Andy Weir

Andy Weir

Yazar
8.4/10
2.071 Kişi
·
4.802
Okunma
·
157
Beğeni
·
5007
Gösterim
Adı:
Andy Weir
Unvan:
Amerikalı Yazar
Doğum:
ABD, 16 Haziran 1972
Amerikalı yazar Andy Weir çıkış romanı olan Marslı ile tanınmaktadır. Kitap Goodreads okurlarına göre 2014'ün en iyi bilim-kurgu romanı seçilmiştir.
"Daha önce hiç yanlış otoban çıkışına girdiniz mi? Geri dönebilmek için diğer çıkışa kadar gitmeniz gerekir ama siz yolun her bir santiminden nefret edersiniz çünkü hedefinizden giderek uzaklaşmaktasınızdır."
Andy Weir
Sayfa 344
"Müslümanlar insanlara karşı eğilmezler," dedi Rudy. "Muhammed Peygamber bile kimsenin ona karşı eğilmesine izin vermemiş. Sadece ve sadece Allah'a karşı boyunlarını eğerler. Başka kimseye değil."
Andy Weir
Sayfa 159 - İthaki Yayınları, 2018. Çeviren: Emre Aygün
...En büyük tehlike umudunu kaybetmesi. Eğer hayatta kalma imkanı olmadığı sonucuna varırsa, çabalamayı bırakacaktır.
Küçük boyutlu basınç alanlarında karşılaşılan sorun CO₂ zehirlenmesidir. Dünyadaki tüm oksijene sahip olun, CO₂ seviyesi yüzde 1'in üzerine çıktı mı uyku bastırmaya başlar. Yüzde 2'de sarhoş gibi olursunuz. Yüzde 5'te bilincinizi kaybetmeniz an meselesidir. Yüzde 8 sizi eninde sonunda öldürecektir. Hayatta kalmak oksijenle alakalı değildir, CO₂'ten kurtulmakla alakalıdır.
Andy Weir
Sayfa 263 - İthaki
Dünya üzerinde olmayan her hangi bir yere, hiçbir ülkenin sahiplik iddia edemeyeceğini söyleyen bir uluslararası bir anlaşma var. Başka bir anlaşmada da, eğer herhangi bir ülkenin toprağı üzerinde değilseniz, deniz hukukunun geçerli olduğunu söylüyor.
Yani Mars "uluslararası sular" sayılıyor.
Andy Weir
Sayfa 294 - İthaki
416 syf.
"Marslı" büyük eserdir. Gelmiş geçmiş en iyi romanlardandır. "Marslı" büyüktür, tam bir prestij örneğidir!

İlk önce, bize bilim-kurgu romanından daha fazlasını sunduğu için Andy Weir'e teşekkür etmek isterim. Ben, hayat-kurgu diyorum buna. Hayat şartlarının olmadığı bir yere bilimle hayat şartlarını "taşıma" çabalarını kurgulamıştır. Büyük bir maceraya büyük bir heyecanla başladığımız gibi, büyük macerayı büyük heyecanla da bitiriyoruz.Mars'tan bahsediyoruz; ölümden başka hiçbir şeyle öldüremediğimiz UMUT'un dahi anlamını yitirdiği bir gerçeklikten. Burada her şey bilimle anlam kazanıyor.Hesaplar o kadar ince ve bilimsel ki, küçücük hata bile ölüm demek. Romanı okurken Mark Wattney gibi her anınızın ölümle burun buruna mücadele vererek geçtiğini hissedeceksiniz.

