Kutsal mı dedin?
7/10
·240 syf.··
2026 96. kitabı
Totem ve Tabu, Freud’un bireyin zihninden çıkıp toplumun zihnine bakmaya çalıştığı bir kitap. Bu kez odakta rüyalar, nevrozlar ya da cinsellikten çok dinler, yasaklar, ritüeller ve insan topluluklarının davranışları var. Freud, ilkel kabilelerden yola çıkarak günümüz insanının inançlarını ve toplumsal kurallarını açıklamaya çalışıyor. Cesur bir girişim olduğu kesin. Kitabı okurken en çok dikkatimi çeken şey Freud’un kurduğu bağlantıların genişliği oldu. Bir kabile ritüelinden başlayıp suçluluk duygusuna, oradan dine, ahlaka ve uygarlığa uzanabiliyor. Bazen bu geçişler oldukça etkileyici. Bir düşüncenin peşinden gidip onu farklı alanlarda sınama çabası kitabı ilgi çekici kılıyor. Ancak aynı noktada bazı soru işaretleri de oluşuyor. Freud’un kimi çıkarımları bana gözlemden çok yorum gibi geldi. Özellikle insanlık tarihinin çok eski dönemlerine dair yaptığı bazı açıklamalar kesinlikten uzak görünmesine rağmen oldukça iddialı bir dille sunuluyor. Bu durum kitabın bazı bölümlerinde bilimsel bir çalışmadan çok, zekice kurulmuş bir düşünce deneyimi okuyormuşum hissi yarattı. Yine de kitabın değeri bence burada yatıyor. Freud sadece insanların ne düşündüğünü değil, neden aynı şeylere inandığını da anlamaya çalışıyor. Kutsal kabul ettiğimiz şeylerin, yasaklarımızın ve korkularımızın kökenini sorguluyor. Üstelik bunu yaparken rahatsız edici sorular sormaktan çekinmiyor. Totem ve Tabu’yu okuduktan sonra Freud’un her iddiasına katılmak zorunda hissetmedim. Hatta bazı bölümlerde ikna olmadım. Fakat kitabı kapattığımda, günlük hayatta doğal ve değişmez kabul ettiğimiz birçok şeyin aslında ne kadar karmaşık temellere dayandığını daha fazla düşünür hâle geldim. Bazı kitaplar cevap verir. Bazıları ise insanın yıllardır cevap olduğunu sandığı şeyleri soruya dönüştürür. Ve yeni
Totem ve TabuSigmund Freud · Say Yayınları · 20167,9bin okunma
Kutsalların gölgesinde kalan çocuklar…
9/10
·160 syf.··
2026 9. kitabı
Nihan Kaya’nın kitaplarını okurken en çok dikkatimi çeken şeylerden biri, çocukları her şeyin merkezine koyması. Üstelik bildiğim kadarıyla kendisinin çocuğu da yok. Bu yüzden de sık sık eleştirildiğini görüyorum. “Senin çocuğun yok, çocuk yetiştirmek hakkında nasıl bu kadar konuşabiliyorsun?” diyenler oluyor. Ben bu kitapları ilk okuduğumda anne değildim. Üstelik uzun yıllar anne olamamanın ne demek olduğunu bilen bir kadındım. O zaman da söylediklerini değerli buluyordum. Şimdi ikiz annesi olarak dönüp baktığımda da aynı şeyi düşünüyorum. Hatta belki daha güçlü düşünüyorum. Seni Asla Feda Etmeyeceğim benim için sadece bir kitap değil, bir bakış açısıydı. Kitabın merkezinde çocuk var. Ama öyle romantikleştirilmiş, süslü cümlelerle anlatılan bir çocukluk değil. Korunması gereken, sesi duyulması gereken, yetişkinlerin idealleri uğruna harcanmaması gereken bir çocuk. Kitabın en çok tartışılan bölümlerinin başında Hz. İbrahim ve Hz. İsmail kıssasına getirilen yorum geliyor. Nihan Kaya burada birçok inanan insanı rahatsız edebilecek bir yerden bakıyor. Özellikle Hacer’in konumunu sorgulaması ve “Ben olsaydım çocuğumu vermezdim” demesi pek çok kişi tarafından dine saldırı olarak görülebilir. Açıkçası ben kitaptan bunu almadım. Benim aldığım şey daha farklıydı. Çünkü yaşarken hangi inancın, hangi yorumun ya da hangi bakış açısının mutlak doğru olduğunu kanıtlayabilecek durumda değiliz. Buna ancak öldükten sonra cevap bulabileceğiz; onu da bilinçli bir şekilde deneyimleyip deneyimleyemeyeceğimizi bilmiyoruz. Bu yüzden kitapta anlatılanları bir inanç savaşı gibi okumadım. Benim için kitabın asıl meselesi şuydu: Bir çocuk kutsal bir emanettir ve yetişkinlerin inançları, ideolojileri, korkuları, beklentileri ya da hayalleri uğruna feda edilmemelidir. Belki de bu yüzden
