Kendisini kayığın dibinde havasızlıktan çırpına çırpına, kuyruğunu çarpa çarpa can veren balıklara benzetiyordu. İnsanı boğan su o canlıyı yaşatıyor, kendisini yaşatan hava o canlıyı boğuyordu. Anlaşılmaz bir şeydi bu.
Asker kapıdan teslim olmuş vaziyette giriyor. Hayatında bire bir böylesine bir güç, erk, iktidarla karşılaşmamış bir insan kurallar manzumesi içinde kendini bulunca, sorgulama imkânı bulamadan söyleneni kabul ediyor, kabullenmezse, zorla... Ne söylenirse yapacaksın, yapmadığın takdirde, işte yargı, işte cezaevi... "Bütün aptal köy çocuklarını komando yapmışlar" diye espriler yapıyorduk. İğneden korkarlar, "dağlarda kelle koltukta gidiyorsun" diyordum. Bir siyasi çocuk vardı, "iğne deme, üç kurşun girsin," diyordu, ironiye bak, iğneden korkuyor, ertesi gün ölüp ölmeyeceğini bilmediği büyük bir çatışmaya giriyor..