Andy Weir

Andy Weir

8.5/10
860 Kişi
·
1.606
Okunma
·
79
Beğeni
·
3.311
Gösterim
Adı:
Andy Weir
Unvan:
Amerikalı Yazar
Doğum:
ABD, 16 Haziran 1972
Amerikalı yazar Andy Weir çıkış romanı olan Marslı ile tanınmaktadır. Kitap Goodreads okurlarına göre 2014'ün en iyi bilim-kurgu romanı seçilmiştir.
"Müslümanlar insanlara karşı eğilmezler," dedi Rudy. "Muhammed Peygamber bile kimsenin ona karşı eğilmesine izin vermemiş. Sadece ve sadece Allah'a karşı boyunlarını eğerler. Başka kimseye değil."
Andy Weir
Sayfa 159 - İthaki Yayınları, 2018. Çeviren: Emre Aygün
Küçük boyutlu basınç alanlarında karşılaşılan sorun CO₂ zehirlenmesidir. Dünyadaki tüm oksijene sahip olun, CO₂ seviyesi yüzde 1'in üzerine çıktı mı uyku bastırmaya başlar. Yüzde 2'de sarhoş gibi olursunuz. Yüzde 5'te bilincinizi kaybetmeniz an meselesidir. Yüzde 8 sizi eninde sonunda öldürecektir. Hayatta kalmak oksijenle alakalı değildir, CO₂'ten kurtulmakla alakalıdır.
Andy Weir
Sayfa 263 - İthaki
...En büyük tehlike umudunu kaybetmesi. Eğer hayatta kalma imkanı olmadığı sonucuna varırsa, çabalamayı bırakacaktır.
Babamdan öğrendiğim bir şey: Verdiğin sözü her zaman tut.
Andy Weir
Sayfa 55 - İthaki Yayınları, 2018. Çeviren: Emre Aygün
Fabrikalar yeniden inşa edilebilirdi. İnsan hayatı edilemezdi.
Andy Weir
Sayfa 44 - İthaki
Dünya üzerinde olmayan her hangi bir yere, hiçbir ülkenin sahiplik iddia edemeyeceğini söyleyen bir uluslararası bir anlaşma var. Başka bir anlaşmada da, eğer herhangi bir ülkenin toprağı üzerinde değilseniz, deniz hukukunun geçerli olduğunu söylüyor.
Yani Mars "uluslararası sular" sayılıyor.
Andy Weir
Sayfa 294 - İthaki
Ben bir işte çalışmak istemiyorum. Ben büyüdüğümde zengin olmak istiyorum.
Andy Weir
Sayfa 33 - İthaki
Bilimkurgu kitapları genelde benim ilgimi çeken kitaplar olmamıştır ama bu kitap beni kendine çekti. Filmini de izlemek istiyorum bir an önce hayalimdeki marslı kitabını bir de canlanmış şekilde görmek zevk verici olur. Kitabın bazı bölümleri sadece yapılan şeylerin tanımı da olsa biyoloji, kimya tüm derslerime yarar sağladı resmen gördüğüm konuların örnekleri gibiydi. Çok eğlendim okurken.
Gezegenlerin her biri, isimlerini mitolojik karakterlerden almıştır. Artemis, kökeni Yunancadan gelen yine mitolojik bir kelimedir.

Dünyadan gelen az sayıda insan, birkaç kabarcıktan oluşmuş bir şehre ayak basıyorlar: Artemis. 2000 civarında insanın yaşadığı bu şehri adlandırıyorlar aynı zamanda. Para birimi, konaklanılan oteller, barlar, farklı maceralar yaşamak isteyen turistler, katmanlar, koridorlar, taşçılık işleri ile romantik bir şehir oluşuyor gözümüzde. Fantastik olmamakla birlikte yakın geleceği konu alan bir “Bilim” eseri olarak da tanımlayabiliriz Artemis’i.

Jasmine Bashara. Kısa boylu, kurnaz ve esprili; araştırıcı, çalışkan ve her gün üzerine koyarak ilerleyen bir kadın. Hiçbir zaman kahramanlık peşinde koşmayan, sadece zengin olmayı arzulayan, şehrin altını üstüne getiren Suud uyruklu bir kadın. Cinsellik konusunda rahat davranan bir kadın karakter oluşturulmasının altında mesaj yattığını söyleyebiliriz. Bir erkeğin alışkın olduğu rahat davranışların aynısını bir kadının göstermesi Weir’in feminizme ayna tutması olarak yorumlanabilir. Jazz’ın dilinden çıkan mizahsal argo ve küfür bu bağlamda değerlendirilmelidir.
Evet, olaylar Jazz’ın dilinden aktarılıyor. Anlatım, çoğunlukla Jazz’ın gördüğü ve planladığı olayları diğer karakterlere aktarması şeklinde oluşuyor. Kitapta yer alan teknik hava ile anlamlandırılması güç terimler, bölümlerin sonunda yer alan Jazz ile Kelvin’in özet niteliğindeki mailleriyle açıklığa kavuşup bu problemi minimum düzeye indiriyor.

