk kez uçağa bindirerek şehirlerarası turlar düzenlemiştir.
    Dünya Vatandaşlığı Projesini hayata geçirip 4 yılda 11 farklı ülkeden köye gelen eğitmenler ile İngilizce kamplar düzenlemiştir. Ayrıca öğrencilerine yelken, buz pateni, golf, bowling, at biniciliği sporlarını deneyimledikleri yaz tatili çalışmaları düzenlemiştir.
    Köyde okuma-yazma bilmeyen kadınlara gönüllü olarak okuma-yazma öğretmiş, iki yılda köyde okuma-yazma bilmeyen kadın kalmamıştır. Ayrıca Türkiye’de ilk defa yapılan “Köyde Opera” organizasyonunu gerçekleştirmiştir. 2012 yılında Milli Eğitim Bakanlığı tarafından ‘Mesleğinde Fark Yaratan Öğretmen’ seçilip Başbakanlık, TBMM ve Cumhurbaşkanlığı Köşkünde Samsun’u “Yılın Öğretmeni” unvanı ile temsil etmiştir.
    `Türkiye`nin Rol Model Öğretmeni` ödülünü almıştır.
    Varkey Gems Vakfı Küresel Öğretmen Ödülü Komitesi`nin seçtiği 127 Ülke ve 5000 aday içinde `Dünya’nın en iyi 50 öğretmeni` arasına seçilen ilk ve tek Türk Öğretmen olmuştur.
    Buraya kadar okuduysanız ben amacıma ulaştım.
    Siz bu isimleri aklınızın bir köşesine yazdınız.
    Şeyma, Hadise, Ebru devam edecek hayatlarına, tıpkı Yasemin, Nehir, Dilek gibi.
    Sizden ricam gözünüz, gönlünüz daha çok bilimde, daha çok sanatta, daha çok emek veren kadınlarda olsun.
    Teşekkür ederim.

    Esra Yazdıç Demir
  • Bununla beraber, kendimi sorgulama alışkanlığını biraz kaybetmiş olduğumu, onu aydınlatmanın benim için güç olacağını söyledim.
    Albert Camus
    Sayfa 62 - Can yayınları
  • 280 syf.
    ·4 günde·10/10
    Bir noktayla başlar hikaye.

    Başlamak Besmele'siz olur mu hiç?

    Besmele noktasız başlar mı hiç?

    İsterdim ki bu kitabı Ankara'dan Kars'a doğru yol alan bir Doğu Ekspresi'nde okuyayım. Adı malûm, 'Yol Hali'. İnsanın canı seyahatler çekiyor. Hâlden hâle geçmek, bir yola revan olmak istiyor insan. Velhasıl yazar da seyahatlerini dillendirmiş arada. En önemlisi de hayalini kurduğum Ortadoğuya dair notlarını sıralamış bir bir. Kudüs, İran, Şam...

    Yine bir Nazan Bekiroğlu güzelliği var karşınızda. Her tele dokunmuş, her derdi dillendirmiş, her gidişi anlamlandırmış. Tarihe şöyle bir dokunup, kavimleri, sultanları, helak olanları, kısacası bu dünyadan gelip de geçenleri dile dökmüş... Gidişe dair aklına geleni, gönül süzgecinden geçirmiş.

    Gidiş ki bazen vuslata çıkar yol bazen Hakk'a. Bu gidişlerden en acı vereni, en kalbe dokunanı ise Şeb-i Yeldâ, 1914 gecesi... Allah cümlesine rahmet eyleye...

    Hayır olsun gidişlerimiz derken, insanlığın yaydığı şer nokta koyuyor hayata. Yine bir sorgulama alıyor benliğimizi. Fe eyne tezhebûn?

    Gezebildiğin kadar gez, hatta toprağına kök sal gittiğin yerin yine de yabancı gelir sana bir şeyler. İşte o zaman anlarsın diyor yazar, Adem'den bu yana bu yer'li olmadığını. Bağlıyor aitlik hissini sahiplik hissine ve vurguluyor özellikle, ne aitsin, ne de sahibi değilsin bu yeryüzünde hiçbir şeyin. Üstünlüğün de yok, anla!

    Böyle böyle yollardan, dağlara oradan da yağmura coğrafyaya, şehirlere bağlıyor bu gidiş gelişleri. Beklemeyi öğretiyor, özlemeyi, kavuşmanın heyecanını anlatıyor bazen, bazen de ebedî ayrılıkları... Nihayete erdiğinde ise size yolculuktan dönmüş olmanın mutlu bir yorgunluğu çöküyor.

    Kalemin daim olsun. Sen hep yaz ki bu yol hali hiç bitmesin...
  • 320 syf.
    ·Beğendi·9/10
    "Bu kitap herkes ve hiç kimse içindir." Masadan en son kalkanlar için.
    Bu kitap senin için yazıldı kardeşim, üstinsana köprü olacak potansiyeli taşıyan, hakikati damla damla içmeye yeltenen birkaçı için!