"Marslı" edebiyatta yeni bir türün -hayat kurgunun- başlangıcı olmalıdır. Evet, olaylar Mars gezegeninde geçiyor daha çok ve kurgusu da bilinen bilim-kurgudur. Fakat her kim bu romanı bilim-kurgu eserleri listesinde sıralasa da ben asla bunu yapamam; "Marslı" hayat-kurgu romanıdır. Zannetmiyorum ki bu güzide eser bize bilimsel veya teknik detaylar vermek ve Mars gezegeninde çaresiz kalmanın gerilimini yaşatmak için yazılmış olsun. Bana göre bu roman, bu kurgu Dünya'mızı anlatıyor, onun farkında olamadığımız gerçeklerine dikkat çekiyor, bıktığımız, anlam veremediğimiz, bunalıma girdiğimiz, nimetlerinin değerini bilmediğimiz dünyamızı bize olumlu anlamda inşa etmenin çabasını, mesajını veriyor. Bu yüzden kızıl gezegende mahsur kalıyoruz, oksijensiz kalıyoruz, yaşamımızı sürdürmek için bir hayat inşa etmemiz gerektiği durumda kalıyoruz. Ve bunun muazzam çilesini çekiyoruz. Mars'taki yaşamımız ölümle mücadele ötesine varamıyor. Meğer ki Dünya'mızda da böyle değil midir?! En basitinden örnek olarak bir ağacın varlığı, bir ormanın ve yeşilliğin olmasını gösterebiliriz. Karbondioksidi alırlar, oksijen bırakırlar. "Kıyamet kopacağını bilseniz bile elinizdeki fidanı dikiniz" hadis-i şerifini tam da burada hatırlatmakta oldukça yerinde olacaktır. Tüm ağaçları ve yeşilliği mahvettiğimizi düşünelim. Mars'a gitmeye gerek kalmaz, Mark Wattney'in çilesini kendi gezegenimizde de tecrübe edinebiliriz. Nefes alamadığımız sürecin ötesi ölüm değil mi?! Üzücü değil mi hayatımızın ölümle mücadele üzerine kurgulanmış olduğunu bilmek; farkında olarak veya olmayarak. Marslı'nın aile, anne, okul, bilimin önemi, bize sunulmuş hayatın ne kadar muazzam bir nimet olduğunun farkında olma...gibi anlatmak istedikleri var. Siz Hermes'in nereseine takıldınız? Dünya'nıza dönünüz; mektubu götürüp annenize gösteriniz ve ona sarılınız, arkadaşlarınıza koşunuz ve onlara içtenlikle bakış atınız, okula gidiniz hocanızdan çiçek yetiştirmeyi öğreniniz.

Ahh.. "Marslı"!.. İnanıyorum ki en iyiler arasında kendine yer edineceksin ve yerinde sabit kalacaksın.

Anlatılacak çok şey var.Bu 'çok şey' diye tabir ettiklerimi her kesin okuyup kendince anlaması en doğrusu.

Keyifli okumalar!..
368 syf.
·7 günde·8/10
Gezegenlerin her biri, isimlerini mitolojik karakterlerden almıştır. Artemis, kökeni Yunancadan gelen yine mitolojik bir kelimedir.

Dünyadan gelen az sayıda insan, birkaç kabarcıktan oluşmuş bir şehre ayak basıyorlar: Artemis. 2000 civarında insanın yaşadığı bu şehri adlandırıyorlar aynı zamanda. Para birimi, konaklanılan oteller, barlar, farklı maceralar yaşamak isteyen turistler, katmanlar, koridorlar, taşçılık işleri ile romantik bir şehir oluşuyor gözümüzde. Fantastik olmamakla birlikte yakın geleceği konu alan bir “Bilim” eseri olarak da tanımlayabiliriz Artemis’i.