Bir suç işliyor karakterimiz. Hasat araçlarını sabote ediyor, sabotaj suçu ile beraber kaçakçılık işine de bulaşan Jazz için hayatta kalmanın tek yolu her şeyi bilen Sanchez Alimünyum’u (şirket) durdurarak kendini temize çıkarmak. Tanınmamak için peçe takıyor kimi zaman; işlediği suçlar nedeniyle tanınmaması için elzem olan bir yöntem olarak görüyor bunu. Yakalandığında dünyaya, yani ülkesine gönderilerek cezalandırılacak; fakat bir kadın olarak ülkesinde, karşı cinsinden daha ağır yargılanıp ceza alacağını da biliyor. Çokça farklı kültürlerden bezenen Weir, karaktere bir Arap kökeni vermesiyle riski artırma düşüncesi de oluşturmuştur sanırım. Farklı kültürlerden karakterlerin romanda önemli kişiler olup, o kültürlerden bilgi vermeleri, Weir’in araştırıcı bir kimlik taşıdığını da gözler önüne seriyor. Entel bir kişinin dilinden süzülen akıcı ve anlamlı cümlelerin sonunda argolu bir küfür kendini gösterse de durum pek değişmiyor. Marslı’daki ince mizahlar Artemis’te yerini avam bir dile bıraksa da, Farklı bir evrendeki macera, merak bilgi ve gizemin etkisinin çok canlı olduğunu söyleyebilirim.

Jazz’ı sevemedim. Bencil ve kötü bir karakter çizilmesine karşın, güçlü ve “kendi yolunu kendi çizen” bir kadın her zaman takdir edilmeye değer ne de olsa.
#27496820


0’ın altında ve üstünde seyreden kabarcıklar bir şey ifade ediyor: Üst seviye arttıkça zenginlere hitap eden bölgeler, alt seviyesi alçaldıkça fakirlere hitap eden bölgeler oluyor. Jazz, Conrad kabarcığında -7’ye iniyor. Soğuyan, daralan, kötü şartları olan bir şehir. Böyle bir yapı içerisinde doğal olarak o durumda yaşayan Ploretarya sınıfının yansımasını net olarak görüyoruz burada.

Yakın geleceği konu alan, henüz tanışmadığımız ve görmediğimiz olaylar zincirlerine sağlam bir kurgu oturtulması elzemdir. Bilimkurgu kelimesinden ikinci kelime olan Bilim-“kurgu”nun önemini söylemeye gerek var mı? Bu önemli bir mevzu, e Dostoyevski okumuyoruz sonuçta.

Kitap biter ve delice sorular hâlâ havadadır. Şu oksit neredeydi, nasıl birbirlerine bağlanıyordu vs vs. Birçok şey havada kaldı fakat Weir'in gizemli ve mizahsal dünyası tek başına beğenerek okumam için yeterli sebepti. Artemis’i Marslı’dan sonra okumam kendi adıma talihsizlik olabilir, ama iyisi mi önce Artemis’ten başlayın derim.

Keyifli okumalar.
"Marslı" büyük eserdir. Gelmiş geçmiş en iyi romanlardandır. "Marslı" büyüktür, tam bir prestij numunesidir!

İlk önce, bize bilim-kurgu romanından daha fazlasını sunduğu için Andy Weir'e teşekkür etmek isterim. Ben, hayat-kurgu diyorum buna. Hayat şartlarının olmadığı bir yere bilimle hayat şartlarını "taşıma" çabalarını kurgulamıştır. Büyük bir maceraya büyük bir heyecanla başladığımız gibi, büyük macerayı büyük heyecanla da bitiriyoruz.Mars'tan bahsediyoruz; ölümden başka hiçbir şeyle öldüremediğimiz UMUT'un dahi anlamını yitirdiği bir gerçeklikten. Burada her şey bilimle anlam kazanıyor.Hesaplar o kadar ince ve bilimsel ki, küçücük hata bile ölüm demek. Romanı okurken Mark Wattney gibi her anınızın ölümle burun buruna mücadele vererek geçtiğini hissedeceksiniz.