    Zerdüşt bir sabah tanla kalktı, güneşin karşısına geçerek seslendi:
    "Ey ulu yıldız! Aydınlattıkların olmasaydı, nerede kalırdı senin mutluluğun!" Bu güneşin doğuşu, onun batışıydı.

    Öncelikle bu zamana kadar okuma/derinine inme fırsatı bulduğum başka hiçbir filozofun beni Nietzsche kadar çarpmadığını belirtmem gerek. Beni kendime getiren, uyandıran hakiki bir tokat.

    Nietzsche'yi iki parçaya ayırırsak daha rahat anlayabiliriz. İlkin
    Nietzsche denen pos bıyıklı; yürekli, zeki, umursamaz, kendinden çokça emin biriydi.
    Nietzsche'deki 'Öteki' ise öfkeyle dolu, kendi kabına hiç mi hiç sığmayan, hiddetli, anlaşılmaz, öveyim derken hışmına uğrayabileceğiniz biridir. Öteki, sıklıkla kitaplarında gördüğümüz yüzüdür. Şöyle ki; Nietzsche'nin kitapları vaaz verir, sopalar, hatırlatır, bazense haykırır. Çünkü duymayı unutmuş kulaklarımıza ancak bir yıldırımın sıçratan coşkusuyla seslenilebilir. Bu yüzden bu kitap herkes içindir!
    Bu Nietzsche ve Öteki ikiliği, zannımca felsefesini yorumlama niyetinde olan eleştirmenleri yanıltan bazen de onlara malzeme çıkaran en önemli nokta olmuştur. Nietzsche'den hoşlanmayanlar Öteki'yi koz olarak kullanmış, onu öncü alan güruh ise diğer özellikleri örnek göstererek işin içinden sıyrılmaya çalışmıştır.
    Bir insanın tam zıttının yine kendisi olması bu yüzden çok gariptir. Her insan işte bu ikiliğin ağır basan tarafıyla diğerinin kaotik savaşımını içinde taşır.

    Nietzsche'nin, yıllar boyu sentezleyip ortaya koyduğu felsefesinin temel taşını "üstinsan" oluşturur. Tarihteki temel taşlarının tamamı gibi Üstinsan da, öznel yorumlanmaktan kaçamamış bilhassa çağının kurbanı olmuştur. Bunda her ne kadar Nietzsche'nin açık bir tanım yapmamasının suçu olsa da asıl pay Nietzsche'nin kızkardeşi Elizabeth'indir. Elizabeth Forster Nietzsche; bir anti-semitist, bir Nazi sempatizanıdır ve
    Nietzsche öldükten sonra onun çeşitli eserlerinden Nazi propagandası yapılabilecek olan kısımları derleyip(bazı felsefe tarihçileri kendinin bolca ekleme yaptığını söyler) "Güç istenci" adıyla kitaplaştırır. Dünya savaşına yol açacak çok çeşitli etkenler dizisi yanında bu propagandaların da çığırından çıkmış bir halk üzerindeki etkisi çok büyük olmuştur. Hitler bunun gibi bir ton kitabı ve mecmuayı referans göstererek sözde üstün bir Alman ırkı yaratmak için 6 milyonu Yahudi olmak üzere 17 milyonu aşkın insanı canice yöntemlerle öldürmüş/öldürtmüştür.
    Wilhelm Reich'ın ifadesiyle:
    "Küçük adam! Nietzsche'nin 'üstün insan'ı olmak için tepelere tırmanmakla, Hitler'in "aşağı insan"ı olmak için aşağılarda bulunmak arasında bir seçim yapma hakkın vardı. Sen ise 'Heil'(yaşasın) diye bağırdın ve aşağı insanı seçtin!"

    Nietzsche'nin kendisi ise, hem Alman milliyetçiliğinin hem de Yahudi-karşıtlığının sıkı bir eleştiricisiydi. Bu karşıtlık yüzünden de Nietzsche, tarih boyunca en fazla yanlış anlaşılan çoğu zamansa pek de anlaşılmayan filozofların başında gelir. Onu yüzeysel okuyan birinin, üstinsanın kavgacı ve salt şiddet yanlısı olduğu gibi bir izlenime kapılması olasıdır. Bu yüzden bu kitap hiç kimse içindir!

    Neden Zerdüşt?
    Nietzsche her şeyden önce bir filoloji profesörüydü(24 yaşında Basel üniversitesine profesör olarak atanmıştı.) Bu yüzden Antik Yunan başta olmak üzere Fars medeniyetine kadar geniş bir kültürel yelpazeyi tanımış, incelemişti. Zerdüşt'ü, tarihte benzeri görülmemiş şekilde bir anti-peygamber olarak baştan yaratır.
    Pos bıyıkların ardından çıkan kendi sözlerine kulak verelim;
    "Bu şerefi ben bir farsa vermeye mecbur oldum: Çünkü tarihi, en önce, bütün ve büyük olarak düşünen Farslardır."

