Andy Weir

Yazar 8,5/10 · 595 Oy · 2 kitap · 1070 okunma ·  52 beğeni

Yazarın Bilgileri

  • Yazarın Adı:
    Andy Weir
  • Unvan:
    Amerikalı Yazar
  • Doğum:
    ABD 16 Haziran 1972

Yazar İstatistikleri

52 okur beğendi.
595 puanlama · 94 alıntı
2 haber · 2.658 gösterim
1.070 okur kitaplarını okudu.
699 okur kitaplarını okumayı planlıyor.
34 okur kitaplarını şu anda okuyor.
48 okur kitaplarını yarım bıraktı.

Paylaş

ya da direk bağlantıyı paylaş

Andy Weir'in Biyografisi

Amerikalı yazar Andy Weir çıkış romanı olan Marslı ile tanınmaktadır. Kitap Goodreads okurlarına göre 2014'ün en iyi bilim-kurgu romanı seçilmiştir.

Andy Weir'in Kitapları Kitap Ekle

8,5/ 10  (594 Oy) ·  1.069 Okunma
10,0/ 10  (1 Oy) ·  1 Okunma
Ferman Mamedov, bir alıntı ekledi.
 09 Mar 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi

Küçük boyutlu basınç alanlarında karşılaşılan sorun CO₂ zehirlenmesidir. Dünyadaki tüm oksijene sahip olun, CO₂ seviyesi yüzde 1'in üzerine çıktı mı uyku bastırmaya başlar. Yüzde 2'de sarhoş gibi olursunuz. Yüzde 5'te bilincinizi kaybetmeniz an meselesidir. Yüzde 8 sizi eninde sonunda öldürecektir. Hayatta kalmak oksijenle alakalı değildir, CO₂'ten kurtulmakla alakalıdır.

Marslı, Andy Weir (Sayfa 263 - İthaki)Marslı, Andy Weir (Sayfa 263 - İthaki)
Aysel, bir alıntı ekledi.
08 Oca 2015

...En büyük tehlike umudunu kaybetmesi. Eğer hayatta kalma imkanı olmadığı sonucuna varırsa, çabalamayı bırakacaktır.

Marslı, Andy WeirMarslı, Andy Weir
Ferman Mamedov, bir alıntı ekledi.
08 May 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi

Dünya üzerinde olmayan her hangi bir yere, hiçbir ülkenin sahiplik iddia edemeyeceğini söyleyen bir uluslararası bir anlaşma var. Başka bir anlaşmada da, eğer herhangi bir ülkenin toprağı üzerinde değilseniz, deniz hukukunun geçerli olduğunu söylüyor.
Yani Mars "uluslararası sular" sayılıyor.

Marslı, Andy Weir (Sayfa 294 - İthaki)Marslı, Andy Weir (Sayfa 294 - İthaki)
Ferman Mamedov, bir alıntı ekledi.
04 Mar 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi

Rock yıldızlardan, atletlerden, aktör ve aktrislerden, hatta ve hatta Birleşik Devletler Başkanından bile bir e-posta aldım.
Bunlardan bir tanesi de mezun olduğum okul olan Chikago Üniversitesi'ndendi...
Fakat en beğendiğim e-posta annemden gelendi.Tam olarak tahmin ettiğiniz gibi mesajdı.Tanrı'ya şükürler olsun hayattasın, umudunu yitirme, ölmemeye bak, baban da selam söylüyor vs.
Bunu arka arkaya elli kere okudum...

Marslı, Andy Weir (Sayfa 168 - İthaki)Marslı, Andy Weir (Sayfa 168 - İthaki)
Seda, bir alıntı ekledi.
14 Ara 2014 · Kitabı okudu · İnceledi · 7/10 puan

"Daha önce hiç yanlış otoban çıkışına girdiniz mi? Geri dönebilmek için diğer çıkışa kadar gitmeniz gerekir ama siz yolun her bir santiminden nefret edersiniz çünkü hedefinizden giderek uzaklaşmaktasınızdır."

Marslı, Andy Weir (Sayfa 344)Marslı, Andy Weir (Sayfa 344)
Ali Yalçın, bir alıntı ekledi.
 03 Ağu 2015 · Kitabı okudu · Puan vermedi

"Gerçekte, bunu yapmalarının sebebi her insan evladının diğer insanlara yardım etmek için temel bir içgüdüsünün olmasıdır."