"Marslı" edebiyatta yeni bir türün -hayat kurgu'nun- başlangıcı olmalıdır. Evet, olaylar Mars gezegeninde geçiyor daha çok ve kurgusu da bilinen bilim-kurgudur. Fakat her kim bu romanı bilim-kurgu eserleri listesinde sıralasa da ben asla bunu yapamam; "Marslı" hayat-kurgu romanıdır. Zannetmiyorum ki bu güzide eser bize bilimsel veya teknik detaylar vermek ve Mars gezegeninde çaresiz kalmanın gerilimini yaşatmak için yazılmış olsun. Bana göre bu roman, bu kurgu Dünya'mızı anlatıyor, onun farkında olamadığımız gerçeklerine dikkat çekiyor, bıktığımız, anlam bulamadığımız, bunalıma girdiğimiz, nimetlerinin değerini bilmediğimiz dünyamızı bize olumlu anlamda inşa etmenin çabasını, mesajını veriyor. Bu yüzden kızıl gezegende mahsur kalıyoruz, oksijensiz kalıyoruz, yaşamımızı sürdürmek için bir hayat inşa etmemiz gerektiği durumda kalıyoruz. Ve bunun muazzam çilesini veriyoruz. Mars'taki yaşamımız ölümle mücadele ötesine varamıyor. Meğer ki Dünya'mızda da böyle değil midir?! En basitinden örnek olarak bir ağacın varlığı, bir ormanın ve yeşilliğin olmasını gösterebiliriz. Karbondioksidi alırlar, oksijen bırakırlar. "Kıyamet kopacağını bilseniz bile elinizdeki fidanı dikiniz" hadis-i şerifini tam da burada hatırlatmakta oldukça yerinde olacaktır. Tüm ağaçları ve yeşilliği mahvettiğimizi düşünelim. Mars'a gitmeye gerek kalmaz, Mark Wattney'in çilesini kendi gezegenimizde de tecrübe edinebiliriz. Nefes alamadığımız sürecin ötesi ölüm değil mi?! Üzücü değil mi hayatımızın ölümle mücadele üzerine kurgulanmış olduğunu bilmek; farkında olarak veya olmayarak. Marslı'nın aile, anne, okul, bilimin önemi, bize sunulmuş hayatın ne kadar muazzam bir nimet olduğunun farkında olma...gibi anlatmak istedikleri var. Siz Hermes'in nereseine takıldınız? Dünya'nıza dönünüz; mektubu götürüp annenize gösteriniz ve ona sarılınız, arkadaşlarınıza koşunuz ve onlara içtenlikle bakış atınız, okula gidiniz hocanızdan çiçek yetiştirmeyi öğreniniz.

Ahh.. "Marslı"!.. İnanıyorum ki en iyiler arasında kendine yer edineceksin ve yerinde sabit kalacaksın.

Anlatılacak çok şey var.Bu 'çok şey' diye tabir ettiklerimi her kesin okuyup kendince anlaması en doğrusu.

Keyifli okumalar!..
Anahtar Kelimeler: Andy Weir, Marslı, Bilim-Kurgu, Uzay Araştırmaları.

Edinilen her yeni bilgi, bir başka bilgiye kapı aralıyor ve insanın keşfetme, bilgiye sahip olma arzusu bu döngü içinde asla tatmin olmuyor. Bu tatmin arayışı insanlığın bilimsel anlamda daima ilerlemesini sağlıyor. Öyle ki, bir önceki çağın birikimleriyle ilerleyen bilim dalları artık geçmiş yüzyılların insanlarının hayalini kurduğu şeyleri bugünün insanına yaşatıyor. Bugün hayali kurulan şeyleri de olasılık ki gelecek yüzyılın insanları yaşayacak. Aslında bu gelecek yüzyıldan da erken olabilir. Çünkü bilimin ilerleyiş hızı, geçmiş zamanlardaki durum göz önüne alındığında hayli arttı. Yani, günümüzdeki bilim insanları geçmiştekilerden daha çabuk sonuca ulaşıyor. Bunda teknolojik gelişmeler, iletişim avantajları, yetişmiş beyinlerin fazlalığı gibi durumlar etkili elbette. Yine birikim!