Seni Feda EtmeyeceğimNihan Kaya · Eksik Parça Yayınları · 2021720 okunma
Reklam
Sakın Yalan Söyleme
8/10
·288 syf.··
2026 6. kitabı
Sakın Yalan Söyleme, Freida Mcfadden'dan okuduğum ilk kitaptı. Açıkçası kolay okunabilir oluşu olsun, olayların sürükleyiciliği olsun, merak unsurunu canlı tutuşu olsun elimden bırakamadan bir günde bitirdiğim bir kitap oldu. Spoilerlı yorum! Öncelikle kafamda çok fazla soru işaretiyle bitti kitap. İlk olarak kitabı genel olarak Tricia'nın ağzından okumamız bence çoğu şeyi eksik bırakıyordu çünkü ilk başta Tricia'nın her şeyi planlayan olması, göründüğü gibi değil çok daha tehlikeli biri olması kitabın geneliyle bence uyuşmuyordu. Tricia'nın Adrienne'ın hayaletinin evde dolaştığına neden bu kadar takıldığı, salonundaki tabloyu indirmek istemesi gibi olaylar kitabın sonlarını öğrenince aklıma yattı ama dediğim gibi, özellikle de Tricia'nın ağzından okuduğumuz düşünülürse sonu bana mantıklı gelmedi. İkinci olarak Ethan mevzusuna değinmek istiyorum. Ethan'ın bazı noktalarda sinirli oluşu, en sevdiği şarap türü gibi özellikleri onu benim kafamda EJ ile eşleştirmişti açıkçası. Kitapta emin olduğum tek şey Ethan ile EJ'in aynı kişi oluşuydu. Fakat ters köşelerimizden birisi de buydu ki EJ ile Ethan tamamen farklı kişiler çıktılar ve açıkçası bu beni hayal kırıklığına uğrattı. Çünkü dış görünüşlerinin, özelliklerinin bu kadar benzemesinin bir anlamı olmalıydı diye düşündüm okurken. Luke karakterine gelirsek onun bir noktada evsiz kaldığı için o evde yaşamaya başladığını anladık ama Tricia ve Ethan'la karşılaştığı kısımlar ve sonrası çok hızlı geçti. Zaten onu bağladıkları sırada karakterler hakkındaki gerçekler ortaya çıkmaya başladı. Ethan'ın annesinin Adrienne'ın hastalarından biri olması şaşırtıcıydı bence, aynı şekilde onu merdivenlerden itip alkollüydü düştü süsü vermesi de. Tricia'nın Ethan'ı ara ara görüp onu beğenmesi, daha doğrusu takıntı haline getirmesi, ve
Sakın Yalan SöylemeFreida McFadden · Olimpos Yayınları · 20245,1bin okunma
Bana Bir Çıkış Değil, Bir Uçurum Gösterdi
Puan vermedi·279 syf.··
2026 48. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 05 Haziran 2026 17:00
Cehenneme Övgü’yü bitirdiğimde hissettiğim ilk şey şaşırtıcı bir nötrlük oldu. Ne büyük bir hayranlık ne de derin bir hayal kırıklığı yaşadım. Romanlarda kendimi genellikle daha rahat hissediyorum, yazarın ne demek istediğini daha kolay yakalayıp yorum yapabiliyorum. Ama düşünce ve deneme kitaplarında o kadar güçlü olmadığımı düşünüyorum. Bir şeyleri kaçırıyor ya da yeterince derin kavrayamıyor olabilirim diye sorguluyorum kendimi. Bu kitapta da tam olarak öyle oldu. Gündüz Vassaf’ın değindiği konular önemsiz değil. Eğitimden aileye, otoriteden özgürlük anlayışına kadar birçok kritik meseleye dokunuyor. Ancak kitap boyunca bende oluşan en baskın his şuydu: Sanki bir uçurumun kenarındayım ve yazar sürekli aşağıyı göstererek “burası cehennem, düşersen ölürsün” diyor. Tamam, farkındayım ama ben o sırada “nasıl kurtulurum?” diye çıkış yolu arıyorum. Vassaf ise bana sadece karanlığı ve tehlikeyi gösteriyor, çözüm konusunda ise bilinçli bir sessizlik tercih ediyor. Belki de bu yüzden anlatılanlardan çok, anlatılma biçimine takıldım. Yazar yer yer topluma ayna tutmaktan ziyade topluma kızgın gibi yazmış. “Bakın, sonunda bunlar olacak” der gibi bir tonu var. Bu öfke bazı okurları sarsabilir ama bende “neden bu kadar uç örneklerle genelleme yapıyor?” sorusunu yarattı. Verilen örneklerin çoğu bana fazla aşırı ve gerçek hayattan kopuk geldi. Kitabın en güçlü yanı kesinlikle bazı çarpıcı cümleleri ve aforizmaları. Altını çizdiğim, aklımda kalan birçok güzel ifade oldu. Fakat zamanla şu soruyu sormaya başladım: Bu kadar etkileyici cümleler gerçekten derin bir düşünce bütünlüğü mü sağlıyor, yoksa güzel yazılmış cümlelerin büyüsüne mi kapılıyoruz? Bir diğer sıkıntım da yazarın kendi tezlerini zaman zaman çürütmesiydi. Bir bölümde susmanın, konuşmamanın değerinden bahsederken
Cehenneme ÖvgüGündüz Vassaf · İletişim Yayınları · 202512,9bin okunma
7/10
·120 syf.··
Beğendi
·
2026 29. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 22 Mayıs 2026 00:00
Kitap, popüler bilim ile toplumsal cinsiyet tartışmalarını aynı potada birleştirmeye çalışan bir metin. Kitabın temel iddiası, kadın-erkek farklılıklarını biyoloji, evrimsel psikoloji ve sinirbilim ekseninde anlamlandırarak gündelik tartışmalara daha “bilim temelli” bir çerçeve kazandırmak. Soru-cevap formunda 15 soruya cevap verilmiş. Canan, cevaplarında “tamamen kültürel” ya da “tamamen biyolojik” gibi tek açıklamalı yaklaşımlara mesafeli duruyor. Genel olarak kitap, cinsiyet ve cinsellik üzerine kesin cevaplar arayan bir metin değil, daha çok, mevcut cevaplara şüpheyle bakmayı teşvik ediyor. Bazı cevaplar bana tatmin edici gelmedi. Bazı sorularda daha direkt cevaplar verilebilirmiş gibi geldi. Gerçi kitabın amacı bir hüküm vermek değil. Bu tür soru-cevap formatlı popüler bilim kitapları, akademi ile geniş okur kitlesi arasındaki boşluğu doldurma işlevi görüyor fakat "bilimsel kesinlik” algısını da zaman zaman bulanıklaştırabiliyor. Sağlıklı yaklaşım, eseri “kesin bilgi kaynağı” değil, bir düşünme başlatıcı olarak ele almak olur.
Soru Yorum 1: Kadınlar, Erkekler, Cinslikler ve Cinsellikler…Sinan Canan · Tuti Kitap · 2023232 okunma
Öğrenmeyi Öğrendik Mi?
8/10
·153 syf.··
2026 11. kitabı
·
24 günde okudu
·
Okunma: 07 Haziran 2026 13:31
Çok sevdiğim birisi kitap okuma eyleminin esas okuyacağımız kitapları bulabilmek için olduğunu söylemişti. İlk duyduğumda tam olarak neden bahsedildiğini anlayamamıştım ve bana şöyle açıklamıştı: Hayatımız boyunca yüzlerce kitap okuruz. Bazılarını unuturuz, bazılarını severiz ama öyle kitaplar vardır ki onlara denk geldiğimizde "İşte bu, benim hayat rehberim bu." deriz. O kitaplar daima baş köşemizde olur. İhtiyaç duyduğumuzda elimizi uzatır, birkaç sayfa okur ve evet, o kitap yine bize rehberlik etmiştir. O kitabı okudum ve bitirdim demeyiz çünkü yaşamımız boyunca o kitabı tekrar tekrar okumaya devam ederiz. Elbette o kitabı bulmak kolay değildir, o kitabı bulmak için binlerce sayfayı elemek gerekir. Öğrenmeyi Öğrenmek kitabını alırken bu kitabın rehberim olabilecek, daima masamda durup elimi uzatabileceğim bir kitap olacağını umut etmiştim. Hayatımın henüz başları diyeceğim bir dönemde olduğumu düşünürsem büyük bir kibirdi bu. Ancak beni rehber kitabıma götürebilecek önemli bir basamak olduğunu itiraf etmeliyim. Kitap, genel olarak incelendiğinde sorularınıza cevap vermiyor. "Evet, ben bunu yaparsam öğrenebilirim." diyemiyorsunuz. Ancak çok daha iyisini yapıyor: Size yeni bir soru sorduruyor. Kitapta da değinildiği gibi bizler merak duygumuzu yitirdik. Merak etmeyince, içsel motivasyonumuz olmayınca da öğrenmek anlamını bilmediğimiz, havada asılı kalan bir kavramdan öteye gitmiyor ne yazık ki. Kitabın en önemli yanı içinizde minik bir merak kıvılcımı çıkartmasıdır. Bu kıvılcımı değerlendirip nasıl öğrenebileceğimizi kendimiz mi bulacağız yoksa "Aman, bunlar zaten bildiğim şeyler. Bana yöntemi öğretmedikten sonra neye yarar bu kadar kitap?" diyip o küçük kıvılcımı söndürecek miyiz o bize, seçimimize kalmış. Doğru olanı seçmemiz dileğiyle...
İnceleme & Yorum
Öğrenmeyi ÖğrenmekAltay Cem Meriç · Tin Yayınları · 20253,604 okunma
Reklam
Reklam