Marslı, Andy Weir (Sayfa 415)Marslı, Andy Weir (Sayfa 415)
ebru özyıldırım, bir alıntı ekledi.
08 May 2017 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Dunyaya donmeme 211 gun kaldı bu gun benim en mutlu gunum

Marslı, Andy Weir (Sayfa 416)Marslı, Andy Weir (Sayfa 416)
Esra'nın Dünyası, bir alıntı ekledi.
19 May 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · 10/10 puan

NASA
NASA, görevlerine tanrıların adını falan veriyor, o zaman ben niye vermeyeyim? Bu nedenle deneysel araç görevleri "Sirius" görevleri olacak. Çaktınız mı? Köpekler? Anlamadıysanız, yürüyün gidin zaten.

Marslı, Andy Weir (Sayfa 86)Marslı, Andy Weir (Sayfa 86)
Bütün Alıntıları Göster

Andy Weir ile iligli okur yorumları Yorum Ekle

Öldükten Sonra Tanrı ile Karşılaşan
Bir Adamın Hikayesi: 'Yumurta'

Evine giden yolda öldün.
Bu bir trafik kazasıydı. Dikkate değer pek
bir şey yoktu -ölmüş olman haricinde-.
Geride eşini ve iki çocuğunu bıraktın.
Senin için acısız bir ölüm oldu.
Sağlık görevlileri ellerinden geleni yaptılar ama boşuna yoruldular. Bedeninin her yeri öylesine parçalanmıştı ki, inan bana
ölmüş olman çok daha iyi.

Böylece benimle tanıştın.

“Ne... ne oldu?” diye sordun.
“Neredeyim ben?”

“Öldün” dedim, lafı dolandırmadan.
Kelimeleri evirip çevirmenin anlamı yoktu.

“Yolda bir... bir kamyon vardı ve
arabam savruluyordu...”

“Aynen öyle” dedim.

“Yani ben... öldüm mü?

“Hı hı. ama kendini kötü hissetme,
neticede herkes ölür” dedim.

Çevrene bakındın bir süre.
Hiçliğin tam ortasındaydık.
Sadece sen ve ben...
“Burası neresi?” diye sordun; “ahiret mi?"

“Öyle bir şey işte” dedim.

“Sen tanrı mısın?” diye sordun.

“Evet” dedim, “ben tanrıyım”

“Çocuklarım... eşim...” diye sayıkladın.

“Onlara ne oldu?”

“Onlar iyi mi?”

“İşte görmek istediğim şey bu!” dedim. “Henüz öldün ve tek endişen ailen.
Tuttum bu tavrını.”

Büyülenmiş gibi bana bakıyordun ve
sana göre pek de tanrıya benzemiyordum. Sadece bir adamdım, ya da bir kadın.
Tam olarak seçemediğin bir otorite gibi. Mutlak irade sahibi bir tanrıdan ziyade
ciddi bir edebiyat hocasına benziyordum.

“Endişelenme” dedim, “ailen iyi olacak. çocukların seni her açıdan mükemmel biri olarak hatırlayacak. Sana eleştirel
gözle bakacak kadar büyümemişlerdi.
Eşinse epey ağlayacak.
Fakat içten içe rahatlayacak.
Dürüstlüğümü mazur gör ama evliliğin dağılmak üzereydi. Eşinin bu rahatlama hissinden ötürü büyük bir suçluluk duyacağını da bil; kefaretini ödeyeceğini bilmek
seni belki rahatlatır.”

“Vay be... peki şimdi ne olacak?
Cennete mi gidiyorum cehenneme mi?”

“İkisi de değil” dedim, “reenkarne olacaksın”

“Haaa, demek hindular haklıydı...”

“Tüm dinler ve inançlar kendilerince haklıdır” dedim, “gel biraz yürüyelim”

Boşluğun ortasında yürürken beni takip ettin. “nereye gidiyoruz?”

“Belli bir yere değil” dedim, “sadece sohbet ederken yürümek hoş oluyor”

“Öyleyse bunun amacı nedir” diye sordun, “Yeniden yaşama döndüğümde bomboş bir zihnim olacak değil mi? Bir bebek olacağım. tüm tecrübelerimin ve bir önceki hayatımda yaptığım hiçbir şeyin bir önemi kalmayacak”

“Hiç de öyle değil!” dedim, “içinde geçmiş yaşamlarının tümüne ait bilgi birikimini
ve tecrübeyi taşıyorsun. Sadece şu an hatırlamıyorsun o kadar.”