Bilimsel birikim genellikle insanlığın yararına sonuçlar verse de kimi zaman da insanlık için bir tehlike. Bilimsel gelişmelerin insanlığa zarar vermesinin iki nedeni var. Birincisi amaçlanan hamlenin hâlihazırdaki birikimden daha fazlasını gerektirmesi ve bundan dolayı da bazı deneylerin kazayla sonuçlanması. Bu kazalarda bazı bilim insanları ya da topluluklar bilim için sağlıklarından hatta yaşamlarından olabiliyor. İkincisi ise bilimsel ahlâkın oluşmaması. İkinci neden bilimin “kötü insanlar”ın eline geçmesi olarak da basitçe ifade edilebilir. Bilimsel ahlâk olsaydı Hiroşima ve Nagazaki olur muydu?

Andy Weir, Marslı’nın başındaki üç beş satırlık biyografisine göre çocukluğundan beri programlarla uğraşan bir yazılımcı. Mesleği Weir’e bilim-kurgu romanı yazmak konusunda önemli bir avantaj sağlıyor. Weir bunu kimi yerlerde hakkıyla kullansa da bazı yerlerde bilimsel kimliği bazı dezavatajlar yaratıyor.

Weir’in kitabı, NASA’nın bir projesinin kazaya uğraması ile Hermes isimli uzay aracındaki altı mürettebattan birinin -Mark Watney’nin- Mars’ta –amiyane tabirle- mahsur kalmasını ve kurtarılana kadar da Mars’ta verdiği yaşam mücadelesini konu alıyor. Marslı’nın kurgusallığı gerçeklerden çok da uzak sayılmaz. Çünkü günümüzün uzay araştırmaları bunların mümkün olabileceğini kanıtlamakla birlikte gezegenler arası bir yaşamın da sağlanabileceğine dair ipuçları veriyor. Yani Weir, birçok bilim-kurgu romanına göre daha yakın bir geleceği kendine zaman seçmiş.

Roman astronot Watney’nin uzayda tuttuğu görev günlükleri, yazışmalar ve üçüncü kişili anlatıcının araya girdiği bölümler olmak üzere çok sesli ilerliyor. Günlük anlatım tekniğinin kullanılması olayları sıcağı sıcağına takip etmeye olanak verirken yazışmalar ve üçüncü kişili anlatıcının kullanılması da tekdüzeliği kırıyor.

Mark Watney, bir botanik mühendisi olmasına rağmen kimyadan uzay bilimlerine kadar her alanda ciddi bir bilgiyle donatılmış bir karakter. Kitabın sayfalarını devire devire ilerlerken Watney’nin donanımı nedeniyle gerçekten çok uzak idealize edildiği düşünülebilir. Ancak Nasa’nın bir proje için Mars’a gönderdiği altı kişinin sıradan bir bilgi birikimine sahip olması da beklenemez. Yani Watney, Mars’a gönderildiğine göre dünyanın en iyi altı astronotundan birisi. Dolayısıyla Watney’nin “mükemmelliği” abartılı gibi dursa da aslında olması gereken.

Watney’nin Mars’ta hayatta kalması için hemen her hamlesini doğru yapması, yanlış hamlelerinin de canını almayacak kadar ufak hatalar içermesi gerekiyor. Watney, kurtarılma planının gerçekleşmesini beklerken olumlu-olumsuz pek çok aksiyon yaşıyor. Marslı’da aksiyonun bolluğu çoğu okurun aradığı bir dozda. Ancak yaşamın olmadığı bir gezegende başına gelebilecek olayların sınırlı olduğu düşünülürse de bazı olayların birbirine benzemesi normal karşılanmalı. Watney’nin problemlerle mücadele etmesi bilgiye sahip olmanın yetmediğini, bilginin orijinal fikirlerle yeni durumlara uyarlanması gerektiğini de gösteriyor. Bu aslında dünyada da böyle. Bilgi insanın o kadar yanı başında ki artık ona sahip olmak yetmiyor. İnsanın bu ulaşılabilir bilgiyi diğer insanlardan özgün dönüştürmesi ve fark yaratması gerekiyor.

Marslı’nın bilim-kurgu dalında bir standardı yakaladığının söylenmesi mümkün. 416 sayfa boyunca bilime doyuyor okur. Marslı’ya yöneltilen eleştirilerden birisi kitabın çok fazla bilimsel terim içerdiği. Kitabın fazla bilimsel terim içerdiği doğru. Fakat bu terimlerin hepsi adeta bir öğrenciye ders verir gibi tek tek açıklanıyor. Dahası yazar Watney’nin ağzından, yapılan operasyonlar sırasında işe yarayacak hamleleri de işe yaramayacak hamleleri de uzun uzun açıklıyor. Bu bakımdan Marslı bir laboratuvara benzetilebilir. Bu da okurun bu kadar gergin ve hataya yer olmayan bir durumda hangi hamlenin neden seçildiğine ya da seçilmediğine ikna olmasını sağlıyor. Dolayısıyla ne terimler ne de bilimsel hamleler havada kalıyor. Eğer Watney’nin anlattıkları okura ulaşmamışsa bu da okuru ufak bir araştırma yapmaya sevk eder ki bu da felsefi söylemlerin son derece az olduğu bilim-kurgu romanlarının işlevlerinden en önemlisi.