    Tanrı ölebilir miydi?
    Zerdüşt, insanlara Tanrı'nın öldüğünü haber veren bir elçi gibi tasvir edilir. İlk defa La Gaya Scienza(Şen Bilim)'de müjdelenen bir ölüm haberidir bu. Öğle aydınlığında el feneriyle Tanrıyı arayan kaçık bir adam seslenir bize.
    "Onu biz öldürdük, sizlerle ben. Onun katiliyiz hepimiz! Peki ama bunu nasıl yaptık. Denizi kim içebilir?"
    Tanrı'nın ölümü apaçık bir felakettir, ama bilirsiniz, her felaket bir fırsatı beraberinde getirir. Pekala Tanrı öldüyse o zaman sonunda iyi-kötü kavramlarının ötesine geçebiliriz. Çökmüş ahlak sistemleri öneren dinleri, en dindar olanı en ahlaksız olan din adamlarını bir kenara atabilir, kendi gerçek ahlaki kavramlarımızı yaratabiliriz. Tanrı'nın ölüşü gerçek erdemlerin yükselişidir artık.
    Üstad Heidegger, Nietzsche'nin Tanrı öldü sözünün, Batı felsefesi ve metafiziğinin bütün kavramlarının yıkılıp baştan yazılmasına sebep olduğunu ve bir kırılma noktası yarattığını bu yüzden öne sürer.
    Ayrıca değinmek gerekir ki Varoluşçuluk(Existensializm) felsefesi savaş dışında iki büyük kaynaktan beslenmiştir, bunların biri Hegel(Kirkegaard nedense çok içerlemiştir bu zata) diğeri Nietzsche'dir. Çünkü Stirner baklayı ağzından çıkaran ilk filozofsa(W.Adorno), Nietzsche bütün Avrupa'ya 'bakla ithal eden' bir filozoftur.
    Hakikatin değeri ve ne'liği üzerine yaptığı sorgulama ayrıca Post-modernist ve Post-yapısal anlayışın/felsefenin ortaya çıkışına ön ayak olmuştur. Buna etkilediği bir ton önemli ismi de ekleyebiliriz. İlk aklımıza gelenler; Cioran, Bataille, Camus, Sartre, Foucault, Zweig, Hitler, Palahniuk, Musil, Adler, Jung, Hesse gibi dehalar.
    Düşüncelerinden beslendiği kişilerse tabii ki Schopenhauer (Bkz. İstenç ve tasarım üzerine) başta olmak üzere Sokrates, Platon, Spinoza, Dostoyevski(Yeraltından notları coşkuyla okuduğu söylenir), Hegel, Kant, Stendhal, Montaigne, R.Waldo Emerson ve hatırlamadığım diğerleri.

    Toplumun her kesimi kendi kabiliyeti ölçüsünde felsefe okuyabilir, anlayabilir. Felsefi doktrinlerin asıl hedef kitlesiyse sürünün cehalete yönelimi karşısında tek aydınlatıcı olan entelektüel-aktivist kitledir.
    La Mettrie der ki; "Felsefenin nüfuz edebileceği kişiler sadece halihazırda aydınlanmış ve korkacak hiçbir şeyi olmayanlardır."
    Zerdüşt de pazaryerinden vazgeçer bu yüzden. O kulakların duyacağı ağız olmadığını fark eder. Masadan en son kalkanlara, hakikati damla damla içmeye çalışan ve toplumun, dinin dayattığı bütün ahlaki ilkeleri darmadağın edip kendi erdemlerini yaratanlara seslenmeye başlar. Tanrı yoksa korkuya da gerek yoktur, korkunun olmadığı yerde de ahlak ve aydınlanma bir çiçek gibi açmaya, yayılmaya başlar.

    Böyle homurdandı Samet Ö. ve kendi mağarasının yolunu tekrardan adımlamaya döndü.
    "Karanlık dağlardan doğan bir sabah güneşi gibi parlak ve güçlü."
  • Günlerin kötü geçiyor
    Umudun yok soranın yok
    Sorunun çok
    İsteğin yok
    Gelenin yok
    Yorgunsun çok karışık kafan
    Unut her şeyi
    Sorgulama boşalt içini
    Uyan artık geriye bakma
    Hayat kısa durma orda
    Geçmez günler unut kendini bu hayat zor var mı çaresi
    Zaman aksın hızına bakma
    Seni dinlemez nasıl olsa
    Bırak aksın seni de götürsün
    Hepsi hepsi hayat nasil olsa...

    İki versiyonu var, hangisini isterseniz :)
    https://youtu.be/U8IHna3l7xE
    https://youtu.be/RwUWEoUKTXk
  • 312 syf.
    ·Puan vermedi
    Okuduğumda üstün insan hakkında bilgiler edindiğimi düşündüm sonra tanrı ile sorgulamami yaptım fakat sorularıma cevap bulamadım okumuştum ama anlayamamıştım bunun sebebi de yetiştigim toplumdan kaynaklı sorgulama gibi basit bir şeyi yapamıyordum uzun zaman oldu kitabı anlamam ve bu süre de başka kitap okumadım anladığımda ufkum açıldı üstün insan süper kahraman gibi özellikli deil inandığı yolda yuruyendir ve tanrı bu ise karisamaz