Yürümeyi kestim ve omuzlarından tuttum. “Ruhunun ne kadar muazzam, güzel ve muhteşem olduğunu hayal bile edemezsin. Bir insan zihni senin esasında ne olduğuna dair çok az şey kavrayabilir. Bir bardak suya parmağının ucunu dokundurarak sıcaklığını anlamak gibidir bu. Kendine ait küçük bir parçayı hazneye daldırırsın ve geri çektiğinde ona ait tüm tecrübeyi artık edinmişsindir.
Son 48 yıldır bir insan bedeni içindeydin.
Bu yüzden kendine gelip engin bilincinin farkına varman biraz zaman alabilir.
Burada yeterince kalırsan her şeyi hatırlamaya başlarsın. Fakat iki yaşam arasında böyle bir şey yapmanın anlamı yok.

“Peki öyleyse kaç kez reenkarne oldum ben?”

“Ohooo... çok kez. ve her birinde farklı hayatlar yaşadın” dedim. “Mesela bundan sonraki yaşamında m.s. 540 yılında çinli bir köylü kızı olarak dünyaya geleceksin.”

“Bir dakika, nasıl yani?” diye afalladın.
“Beni zamanda geri mi yollayacaksın?”

“Evet, teknik olarak öyle denebilir sanırım. Zaman, senin bildiğin anlamıyla, yalnızca hayat sürdüğün evren için geçerli.
İşler benim geldiğim yerde biraz daha farklı.”

“Senin geldiğin yer mi!?"
"Sen bir yerden mi geliyorsun?"

“Elbette. Ben de bir yerden geliyorum.
Farklı bir yerden ve orada benim gibi başkaları da var. Biliyorum, oranın neye benzediğini öğrenmek istiyorsun ama malesef bunu algılaman mümkün değil.

“Hadi ya...” dedin biraz moralin bozulmuş halde, “ama bir dakika, farklı yerlerde ve zamanlar reenkarne oluyorsam, bir yerlerde kendi kendimle karşılaşmış olabilirim
değil mi?”

“Tabii ki, bu zaten sürekli oluyor.
Sadece kendi ömürlerinin farkında olan
iki yaşamın karşılaşıyor ve ne olduğunu
asla anlamıyor.”

“Öyleyse tüm bunların anlamı ne?”

“Ciddi misin?” diye sordum, “ciddi misin yani bana hayatın anlamını mı soruyorsun?
Sence de biraz klasik olmadı mı bu?”

“Ah evet ama makul bir soru bence”
diye direttin.

Gözlerinin içine baktım ve dedim ki:
“hayatın anlamı, tüm bu evreni yaratmamın amacı, senin olgunlaşmandır.”

“İnsanlıktan mı bahsediyorsun?
İnsanoğlunun olgunlaşmasını mı istiyorsun?”

“Hayır, sadece sen. Bu evreni sadece senin için yarattım. Her yeni hayatınla birlikte büyüyor ve olgunlaşıyorsun, ve böylece daha da muazzam bir zihin sahibi oluyorsun.”

“Sadece ben mi? Peki ya diğer insanlar?

“Diğer insanlar diye bir şey yok.
Bu evrende yalnızca sen ve ben varız.”

Boş boş baktın yüzüme.
“ama dünyadaki o kadar insan...”

“Hepsi sensin, senin farklı hayatların.”

“Bir saniye... ben... herkes miyim?”

Tebrik edercesine sırtına vurdum ve
“nihayet anlamaya başladın işte.”

“Ben yaşamış tüm insanlar mıyım?”

“Veya yaşayacak olan tüm insanlar, evet.”

“Cengiz Han mıyım?

“Aynı zamanda Madonna’sın” diye ekledim.

“Adolf Hitler miyim?”

“Ve onun öldürdüğü milyonlarca insan.”

“Peygamber miyim?”

“Ve ona inanan herkes...”

Sustun kaldın.

“Her cinayetinde, kendini öldürüyordun. Yaptığın her iyiliği kendine yaptın.
İnsanların yaşadığı ya da yaşayacağı
tüm mutlu veya hüzünlü an,
sadece senin hatırandır.”

Uzun bir süre düşündün...

“Neden?” diye sordun.
“neden yapıyorsun tüm bunları?”

“Çünkü sen de bir gün benim gibi olacaksın. Çünkü sen benim türümdensin.
Benim çocuğumsun.”

“Yok artık!!” dedin kuşkuyla. “Benim de
bir tanrı olduğumu mu söylüyorsun!?”

“Hayır. henüz değil.
Sen bir fetüssün. Halen büyüyorsun.
Tüm zamanlardan geçip tüm insanların hayatını yaşadığında, doğmana yetecek
kadar büyümüş olacaksın.”

“Yani tüm bu evren...”, “Hepsi sadece...”

“Sadece bir yumurta!” diye tamamladım cümleni.

“Artık bir başka hayata gitmenin vakti geldi.”
Ve gönderdim seni, yeni bir yaşama...