Jasmine Bashara. Kısa boylu, kurnaz ve esprili; araştırıcı, çalışkan ve her gün üzerine koyarak ilerleyen bir kadın. Hiçbir zaman kahramanlık peşinde koşmayan, sadece zengin olmayı arzulayan, şehrin altını üstüne getiren Suud uyruklu bir kadın. Cinsellik konusunda rahat davranan bir kadın karakter oluşturulmasının altında mesaj yattığını söyleyebiliriz. Bir erkeğin alışkın olduğu rahat davranışların aynısını bir kadının göstermesi Weir’in feminizme ayna tutması olarak yorumlanabilir. Jazz’ın dilinden çıkan mizahsal argo ve küfür bu bağlamda değerlendirilmelidir.
Evet, olaylar Jazz’ın dilinden aktarılıyor. Anlatım, çoğunlukla Jazz’ın gördüğü ve planladığı olayları diğer karakterlere aktarması şeklinde oluşuyor. Kitapta yer alan teknik hava ile anlamlandırılması güç terimler, bölümlerin sonunda yer alan Jazz ile Kelvin’in özet niteliğindeki mailleriyle açıklığa kavuşup bu problemi minimum düzeye indiriyor.

Bir suç işliyor karakterimiz. Hasat araçlarını sabote ediyor, sabotaj suçu ile beraber kaçakçılık işine de bulaşan Jazz için hayatta kalmanın tek yolu her şeyi bilen Sanchez Alimünyum’u (şirket) durdurarak kendini temize çıkarmak. Tanınmamak için peçe takıyor kimi zaman; işlediği suçlar nedeniyle tanınmaması için elzem olan bir yöntem olarak görüyor bunu. Yakalandığında dünyaya, yani ülkesine gönderilerek cezalandırılacak; fakat bir kadın olarak ülkesinde, karşı cinsinden daha ağır yargılanıp ceza alacağını da biliyor. Çokça farklı kültürlerden bezenen Weir, karaktere bir Arap kökeni vermesiyle riski artırma düşüncesi de oluşturmuştur sanırım. Farklı kültürlerden karakterlerin romanda önemli kişiler olup, o kültürlerden bilgi vermeleri, Weir’in araştırıcı bir kimlik taşıdığını da gözler önüne seriyor. Entel bir kişinin dilinden süzülen akıcı ve anlamlı cümlelerin sonunda argolu bir küfür kendini gösterse de durum pek değişmiyor. Marslı’daki ince mizahlar Artemis’te yerini avam bir dile bıraksa da, Farklı bir evrendeki macera, merak bilgi ve gizemin etkisinin çok canlı olduğunu söyleyebilirim.

Jazz’ı sevemedim. Bencil ve kötü bir karakter çizilmesine karşın, güçlü ve “kendi yolunu kendi çizen” bir kadın her zaman takdir edilmeye değer ne de olsa.
#27496820


0’ın altında ve üstünde seyreden kabarcıklar bir şey ifade ediyor: Üst seviye arttıkça zenginlere hitap eden bölgeler, alt seviyesi alçaldıkça fakirlere hitap eden bölgeler oluyor. Jazz, Conrad kabarcığında -7’ye iniyor. Soğuyan, daralan, kötü şartları olan bir şehir. Böyle bir yapı içerisinde doğal olarak o durumda yaşayan Ploretarya sınıfının yansımasını net olarak görüyoruz burada.

Yakın geleceği konu alan, henüz tanışmadığımız ve görmediğimiz olaylar zincirlerine sağlam bir kurgu oturtulması elzemdir. Bilimkurgu kelimesinden ikinci kelime olan Bilim-“kurgu”nun önemini söylemeye gerek var mı? Bu önemli bir mevzu, e Dostoyevski okumuyoruz sonuçta.

Kitap biter ve delice sorular hâlâ havadadır. Şu oksit neredeydi, nasıl birbirlerine bağlanıyordu vs vs. Birçok şey havada kaldı fakat Weir'in gizemli ve mizahsal dünyası tek başına beğenerek okumam için yeterli sebepti. Artemis’i Marslı’dan sonra okumam kendi adıma talihsizlik olabilir, ama iyisi mi önce Artemis’ten başlayın derim.

Keyifli okumalar.
416 syf.
Anahtar Kelimeler: Andy Weir, Marslı, Bilim-Kurgu, Uzay Araştırmaları.