Watney’nin Mars’taki macerası okuru peşine takıp sürüklerken gözden kaçan bir nokta var: Madem ki bir kaza oldu, Watney’nin öldüğü zannedildi. Neden NASA Watney’nin cenazesini dünyaya getirmek yerine hem ekonomik hem de bilimsel çıkarlar adına onu orada bırakmayı tercih etti. Halikarnas Balıkçısı’na göre denizde ölenler denizde kalırlar da Weir’e göre uzayda ölenler de uzaya mı gömülürler? Burada bilimsel ahlâk meselesine tekrar dönülüyor. Zaten bu konuda romanın bazı bölümlerinde hem Çinli bilim insanlarından hem de Watney’nin kendisinden NASA’ya ve dolayısıyla da bilim dünyasına cılız eleştiriler yöneltiliyor.

Marslı’nın zayıf noktalarından birisi kurgunun kitabın sonunda olabilecekleri tahmin etmek için okura müsaade etmesi. Okurken sonun ne olacağını bilen okur bunu anladığı andan sonrasında akışı izliyor yalnızca. Öte yandan roman, insan yaşamına uygun olmayan koskoca bir gezegende tek başına kalan bir insanın psikolojik durumunun yansıtılması konusunda da okuru doyurmuyor. Karakterle ilgili verilenler genellikle problemlerle başa çıkışı. Psikolojisini nasıl idare ettiği değil. Bir diğer zayıf nokta da romanın bazı bölümlerinde bilimsel anlamda bazı hatalı ifadelerin kokusunun alınması. Bahsi geçen bilim dallarında yetkin olanlar koku almakla kalmayıp bu hataları tespit edip kurguyu çürütebilir.

Özet olarak Marslı, bir bilim-kurgu romanının iki boyutundan birini tam, diğerini de az eksikle karşılıyor. Bilimsel kısmı tamam ancak kurgusal kısımda bazı zayıflıkları olan bir roman. Dil bir bilim-kurgu romanından beklenildiği üzere bilimsel terimlerle örülmüş ancak bu bazı yerlerde akıcılığı olumsuz anlamda etkilese de anlaşılırlık konusunda olumsuz bir etkide bulunmuyor. Watney kendi doğal diliyle yer alırken dil zaman zaman da gülümsetiyor. Sürükleyicilik açısından hayli başarılı olan Marslı bilimin insanlığa ne gibi yararlar sağlayabileceğinin yanı sıra ne gibi zararlar verebileceğini de içeriyor.
Kitap, bir kaza sonucu Mars'ta kalan Mark Watney isimli bir astronotun hayatını konu alıyor.
Bu kaza sonucunda onun tek yapması gereken, birileri onu kurtarana kadar hayatta kalmayı başarmak.
Weir'in mekanik, astronomi ve insanlı uzay uçuşları üzerinde oldukça fazla kafa yorduğunu görebiliyoruz. Öyleki kitaptaki teknik terimlerin birbirleriyle nasıl bağlantılı olduğunu kavrayamama, ne anlama geldiğini bilememe gibi sorunlar kitabın ancak okunmasını zor hâle getiririr.
Bu terimlerden benim gibi bi-haber olanlar için, ilk sayfadaki harita kısmına göz atmak gerekir en azından.- Hab, Schiaparelli, Pathfinder vs gibi.-
Evet zorlandım, fakat olay örgüsü gerçekten harikulâde. Bazı kitapları zihinde canlandırmak ayrı bir keyiftir ya, işte onlardan bir tanesi.

