"SONRA BİRDEN UYANDIM"
"Dünya tam da bıraktığım gibi ve bunda insanı ferahlatan bir yan var sanırım, öyle değil mi? Ne kadar uzağa giderseniz gidin, geri dönebileceğiniz bu yerin, bu dayanak noktasının hep var olması gibi.
Ev. Ya da ona benzer bir şey. Bilmiyorum."
Dünya garip bir salgının pençesinde. Etrafta canavarlar var. Bazıları tam da yanı başımızda, belki en sevdiklerimiz. Zemin çatırdıyor, güvenilir hiçbir şey kalmamış gibi. Peki ya kendimize bile güvenemiyorsak?
Yazar, bu soruyu, içimizi kemirecek kadar gerçekçi ve katmanlı bir biçimde soruyor biz okuyucularına.
Gece demek karanlık demek. Karanlık demek iç hesaplaşmanın zihni basması demek. İç hesaplaşma da envaiçeşit canavarı ininden çıkarır.
Bir gece vakti, bir iç hesaplaşma ve ininden çıkmış canavarlar… Ancak bu canavarlar sandığımız gibi değil. Bazıları belki tam da yanı başımızda. Belki de aynada gördüğümüz.
Dünya tuhaf bir hastalığın etkisi altında. İnsanlar canavarlaşıp diğer insanları – ailelerini bile – parçalayıp yemeye başlıyor. Bu kaostan kurtulmaya çalışanlar, kaçanlar, sevdiklerinin canavarlaştığını görmemek için onları yakanlar, yok edenler, tüm bu karmaşanın içinde akıl sağlığını korumaya çalışanlar. Enfekte olanlar, iyileşenler, bağışıklığı olanlar.
Spence, Ironside tesisinde kalan “iyileşmiş” hastalardan biri. Dışarıdaki kıyameti reddetmiş, vicdan azabıyla boğuşuyor. Ta ki Leila gelene kadar. Leila’nın aklına sığmayan bir planı var ve Spence’in yardımına ihtiyacı var. Ama işte asıl mesele şu: Kimin hasta, kimin sağlıklı olduğuna iktidardakiler karar verirken, neyin gerçek olduğunu nasıl bileceksin? Hastalık zaten algınıla oynuyorsa…
Mira Grant’ın Parazit üçlemesinin ve Stephen Graham Jones’un gerilim dolu anlatısının izinden giden Devlin, bu kez bize “canavar salgını” üzerinden bambaşka
Yazardan okuduğum ilk kitaptı ve maalesef ki yanlış yayınevi seçmemden kaynaklı biraz pişmanım. Sizler Japon edebiyatı okurken özellikle de osuma dazai gibi psikolojiyi bu kadar karamsar ve güzel betimleyen bir yazar için çevirmenin önemli olabileceğini gözden kaçırmayın neyse kitabın konusuna dönersek eğer savaştan sonra çöken aristokratik aile yapısını ve ailenin maddı manevi dağılımına şahit oluyoruz ben ana karakter kazukoya odaklanmak isterim sürekli ahlak kurallarını hayattını sınırlandığını ve ahlaksızlığın yaşamak için tek yol olduğunu vurgulamasının alt mesajı ya da çok pislik bir adama aşık olup sadece aşkı için bir çok değerden vazgeçmeyi göze alması bana bi ara aşkı sorgulattı yani gerçek aşk mı bu ya da gerçekten aşk böyle bir şey mi diye genel itibari ile sürükleyici ara ara sorgulatıcı başarılı bir eser
Batan GüneşOsamu Dazai · Ren Kitap · 20254,550 okunma
•Bazı kitaplar sadece bir hikaye anlatmaz insanın en gizli köşelerine ayna tutar ve okuru kendi iç dünyasıyla yüzleştirir. Yatılı bir okulun duvarları arasında geçen olaylar, ilk bakışta sıradan bir büyüme hikayesi gibi görünse de aslında kimlik arayışı ve aidiyet üzerine sarsıcı bir sorgulama sunar. İşte Öğrenci Törless'in Bunalımları da böyle bir eserdi.
