Kızgın bir güruh göz önüne getiriniz. Yumruklar sıkılmış, gözler dönmüş, ağızlar köpürüyor, bağırıyor, küfür ve hakaret savuruyor... Bu güruh hiç riski olmayan bir suç işlemenin vahşi zevki ile kendinden geçmiş. Sopalar, meşaleler, tabancalar, ipler, bıçaklar, makaslar, yakıcı maddeler, hançerler, kısaca öldürücü ve yaralayıcı ne varsa hepsi ile donanmış.
Bu insan denizi içinde itilip kakılan, vurulan, ayakaltında çiğnenen, yırtılan, dilim dilim dilinen, öteye beriye sürüklenen, kanlar içinde kalan, ölen bir siyah vücut enkazı göz önüne getiriniz.
Güruh, linççiler güruhudur. Onların yırtıcılığına uğramış ceset siyah adam cesedidir.
Bir kin ve canavarlık dalgası içinde linççiler siyah adamı bir ormana yahut genel bir yere sürüklerler. Bir ağaca bağlarlar, üzerine gazyağı dökerler, yanmaz bir madde ile örterler. Ateşe verilmesini beklerken dişlerini teker teker kırarlar. Gözlerini çıkarırlar. Kafa derisinden parçalar alarak, onu kanlı bir kafatası halinde soyarak kafasından kıvırcıklı saç demetleri koparırlar. Zaten darbelerden çürümüş vücudundan küçük et parçaları kopar. Siyah adam artık bağıracak durumda değildir; dili kızgın bir demirle şişirilmiştir. Bütün vücudu yarı ezilmiş bir yılan gibi kıvranmakta ve titremektedir. Birden bir bıçak iner: bir kulağı yere düşmüştūr... Öf, ne kadar siyah! Ne kadar çirkin! Ve hanımlar onun yüzünü yırtarlar...
Biri: "Yakın!" diye bağırır; başka biri: "Yavaş yavaş pişirecek şekilde yakın!" diye ekler.
Siyah adam kızartılarak yakılmıştır. Fakat bu da yetmez. O iki defa ölümü hak etmiştir. Bunun için şimdi de onu, daha doğrusu cesedinden ne kaldıysa onu asarlar. Ve pişirme işine yardım edemeyen bütün oradakiler şimdi alkış tutup bağırırlar:
"Hurra!"
Herkes yeter derecede tatmin olunca ceset aşağı indirilir. İp parça parça kesilip