Güneşin battığına üzülüp ertesi gün doğacağını bilmek kadar alışılmış benliğim, gerinme artık. Yer kalmadı, çok kişiyiz. Pata küte insafsızca savurgan saldırgan delilik, eskimedikçe paslan artık. Neden hep aynı sataşmaya çıkıyor bu tüm ağırlık, bir yere basıyor. Çok dalıyormuşum. Düşündüklerim görmeme engel oluyor. Evet ağaç vardı orada, dabulü kişisi sesini -ki sesi reflüydü- çıkarınca tanıdım. Gözü balığa benzetir insanlık. Balinalar nasıl hoyrat ah bir bilseniz, anlayabilseniz, anlatabilsem... Uyurken sırtım açıkta kalıyor hep ondan. Mavilere çorap satan yer var mı? Neden bu soruyu sordum ki şimdi? Sahi ne diyordum lan ben. Bir dakika...
Gecenin bittiğine kaşını büzer mi bir insan? "Kaş değildir o şaşkın." Biliyor musun, her Kasım'da kaşım kaşınır, kaşıdıkça yıpranır, ak düşer. "Seni iyi görmedim bu gece." Diyen görünmüyor ki bize. Nereden geliyor bu cümleler? "Böyle gitmez biliyorsun değil mi?" Çok soru soruyorsun telmihli telmihli. Yer miyim hiç? Ki sana n'oluyor, hadsizleşmeyelim istersen. "Sen var oldukça varım ben, bunu bildiğinden emin olmalısın." İçim çok kalabalık, arkaya doğru ilerleyelim lütfen. Kafam almıyor. Direksiyondaki ben miyim onu da bilmiyorum ya. Nereye gidiyoruz lan biz? bakıyor gözlerim. Yol çok katarakt. Kim bindirdi zürafayı en arkaya? "Öne gelin öne ağırlık verelim! Haşmetlünün kalkacağı yok." Gelin hepiniz gelin! Ulan gidişat karaborsaya giriyor. İnin yetti artık. Tamam şimdi binin, ölümüme kadar dip dibe gireceğiz hiçliğe. Hava yastığı çalışıyor muydu? "Denemek lazım." Atın şunu dışarı, hanginizin eseri bu, dikkatimi bozuyor. Adınızı sanınızı bilmediğim yolcular! Varsa eğer Tanrı hepinizin bavulunu kaldırsın! "İnanır mısın hiç kalmamış." Aaaaaaaaa! Gittiğimiz yol yol değil. Direksiyonu zamana verin. O daima uyanık. En azından salak