•İnsan psikolojisini alışılagelmişin dışında bir üslupla ele alırken zihinde cevaplanması zor sorular bırakıyor ana karakter Törless üzerinden insanın ruh halini, karanlık noktalarını ve karmaşık yönlerini izlemek mümkün yazar, hayatın tam içinden bir karakteri semiş ve bir insanın karşılaşabileceği en yalın sorunları titizlikle gözlemlemiş karakterin yaşadığı ruhsal bunalımlar ve zihnini kurcalayan çelişkiler, aslında pek çoğumuzun zaman zaman hissettiği ya da geçmişte tecrübe ettiği tanıdık duygulardır.
•Bir gencin gözünden dünyayı anlamlandırmaya çalışmak ve duyguları en ham haliyle keşfetmek hem etkileyici hem de derinlikli bir deneyimdi fakat anlatımdaki bu derinlik okunanları sindirmek için sakin bir ilerleyiş istedi her sayfayı zamana yayarak okumak, metnin derinliğine nüfuz etmemi ve anlatılanların zihnimde yer etmesini sağladı. Psikolojik yönü kuvvetli, gerçek anlamda sorgulatıcı bir okuma arayışında olanların bu esere mutlaka şans vermesi gerekir.
Kitapla Kalın
Yine kimsenin görmek istemeyeceği bir kahraman: Bir insan kaçakçısı. Ve akla hayale gelmeyecek bir kurguyla derinlikli, sorgulatıcı ve iç parçalayıcı. Resmen dünyanın pisliğini kusan bir roman. İnsanlıktan daha ne kadar çıkılırsa, ondan daha...
DahaHakan Günday · Doğan Kitap · 202517,1bin okunma
YER YÜZÜ ŞAHİTLERİ / Ahi Aratoğlu
@ahi.aratoglu
@nihllck.kitap
@amoreyayingrubu
“Öyle kolay mı sandın dünya pazarını, gelip görüp gitmek.
Mutlaka bir bedeli olmalı bu gelmenin ve gitmenin…”
Öncelikle şunu belirtmek isterim. Yazarın kalemi anlatımı aşırı etkileyici ve düşündürüp sorgulatıcı bir yanı var. Kitabı okuduktan sonra günlerce düşüneceğim soruların etkisi altında kalıp cevap aramaya başladım. Yaşadığımız her an, bir daha karşımıza çıkmayacakmış gibi yaşadığımızı bize hatırlatıyor. Biz insanoğlunun attığı her adımın yer yüzüne kaydedildiğini, biz öldüğümüzde bile hiç birşeyin yaşanmamış sayılmayacağını ve üstünün örtülmeyeceğini ayetlerle vurgulamış yazarımız.
Hakikat asla kaybolmaz, her bir insanın dünyadan geçip gittiğinde ki izi silinmez algısını yansıtıyor ve gerçeklerle yüzleşmemizi sağlıyor kitabımız.
Bu dünya gelip geçici diyip bir çok davranıştan kendimizi asla alıkoymuyoruz ya, işte bizim en büyük günahımız budur. Kendi davranışlarımıza kendimiz şahit olarak en büyük kanıtı oluşturuyoruz aslında, Rabbim görmedi veyahut kuluna acıdı görmezden geldi peki ya biz kendi hatamızı nasıl görmezden geleceğiz şahitlik ehline geçtiğimizde?
Hem feyz alıp hemde binlerce düşünceyle sarsılabileceğimiz ve bizlere ışık olabilen bir kitaptı, ben çok şey fark ettim en çokta hakikati, sizlere şiddetle tavsiye ediyorum kendi benliğinizle yüzleşme vakti gelmedi mi sizce?