Filmi de gayet başarılı. Watney, zihnimdeki Watney'di. Esprilerine yer verilmemesi biraz soğukluk havası bırakmış olsa da kitaba sadık kalındığını söylemek mümkün.
Kitap okumayı, her zaman film izlemekten önce yeğ tutarım, ama bu kitap için aksini söylemek bence daha doğru olacaktır, buna inanmalısınız.
Bilim-kurgu türünde sayısız kitap vardır belki ama 'Marslı' kadar sağlam olanların sayısı çok azdır eminim. Goodreads okurları tarafından 2014 yılının en iyi bilim-kurgu romanı seçilmiş. Şaşırdım mı? Hayır. Çok iyiydi, fazla iyiydi. Böyle bir kitabı yazmak için yapılan çalışmaları düşünemiyorum teknik detaylar,verilen bilgiler oldukça iyi bir olay örgüsüne oturtulmuş. Yazarımız Andy Weir'in oldukça eğlenceli bir anlatımı var. Sinemaya uyarlanmış olması da beni ayrıca mutlu etti, hemen filmini izlemeliyim. Okumayanlar durmanız hata. Kitabı alın, başlayın ve Kızıl Gezegen'in tadını çıkarın.
''Baş yapıtlarını ilk eserlerinde verenler yok olmaya mahkumdurlar.''
Bu sözü bir yerde okumuştum yoksa bana mı öyle geliyor, ünlü birinin sözü gibiydi galiba veya beş dakika da olsa ben ünlü olayım, benim sözüm olsun.:) Nihayetinde mantıklı bir söz. Bu sözün rotasına Andy Weir'i katmak istemiyorum lakin Artemis'de umduğumu bulamadım be arkadaş...

2014 yılında çıkan Marslı kitabıyla, tüm bilim-kurgu seven-sevmeyen insanların gönlünde taht kuran yazar Andy Weir, şüphesiz bir büyük başarı yakaladı. Türk okurlarının da çok büyük ilgisini çekti. Aradan geçen yıllar sonra okurlar, acaba yazarın ikinci meyvesi ne zaman gelir diye düşünürken, en nihayetinde 2018 başlarında elimize geçti. Sitede de çok sayıda arkadaşımız büyük bir beklenti içinde oldu. Bunlardan biri de bendim.:) Öyle ki elime geçtiği andan itibaren sanki ilk aşkımdan bir mektup gelmiş gibi hemen okumaya başladım. Sayfalar ilerledikçe de içimi bir hüzün kapladı. Çünkü ortalıkta ne Andy Weir ne Marslı'dan Mark Watney, ne de yazarın karakter üzerinden verdiği ince espriler vardı. Şimdi yazarın hakkını yemeyelim elbette vardı bir şeyler ama ne derler ilk göz ağrısı gibi, herhalde bundan kaynaklı bir durumdu tat alamayışım. Küfrediş şekli bile Marslı'da daha güzeldi yani.:) Kendi kendime dedim ki acaba karakter kadın olduğu için mi diye? Ama kitabın sonlarına geldiğimde biraz daha güzel geçti elbet. Aslında bu eserin ilkine göre basit kalışı tamamen kurgudan dolayı. Çünkü okuduğunuzda göreceksiniz ki kurgu, çizgi film gibi bir şey. Bir paragraf da eser içeriği için ayırayım:

Artemis ismini bildiğimiz gibi eski Yunan Tanrıçalarından geldiğini anlıyoruz. Apollo bile Artemis'in kardeşlerine verilen isim olduğunu görüyoruz. Okuduğum Limit kitabında da bu Artemis olayı geçiyor. Ünlü astronot Neil Armstrong'un uzay aracının ismi olan Apollo 11 de eski isimlerden geliyor. Şimdi Ay'da bulunan Artemis ismine gelelim: Dünya'dan buraya gelip yerleşmiş az sayıda insanların yaşadığı bir mahalle tarzı gibi bölgeye verilen isim. Burada da baş karakterimiz Jazz Bashara oluyor. Kısa boylu, kurnaz, esprili bir kadın. Fakat bazen boyundan büyük işlere karışıyor. Genç yaşına rağmen Artemis şehrinin altını üstüne getiriyor. Kimi zaman gülüyor, kimi zaman üzülüyoruz. Okurken sıkılmıyoruz fakat Marslı'yı okuyanın Artemis'i zayıf bulacağı inancındayım. Çünkü hep bir basitlik vardı. Yazarımız kendi idolünden gitmek istemiş ama 3-5 güzel espri, kurgunun gerçekten önemli bir mevzu olduğu anlayışının önüne geçemiyor malesef...

