KISA KISA KİTABIMDAN ALINTILAR... İlk önce cevap bulmamız gerekeni hiç gündeme getirmezsek, -İslam tarihi boyunca- ona cevap/çözüm bulmazsak (bulmaya gayret göstermezsek) olacağı budur! Her şeyden önce şu sorulara yoğunlaşmalıyız: 1) Kuran ayetlerinin tamamı için sınırsız bir tevil ve yorum serbestisi var mıdır? 2) Yok eğer bir kısmı farklı yorum ve tevile açık ise -daha zor soru- bunlar hangi ayetlerdir? 3) -Daha da zor soru- Bu gruplandırmayı kim, neye göre yapacaktır? Kimin yaptığı tasnif esas alınacaktır? Dahası, sonuçta bu da bir "Kul yorumu" olduğuna göre bağlayıcılığı ne olacaktır? (Detay için bakınız Metin SEVİL Cevap Bekleyen Sorular- S: 135-141) Evet belki üzerinde %100 ittifak edilen bir sonuca varılamayacaktı ama en azından okunacak/faydalanılacak farklı yorumlar bulacaktık. Ben bu konuda yapılmış bir çalışma bilmiyorum. (En azından ben rastlamadım)
Bir gün biri sana “normal” geliyor, sonra bir bakmışsın onun attığı tek bir mesaj bile günün modunu belirliyor. En tuhafı da şu: bazen o kişi hiçbir şey yapmaz ama sen yine de onu düşünürsün. Yani olay biraz karşı taraf değil, senin içinde büyüyen şey oluyor. Aşkın garip tarafı şu: netlik yok. Bazen “kesin ilgileniyor” dersin, ertesi gün “yok aslında hiç umursamıyor”a dönersin. Aynı kişi, iki farklı yorum. Asıl soru şu oluyor genelde: “Bu his gerçek mi, yoksa ben mi büyütüyorum?"...
Aşk
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
#306160132 Merak ediyorum. Madem düşüncelerinin kendinde kalmasını istiyorsun neden burda paylaşıyorsun? Soru soruyorsun ama kimse yorum da yapamıyor. Eleştiri kabul etmiyorsun ama baştan sona da eleştiriyorsun. Ve düşüncelerinin bir kısmının yozlaşmış olduğunu düşünüyorum. Özellikle saygısızlığa saygısızlıkla karşılık verilmesi gerektiğini.
1000Kitap
“Gazetecilikten Yazarlığa: Haber Dilinin Yetmediği Yer”
Gazetecilikten yazarlığa, belgeselden nehir söyleşiye uzanan üretim serüvenini anlatan Hatice Aydoğdu, haber dilinin sınırlarını, medyanın dönüşümünü ve tanıklığın anlatıdaki yerini değerlendirdi. Aydoğdu, gazeteciliği bırakışını bir kopuş değil, farklı anlatım biçimlerine yönelen bir dönüşüm olarak tanımlarken; günümüz medyasında haber üretiminin karşı karşıya olduğu yapısal sorunlara ve gazeteciliğin değişen doğasına dikkat çekti. 1-Reuters, Anadolu Ajansı ve haftalık Yeni Gündem dergisi gibi kurumlarda uzun yıllar çalıştıktan sonra 2010’da kurumsal gazeteciliği bıraktınız. Bu karar sizce mesleki bir kopuş muydu, yoksa anlatım biçiminizi değiştirme ihtiyacı mıydı? Bir kopuş değil, farklı anlatı biçimlerine yönelmek diyebilirim. Bir dönüşüm… Gazetecilikle beraber diğer alanlarda da derdimi anlatmayı sürdürebilirdim ama olmadı. Örneğin kısa film ve belgesel çalışmalarına gazetecilik yaparken başlamıştım… Sonuçta yapmaya çalıştığım, gazetecilikten beslenerek farklı anlatım biçimlerine yönelmek oldu. Dil, bu anlatım biçimlerinin aracı, ister yazınsal olsun ister görsel olsun… 2-“Gazetecilik artık bildiğim yollardan yapılabilir olmaktan çıktı” sözünüz hâlâ alıntılanıyor. Bugün dönüp baktığınızda o cümlede daha çok medya düzenine mi, yoksa gazeteciliğin diline mi itiraz vardı? Medya düzenini ve gazeteciliğin dilini birbirinden ayırmak zor. Medyanın sahiplik yapısı, ekonomik ve siyasi ilişkileri haberin diline de yansıyor. Türkiye’de özellikle 1980’lerden itibaren büyük sermayenin medya sektörüne girişi, holdingleşme, medya gruplarının el değiştirmesi gazeteciliğin yapılma biçimlerini de değiştirdi. Bazen çalıştığınız kurumun yapısından bağımsız olarak eğer muhabirseniz haber yapma koşullarınız bir anlamda elinizden alınıyor. Bir yandan haber kaynaklarına ulaşmak
Duygu,Düşünce
Sessizce izlenir duygu,düşünce, Her biri görünür içe inince. Zihin bir araçtır,sunar geçmişi, Düşünce zihinde izler her işi. Geçmişten kalanlar duygu eseri, Tatları iletmiş her bir değeri. İnsan da düşünür,görür zihni, Zihnin içinde kalmış tadın kendini. İnsan baktığında içte olana, Yol alır usulca hakikat,şuura. Ne isim aranır ne de ki suret, Özünde kaybolur kurulmuş hasret. Bir damla misali ummanda erir, Sessizlik içinde kendini bilir. Söz bittiği yerde var olur bu hâl, Orada kaybolur korku ve hayal. Sözler açılırsa bir isim gibi, İşaret,vurguya döner her biri. Tanımlar çözülüp öze bürünür, Bakan,bakılan da içte görünür. Yalnız bunu görür sözleri çözen. İzlerken olanı anlayıb,bilen. İçinde açılır zamansız kapı, Gerçeğe dönecek vardığı yapı.
İltifat etmenin incelikli yolları
🤔Samimi iltifatlar, hem edenin hem de edilenin hayatını güzelleştirme potansiyeli taşırken neden genellikle bunu yapmaktan çekiniriz? Nelere dikkat edersek iltifatımızın yanlış anlaşılacağı ya da karşılık bulmayacağı endişesini giderebiliriz? İltifatlar, samimi olduklarında, en güzel geri bildirim verme yollarından biridir. Peki neden çoğu zaman birine övgü dolu sözler söylemekten imtina ederiz? Missouri Bilim ve Teknoloji Üniversitesi’nde İngilizce ve teknik iletişim alanlarında ders veren Lisa Pavia-Higel, Psyche internet sitesinde yayımlanan yazısında, bu konuyu ele alıyor ve iltifat etmenin incelikli yollarını sıralıyor. Yazıdan öne çıkan bazı bölümlerini aktarıyoruz: “(…) Yaklaşık beş yıl önce tanımadığım insanlara halka açık yerlerde iltifat etme alışkanlığı edindiğimde, çoğumuz gibi, yorumlarımın samimiyetsiz veya müdahaleci görünebileceğinden endişelenmiştim. Belki siz de iltifat etme konusunda bazı çekincelere sahipsiniz; bir yabancıya, iş arkadaşınıza veya hatta bir arkadaşınıza beklenmedik bir şekilde övgüde bulunmanın garip hissettireceğinden veya sözlerinizin istediğiniz gibi algılanmayacağından endişeleniyorsunuz. Ben, bu endişelerin beni durdurmasına izin vermedim; siz de vermeyin. Daha çok iltifat etmek hayatımı aydınlattı. Bence bu, birçoğumuzun yaşadığı sosyal kopukluk, yalnızlık ve gerginliğe çözümün küçük bir parçası da olabilir. Siyasi iklimin belirsizliğinden ötürü iyi tanımadığımız insanlarla iletişimimizi sınırlamak en güvenli yol gibi görünse de arkadaşlara, aile üyelerine, tanıdıklara, hatta yabancılara ulaşmak, çok ihtiyaç duyulan nezaket, mutluluk ve aidiyet anlarını hayatımıza getirebilir. __Neden mi? Samimi iltifatlar hem alıcıyı hem de vericiyi iyi hissettirir de ondan. Psikologlar, iltifat eden kişi önceden
Makale|Yazı