Edinilen her yeni bilgi, bir başka bilgiye kapı aralıyor ve insanın keşfetme, bilgiye sahip olma arzusu bu döngü içinde asla tatmin olmuyor. Bu tatmin arayışı insanlığın bilimsel anlamda daima ilerlemesini sağlıyor. Öyle ki, bir önceki çağın birikimleriyle ilerleyen bilim dalları artık geçmiş yüzyılların insanlarının hayalini kurduğu şeyleri bugünün insanına yaşatıyor. Bugün hayali kurulan şeyleri de olasılık ki gelecek yüzyılın insanları yaşayacak. Aslında bu gelecek yüzyıldan da erken olabilir. Çünkü bilimin ilerleyiş hızı, geçmiş zamanlardaki durum göz önüne alındığında hayli arttı. Yani, günümüzdeki bilim insanları geçmiştekilerden daha çabuk sonuca ulaşıyor. Bunda teknolojik gelişmeler, iletişim avantajları, yetişmiş beyinlerin fazlalığı gibi durumlar etkili elbette. Yine birikim!

Bilimsel birikim genellikle insanlığın yararına sonuçlar verse de kimi zaman da insanlık için bir tehlike. Bilimsel gelişmelerin insanlığa zarar vermesinin iki nedeni var. Birincisi amaçlanan hamlenin hâlihazırdaki birikimden daha fazlasını gerektirmesi ve bundan dolayı da bazı deneylerin kazayla sonuçlanması. Bu kazalarda bazı bilim insanları ya da topluluklar bilim için sağlıklarından hatta yaşamlarından olabiliyor. İkincisi ise bilimsel ahlâkın oluşmaması. İkinci neden bilimin “kötü insanlar”ın eline geçmesi olarak da basitçe ifade edilebilir. Bilimsel ahlâk olsaydı Hiroşima ve Nagazaki olur muydu?

Andy Weir, Marslı’nın başındaki üç beş satırlık biyografisine göre çocukluğundan beri programlarla uğraşan bir yazılımcı. Mesleği Weir’e bilim-kurgu romanı yazmak konusunda önemli bir avantaj sağlıyor. Weir bunu kimi yerlerde hakkıyla kullansa da bazı yerlerde bilimsel kimliği bazı dezavatajlar yaratıyor.

Weir’in kitabı, NASA’nın bir projesinin kazaya uğraması ile Hermes isimli uzay aracındaki altı mürettebattan birinin -Mark Watney’nin- Mars’ta –amiyane tabirle- mahsur kalmasını ve kurtarılana kadar da Mars’ta verdiği yaşam mücadelesini konu alıyor. Marslı’nın kurgusallığı gerçeklerden çok da uzak sayılmaz. Çünkü günümüzün uzay araştırmaları bunların mümkün olabileceğini kanıtlamakla birlikte gezegenler arası bir yaşamın da sağlanabileceğine dair ipuçları veriyor. Yani Weir, birçok bilim-kurgu romanına göre daha yakın bir geleceği kendine zaman seçmiş.

Roman astronot Watney’nin uzayda tuttuğu görev günlükleri, yazışmalar ve üçüncü kişili anlatıcının araya girdiği bölümler olmak üzere çok sesli ilerliyor. Günlük anlatım tekniğinin kullanılması olayları sıcağı sıcağına takip etmeye olanak verirken yazışmalar ve üçüncü kişili anlatıcının kullanılması da tekdüzeliği kırıyor.

Mark Watney, bir botanik mühendisi olmasına rağmen kimyadan uzay bilimlerine kadar her alanda ciddi bir bilgiyle donatılmış bir karakter. Kitabın sayfalarını devire devire ilerlerken Watney’nin donanımı nedeniyle gerçekten çok uzak idealize edildiği düşünülebilir. Ancak Nasa’nın bir proje için Mars’a gönderdiği altı kişinin sıradan bir bilgi birikimine sahip olması da beklenemez. Yani Watney, Mars’a gönderildiğine göre dünyanın en iyi altı astronotundan birisi. Dolayısıyla Watney’nin “mükemmelliği” abartılı gibi dursa da aslında olması gereken.

Watney’nin Mars’ta hayatta kalması için hemen her hamlesini doğru yapması, yanlış hamlelerinin de canını almayacak kadar ufak hatalar içermesi gerekiyor. Watney, kurtarılma planının gerçekleşmesini beklerken olumlu-olumsuz pek çok aksiyon yaşıyor. Marslı’da aksiyonun bolluğu çoğu okurun aradığı bir dozda. Ancak yaşamın olmadığı bir gezegende başına gelebilecek olayların sınırlı olduğu düşünülürse de bazı olayların birbirine benzemesi normal karşılanmalı. Watney’nin problemlerle mücadele etmesi bilgiye sahip olmanın yetmediğini, bilginin orijinal fikirlerle yeni durumlara uyarlanması gerektiğini de gösteriyor. Bu aslında dünyada da böyle. Bilgi insanın o kadar yanı başında ki artık ona sahip olmak yetmiyor. İnsanın bu ulaşılabilir bilgiyi diğer insanlardan özgün dönüştürmesi ve fark yaratması gerekiyor.

Marslı’nın bilim-kurgu dalında bir standardı yakaladığının söylenmesi mümkün. 416 sayfa boyunca bilime doyuyor okur. Marslı’ya yöneltilen eleştirilerden birisi kitabın çok fazla bilimsel terim içerdiği. Kitabın fazla bilimsel terim içerdiği doğru. Fakat bu terimlerin hepsi adeta bir öğrenciye ders verir gibi tek tek açıklanıyor. Dahası yazar Watney’nin ağzından, yapılan operasyonlar sırasında işe yarayacak hamleleri de işe yaramayacak hamleleri de uzun uzun açıklıyor. Bu bakımdan Marslı bir laboratuvara benzetilebilir. Bu da okurun bu kadar gergin ve hataya yer olmayan bir durumda hangi hamlenin neden seçildiğine ya da seçilmediğine ikna olmasını sağlıyor. Dolayısıyla ne terimler ne de bilimsel hamleler havada kalıyor. Eğer Watney’nin anlattıkları okura ulaşmamışsa bu da okuru ufak bir araştırma yapmaya sevk eder ki bu da felsefi söylemlerin son derece az olduğu bilim-kurgu romanlarının işlevlerinden en önemlisi.

Watney’nin Mars’taki macerası okuru peşine takıp sürüklerken gözden kaçan bir nokta var: Madem ki bir kaza oldu, Watney’nin öldüğü zannedildi. Neden NASA Watney’nin cenazesini dünyaya getirmek yerine hem ekonomik hem de bilimsel çıkarlar adına onu orada bırakmayı tercih etti. Halikarnas Balıkçısı’na göre denizde ölenler denizde kalırlar da Weir’e göre uzayda ölenler de uzaya mı gömülürler? Burada bilimsel ahlâk meselesine tekrar dönülüyor. Zaten bu konuda romanın bazı bölümlerinde hem Çinli bilim insanlarından hem de Watney’nin kendisinden NASA’ya ve dolayısıyla da bilim dünyasına cılız eleştiriler yöneltiliyor.

Marslı’nın zayıf noktalarından birisi kurgunun kitabın sonunda olabilecekleri tahmin etmek için okura müsaade etmesi. Okurken sonun ne olacağını bilen okur bunu anladığı andan sonrasında akışı izliyor yalnızca. Öte yandan roman, insan yaşamına uygun olmayan koskoca bir gezegende tek başına kalan bir insanın psikolojik durumunun yansıtılması konusunda da okuru doyurmuyor. Karakterle ilgili verilenler genellikle problemlerle başa çıkışı. Psikolojisini nasıl idare ettiği değil. Bir diğer zayıf nokta da romanın bazı bölümlerinde bilimsel anlamda bazı hatalı ifadelerin kokusunun alınması. Bahsi geçen bilim dallarında yetkin olanlar koku almakla kalmayıp bu hataları tespit edip kurguyu çürütebilir.