Bir de Andy Weir'i; Arthur Clarke, Isaac Asimov, Philip Dick gibi bilim kurguya önemli hizmetlerde bulunmuş yazarlarla kıyaslamamak lazım. Çünkü yazarımız saf bir bilim kurgunun ötesinde eserlerine kendi tarzından bazı şeyler katmaya çalışmış. En önemlisi ise keskin esprileri oluyor. Bilgi üzerine de katkıları var, gerçi bu eserde diğerine göre azdı. Zaten Andy Weir genç bir yazar ve daha tecrübe edineceği beklentisi içindeyim. Son olarak bilim-kurguyu ayakta tutan en önemli etmen 'DRAM' dır. iyi bir bilim kurgu içinde aşk, espri, bilgi bolluğu geçse de, onu güzel yapan hüzündür, dramdır. Ay'da, uzayda gerçekleşen ölümler bile Dünya'da gerçekleşen ölümlerden daha asildir sanki. Büyük bir çaresizlik, büyük bir yalnızlıktır uzay... İyi okumalar...
"Mars" merakıyla okuma arzusundaysanız, bu arzudan vazgeçin derim. Bu roman Mars'ı değil, Dünya'mızı (hem de dünyamızı) anlatıyor. Kendimizi anlamanın en iyi yolunun kendi dışımıza çıkmak olduğu söylenir. Bunun gibi dünyamızı da anlamlandırmanın en iyi yolu dünyamıza onun dışındaki konumdan bakmaktır. Dünyamızda yakalama imkanımız olmadığı bakış açısını Mars'ta veya herhangi bir gezegende yakalama şansımız vardır. İşte Marslı bu bakış açının eseridir.
İlk romanınız Marslı kadar güzel, orijinal ve etkileyici olursa, değil Artemis gibi bir ikinci kitabınız, yazacağınız yirminci kitabınız bile ilk romanınız olan Marslı ile kıyaslanır ve her seferinde Marslı üzerinden de puanlanır. Aslında yazarların kendi kitapları arasında kıyaslama yapmayı pek sevmem ama dediğim gibi ilk roman Marslı olunca ister istemez böyle durum gerekiyor, hele ki ikinci kitap da Artemis gibi kötü olunca bu durum daha da çok gerekiyor. Marslı farklı, farklı olduğu kadar da eğlenceli bir kitaptı. Aslında farkını ortaya koyan en büyük etkenlerden biri de eğlenceli olmasıdır diyebiliriz. Marslı’nın bir başka büyük başarı ise içinde fazlasıyla, çok da teknik şekilde olmak üzere fiziksel, kimyasal ve botanik ile ilgili terimler olsa da okurken en ufak bir şekilde okuru sıkmamasıdır. Aksine bu saydıklarım ile beraber Marslı okuru kendine bağlayabilmiştir. Marslı için denebilecek olumsuz tek şey sanırım “Kahretsin” diye başlayan sollerin “Neyse ki” diye bitmesiydi.

Artemis ise maalesef Marslı’nın verdiği etkiyi en ufak bir şekilde veremeyen, aslında adı bilim kurgu olan ama basit bir ABD aksiyon filmi havasında olan bir kitap. Mark’ın esprileri ciddi ciddi insanı güldürürken Jazz’ınkiler ise insana ukalaca geliyor, aslında Jazz’ın bizzat kendisi de biraz ukalaca ve sevimsiz bir kişilik. Merak ediyorum acaba Weir bilerek mi böyle bir karakter oluşturmak istedi yoksa Mark’ın üstüne birkaç ekleme yapınca ortaya bir karakter mi çıktı? Jazz ukala olduğu kadar haliyle de sevimsiz bir karakter ama Jazz hakkında tek merak ettiğim konu ise Trond’un dediği gibi sandalyeye ters oturduğu zamanki görünüşü. Sonuçta Trond kitapta geçen bu kısımda yerden göğe kadar çok haklı.

Artemis’i bilim kurgu romanı yapan en büyük hatta tek faktör Artemis isimli Ay’da kurulan ilk şehir ama kitabın ana konusu genel olarak bilim kurgudan uzak, yan faktörlerle desteklenmiş bir konu, yani hiç de tatmin etmeyen türünden. Yazar ilk başlarda da bu şehrin tanıtımına fazlası ile yer ayırmış ve tam da buralarda, bu yaptığı giriş ile yarım bırakma ihtimali yüksek bir kitap oluşturmuş. Ay’da veya farklı bir başka gezegende zaten yaşamak fazlası ile monoton olur. Kısa bir süreden sonra eminim ki bu monotonluk da çekilmez hale gelir, onun için de kitabın bu uzun ve sıkıcı giriş kısımlarına bu monotonluk çok uyumlu olmuş. Hatta o kadar monotonluk var ki insan oğlu Ay’a gitmiş ve orada da suç işleme, kural tanımama üzerine varını yoğunu ortaya koymuş. Hani bir laf vardır ya “Millet Ay’a gitti biz nelerle uğraşıyoruz” diye, işte kitabın bazı kısımlarında bu sözü Müslümanlara söyleyecek şekilde görüyoruz ama yazar kitabın sonunda da İslam’ı doğru anlattığını yazmış ve bana göre ya bu kısımda bir ikilemde kalmış ya da bu ikilem üzerinden bazı insanlara taşlar atmış. Kitabı beğenmiş olsam bu kısımları araştırır, tekrardan okur üstüne düşünürdüm ama dediğim gibi kitabı beğenmedim ve sıkıcı olduğu için hiç gerek yok, sadece ortalarda biraz tempo artıyor ve sonradan yine Ay yerçekimi gibi insanı zorlayıcı bir hâle geliyor. Marslı bildiğimiz üzere problem çözme üzerine, her bir probleme karşı algoritmalar üretme üzerine bir kitaptı. Yazar yazılımcı olduğu için de bariz bir şekilde algoritma üretme konusunda başarılı olduğu görülüyor. Basit bir konuda bile en ince ayrıntısına kadar farklı farklı algoritmaları dökebiliyor ortaya. Marslı’da bu problem çözme kısımlarının anlatılması, Mark’ın çözümleri üretirken anlatması çok başarılı ve çok akıcıydı ama yine gelin görün ki Artemis’de bu kısımlar da maalesef çok abartı bir şekilde ayrıntılaştırılmış ve sıkıcılık boyutuna bir yenisini eklemiş. Yazar okuru ya salak görmüş ya da kendisinin anlatamayacağını düşünmüş olacak ki sol elini anlatırken diğer elini de detaylandırıp sağ eli olduğunu belirtip ve sağ elinin parmaklarını da ayrı ayrı detaylandırmış ve bu durumlar kitabın temposunu düşürdüğü kadar okunabilirliğine de çok büyük zarar vermiş.

Kitapta şaşırmadığım bir başka husus ise İthaki sayesinde. Yahu İthaki bir kere olsun şaşırt ya, kitap baştan sona, birkaç sayfada bir yazım hataları ile doluydu, devrik cümleler bağımsızlığını ilan etmek istiyordu artık.
Yoruma ne yazacağımı çok düşündüm. Çünkü bu kitap harika sevgili kitap dostlarım. Nasıl ifade edeceğimi tam olarak kestiremedim bir süre.

İlk olarak şunu söyleyebilirim ki, tam bir uzay meraklısıyım. Uzay, uzaylılar, gezegenler, yıldızlar vs. hep merak ettiğim konular olmuştur. Bu kitabı bu sebeple okumak istedim.

Kitap, Mars'ta tek başına mahsur kalan botanist Mark Watney'yi anlatıyor. Kitabın içinde aşırı bilgi var. Ama hepsi harika bilgiler. Yavaş yavaş okudum ki bilgileri anlayabileyim. Mars'ta mahsur kalsam, bu kitap sayesinde hayatta kalırım. Okurken kendimi kimya öğreniyor gibi hissettiğim doğrudur. Çünkü -tekrar söylüyorum- aşırı bilgi var. Hatta bir ara kitabın ortalarındayken bilgiden bunalmıştım, fakat bırakamadım kitabı. Çok merak ediyordum. Son elli sayfada heyecandan mahvodum.

Bunu belirtmeden geçemem. Tam bir Mark Watney hayranı oldum. Esprileri çok komikti ve esprilerinde kahkahalarla güldüm.

Ayrıca kitabın kapağı çok güzel. Garip bir dokusu var -nasıl isimlendirmeliyim bilmiyorum- ve çok hoşuma gitti.

Kısacası, goodreads okurları tarafından 2014 yılının en iyi bilimkurgu romanı seçilen bu kitabı 2 Ekim'e kadar okumanızı öneriyorum. Çünkü o gün filmi vizyona girecek. Filmi iple çekiyorum!
İyi okumalar dilerim!

Yazarın biyografisi

Adı:
Andy Weir
Unvan:
Amerikalı Yazar
Doğum:
ABD, 16 Haziran 1972
Amerikalı yazar Andy Weir çıkış romanı olan Marslı ile tanınmaktadır. Kitap Goodreads okurlarına göre 2014'ün en iyi bilim-kurgu romanı seçilmiştir.

Yazar istatistikleri

  • 79 okur beğendi.
  • 1.606 okur okudu.
  • 55 okur okuyor.
  • 1.141 okur okuyacak.
  • 66 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları