Yine yıllar yılları kovaladı ve Wendy'nin bir kızı oldu. Bunu mürekkeple değil yaldızlı boyayla yazmamız lazım.
Adı Jane'di ve yüzünde hep tuhaf, sorgulayıcı bir ifade vardı, sanki anakaraya geldiği andan itibaren sormak istediği bir sürü soru varmış gibi. Onları soracak yaşa geldiğinde, bu sorular genelde Peter Pan'le ilgiliydi. Peter hakkında konuşulmasına bayılıyordu, Wendy de ona, tam da o meşhur uçuşun gerçekleştiği çocuk odasında, hatırlayabildiği herşeyi anlatıyordu. Orası şimdi Jane'in odası olmuştu, çünkü babası, artık merdivenlerle arası pek iyi olmayan Wendy'nin babasından taksitle satın almıştı o evi. Bayan Darling ise vefat etmiş ve unutulup girmişti.
Artık çocuk odasında sadece iki yatak var: Jane'in ve dadısının yatakları.
Onlar nasıl kimseler? Hiç tanımıyorum. İslam’ı yaşayan, namaz kılan, oruç tutan mütedeyyin insanlar hakkında bilinçaltımda gençliğimde aşılanmış olan negatif vurgulardan dolayı birçok soru işareti var. Daha sonra düşünüyorum ve bu bana çok dramatik geliyor, bizi nasıl korkutmuşlar... Türkiye’de yaşayan ehli dünya insanlar, dindar kardeşlerine karşı ne kadar negatif, paronoid şeyler geliştirmişler.
"Çürük yiyeceğe benziyor kokusu. Astrofaj normalde bu kadar pis kokmaz. Normalde doğru düzgün bir kokusu olduğu bile söylenemez.”
“Astrofaj canlı. Belki Astrofaj çürüyebiliyordur.”
“Astrofaj çürüyemez,” diyorum. “Nasıl çürüsün – AH, HAYIR! AH, TANRIM! OLAMAZ!”
Rocky tünelinde koşturuyor. “Sorun ne, soru?”
“Hayır, hayır, hayır, hayır...” diyorum, sonuncusunda sesim ciyaklıyor. Kalbim boğazımdan çıkacak gibi atıyor. Sanırım kusacağım. Yüzümü merceğe dayıyorum ve en büyük korkularım gerçeğe dönüyor. “Ah, Tanrım.”
“Sorun ne, soru?!” Rocky’nin sesi normalde bir oktav daha yüksek.
“Taumip. Jeneratörlerde Taumip var.”