Özet olarak Marslı, bir bilim-kurgu romanının iki boyutundan birini tam, diğerini de az eksikle karşılıyor. Bilimsel kısmı tamam ancak kurgusal kısımda bazı zayıflıkları olan bir roman. Dil bir bilim-kurgu romanından beklenildiği üzere bilimsel terimlerle örülmüş ancak bu bazı yerlerde akıcılığı olumsuz anlamda etkilese de anlaşılırlık konusunda olumsuz bir etkide bulunmuyor. Watney kendi doğal diliyle yer alırken dil zaman zaman da gülümsetiyor. Sürükleyicilik açısından hayli başarılı olan Marslı bilimin insanlığa ne gibi yararlar sağlayabileceğinin yanı sıra ne gibi zararlar verebileceğini de içeriyor.
416 syf.
·166 günde·Beğendi·10/10
Bir mühendis elinden çıkmış harikulade eser. Okurken zaman zaman sıksa da; benzer konuları ele alan absürt kitaplarla kıyaslanamayacak kadar, mükemmel gerçeklikte bir olay örgüsüne sahip olduğu tartışılmaz. Mars'ta ölüm kalım savaşı verip, sorunları bir bir çözen yazar, Andy Weir'in 2014'ün en iyi bilimkurgu romanı ödülünü kapması da bir rastlantı değil.
Herkese şiddetle tavsiye ediyorum...
416 syf.
·11 günde·10/10
Kitap, bir kaza sonucu Mars'ta kalan Mark Watney isimli bir astronotun hayatını konu alıyor.
Bu kaza sonucunda onun tek yapması gereken, birileri onu kurtarana kadar hayatta kalmayı başarmak.
Weir'in mekanik, astronomi ve insanlı uzay uçuşları üzerinde oldukça fazla kafa yorduğunu görebiliyoruz. Öyleki kitaptaki teknik terimlerin birbirleriyle nasıl bağlantılı olduğunu kavrayamama, ne anlama geldiğini bilememe gibi sorunlar kitabın ancak okunmasını zor hâle getiririr.
Bu terimlerden benim gibi bi-haber olanlar için, ilk sayfadaki harita kısmına göz atmak gerekir en azından.- Hab, Schiaparelli, Pathfinder vs gibi.-
Evet zorlandım, fakat olay örgüsü gerçekten harikulâde. Bazı kitapları zihinde canlandırmak ayrı bir keyiftir ya, işte onlardan bir tanesi.

Filmi de gayet başarılı. Watney, zihnimdeki Watney'di. Esprilerine yer verilmemesi biraz soğukluk havası bırakmış olsa da kitaba sadık kalındığını söylemek mümkün.
Kitap okumayı, her zaman film izlemekten önce yeğ tutarım, ama bu kitap için aksini söylemek bence daha doğru olacaktır, buna inanmalısınız.
416 syf.
·8 günde·Beğendi·9/10
Bilim-kurgu türünde sayısız kitap vardır belki ama 'Marslı' kadar sağlam olanların sayısı çok azdır eminim. Goodreads okurları tarafından 2014 yılının en iyi bilim-kurgu romanı seçilmiş. Şaşırdım mı? Hayır. Çok iyiydi, fazla iyiydi. Böyle bir kitabı yazmak için yapılan çalışmaları düşünemiyorum teknik detaylar,verilen bilgiler oldukça iyi bir olay örgüsüne oturtulmuş. Yazarımız Andy Weir'in oldukça eğlenceli bir anlatımı var. Sinemaya uyarlanmış olması da beni ayrıca mutlu etti, hemen filmini izlemeliyim. Okumayanlar durmanız hata. Kitabı alın, başlayın ve Kızıl Gezegen'in tadını çıkarın.
368 syf.
·12 günde·7/10
İlk romanınız Marslı kadar güzel, orijinal ve etkileyici olursa, değil Artemis gibi bir ikinci kitabınız, yazacağınız yirminci kitabınız bile ilk romanınız olan Marslı ile kıyaslanır ve her seferinde Marslı üzerinden de puanlanır. Aslında yazarların kendi kitapları arasında kıyaslama yapmayı pek sevmem ama dediğim gibi ilk roman Marslı olunca ister istemez böyle durum gerekiyor, hele ki ikinci kitap da Artemis gibi kötü olunca bu durum daha da çok gerekiyor. Marslı farklı, farklı olduğu kadar da eğlenceli bir kitaptı. Aslında farkını ortaya koyan en büyük etkenlerden biri de eğlenceli olmasıdır diyebiliriz. Marslı’nın bir başka büyük başarı ise içinde fazlasıyla, çok da teknik şekilde olmak üzere fiziksel, kimyasal ve botanik ile ilgili terimler olsa da okurken en ufak bir şekilde okuru sıkmamasıdır. Aksine bu saydıklarım ile beraber Marslı okuru kendine bağlayabilmiştir. Marslı için denebilecek olumsuz tek şey sanırım “Kahretsin” diye başlayan sollerin “Neyse ki” diye bitmesiydi.

Artemis ise maalesef Marslı’nın verdiği etkiyi en ufak bir şekilde veremeyen, aslında adı bilim kurgu olan ama basit bir ABD aksiyon filmi havasında olan bir kitap. Mark’ın esprileri ciddi ciddi insanı güldürürken Jazz’ınkiler ise insana ukalaca geliyor, aslında Jazz’ın bizzat kendisi de biraz ukalaca ve sevimsiz bir kişilik. Merak ediyorum acaba Weir bilerek mi böyle bir karakter oluşturmak istedi yoksa Mark’ın üstüne birkaç ekleme yapınca ortaya bir karakter mi çıktı? Jazz ukala olduğu kadar haliyle de sevimsiz bir karakter ama Jazz hakkında tek merak ettiğim konu ise Trond’un dediği gibi sandalyeye ters oturduğu zamanki görünüşü. Sonuçta Trond kitapta geçen bu kısımda yerden göğe kadar çok haklı.

Artemis’i bilim kurgu romanı yapan en büyük hatta tek faktör Artemis isimli Ay’da kurulan ilk şehir ama kitabın ana konusu genel olarak bilim kurgudan uzak, yan faktörlerle desteklenmiş bir konu, yani hiç de tatmin etmeyen türünden. Yazar ilk başlarda da bu şehrin tanıtımına fazlası ile yer ayırmış ve tam da buralarda, bu yaptığı giriş ile yarım bırakma ihtimali yüksek bir kitap oluşturmuş. Ay’da veya farklı bir başka gezegende zaten yaşamak fazlası ile monoton olur. Kısa bir süreden sonra eminim ki bu monotonluk da çekilmez hale gelir, onun için de kitabın bu uzun ve sıkıcı giriş kısımlarına bu monotonluk çok uyumlu olmuş. Hatta o kadar monotonluk var ki insan oğlu Ay’a gitmiş ve orada da suç işleme, kural tanımama üzerine varını yoğunu ortaya koymuş. Hani bir laf vardır ya “Millet Ay’a gitti biz nelerle uğraşıyoruz” diye, işte kitabın bazı kısımlarında bu sözü Müslümanlara söyleyecek şekilde görüyoruz ama yazar kitabın sonunda da İslam’ı doğru anlattığını yazmış ve bana göre ya bu kısımda bir ikilemde kalmış ya da bu ikilem üzerinden bazı insanlara taşlar atmış. Kitabı beğenmiş olsam bu kısımları araştırır, tekrardan okur üstüne düşünürdüm ama dediğim gibi kitabı beğenmedim ve sıkıcı olduğu için hiç gerek yok, sadece ortalarda biraz tempo artıyor ve sonradan yine Ay yerçekimi gibi insanı zorlayıcı bir hâle geliyor. Marslı bildiğimiz üzere problem çözme üzerine, her bir probleme karşı algoritmalar üretme üzerine bir kitaptı. Yazar yazılımcı olduğu için de bariz bir şekilde algoritma üretme konusunda başarılı olduğu görülüyor. Basit bir konuda bile en ince ayrıntısına kadar farklı farklı algoritmaları dökebiliyor ortaya. Marslı’da bu problem çözme kısımlarının anlatılması, Mark’ın çözümleri üretirken anlatması çok başarılı ve çok akıcıydı ama yine gelin görün ki Artemis’de bu kısımlar da maalesef çok abartı bir şekilde ayrıntılaştırılmış ve sıkıcılık boyutuna bir yenisini eklemiş. Yazar okuru ya salak görmüş ya da kendisinin anlatamayacağını düşünmüş olacak ki sol elini anlatırken diğer elini de detaylandırıp sağ eli olduğunu belirtip ve sağ elinin parmaklarını da ayrı ayrı detaylandırmış ve bu durumlar kitabın temposunu düşürdüğü kadar okunabilirliğine de çok büyük zarar vermiş.

Kitapta şaşırmadığım bir başka husus ise İthaki sayesinde. Yahu İthaki bir kere olsun şaşırt ya, kitap baştan sona, birkaç sayfada bir yazım hataları ile doluydu, devrik cümleler bağımsızlığını ilan etmek istiyordu artık.
416 syf.
·5 günde·8/10
Bir kitap daha bitti. Ömrümü tüketti çok fazla plan ve olasılık kapsamlı bir kitaptı. Kitabı okurken kendimi Mark yerine koydum da başta ölmüş bir haldeydim kesin. Okurken ben yıprandım ne çok dert varmış arkadaş Astronot kesinlikle olmayın kamu spotu veriliyormuş gibiydi. İşin şakası bir yana aslında farklı bir kitap okumayı düşünürken yazarın aslında bir yazılım mühendisi olması ve hayatını bir anda yazarak farklı boyuta geçirmesi etkiledi. Bir anda kitabını okumayı karar verdim. Kitap çok iyi olduğunu söyleye bilirim. Başta tek kişi olması sıksa da daha sonra NASA ve diğer kişilerin girmesi ile sürükleyici olmaya başladı. Ben genelde çok sevmem bir çok kişinin bu denli olay akışında girmesini ama bu kitabın kesinlikle ihtiyacı vardı. Kitabında sevmediğim bazı yönleri vardı. Mesela çok fazla kimya ve fizik içerikli terimler ve hesaplamalar var buda belki de benim bu derslerden pek sevmediğimden kaynaklanan önyargının getirdiği bir duygu çok sıktı. Yada Filmini dört kez izlediğim için neler olacağını biliyordum ondan o hisse kapılamadım acaba demedim 'ne olacak şimdi hissi' yoktu. Kitabını okuyun ama isterseniz sadece filmini de izleyebilirsiniz diyebilirim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Andy Weir
Unvan:
Amerikalı Yazar
Doğum:
ABD, 16 Haziran 1972
Amerikalı yazar Andy Weir çıkış romanı olan Marslı ile tanınmaktadır. Kitap Goodreads okurlarına göre 2014'ün en iyi bilim-kurgu romanı seçilmiştir.

Yazar istatistikleri

  • 157 okur beğendi.
  • 4.802 okur okudu.
  • 132 okur okuyor.
  • 2.447 okur okuyacak.
  • 200 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları