Kalbe ermeyende söz, çağrı olsa ne yazar! İmana varmayan yol, tuzak olsa kim bozar? Sözden tutulur kişi; gönüller ola işi. Kâzib ile kezzâbın hesabını kim tutar? Seyyâredir bu gönül; cânı, cihanı aşar. Beşer oluverende, ağaç önünde şaşar! Sıdk ile pâk olalım; bu, âşıkların huyudur. Gözyaşı, Hak’tan bize özlü rahmet suyudur.
Bir Kadın...
Ben şimdi sana neyi nasıl anlatayım ki o kadar kitap okudum o kadar şiir okudum o kadar araştırma yaptım sana anlattığım zaman beni anlayacağın bir kelime bir cümle bir söz bir satır yazı bulamadım aslında sen hep beni anladın da anlamak istemedin seninle adım yanyana geçince çocuklar gibi mutlu olurdum ben gözlerim ışıldar içim kıpır kıpır olurdu çok sevdik yada hiç sevmedik sevmiş olsaydık bugün başka yerlerde olmazdık birbirimizi görünce düşman gibi bakmazdık birbirimizden nefret etmezdik sen beni benim seni sevdiğim kadar sevemedin benim sevgimse ikimize yetmezdi eğer benim gözümde ve gönlümdeki seni bilseydin bu yaptıklarıdan utanır başını yerden kaldırmazdın ama sen sadece korkak olmayı seçtin aslında sen seçim yapabiliyormuşsun ben bunu öğrendim bu bi gelişme senin için bense tüm asaletimle seni yerin dibine sokmayı seçtim beni bilirsin ilk değilsem eğer sen son olurdun ki öyle de oldun gözümün önünde bir yudum suya hasret kalsan elimde su olsa kendim içerim düşsen yaran kanasa içimden kan gider ama elimdeki yara bandını çöpe atarım da sana vermem ben gaddar değilim kalbim yaralı kalbim kırık ve ben şuan en tehlikeli varlığım küllerinden gül yeşerten bir kadınım…
Alıntı
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Sözünüz söz ise,Adam gibi sözünüz arkasına kellenizi koyun.
tuz ve nar aşkına!
“ağrılardan bir dağ geldi oturdu ömrümüze… ama sen masal kuşlarını küstürme. onlar getirecek güneşi, karanlık göğümüze… tükenme! su durur, ay unutur bakışsız kalır deniz, mavisi solar mehtapsız kalır aşıklar… tükenme! çarpa çarpa kırar boynunu serçeler, göğsümün kafesinde ritmini yitirir solumdaki kan gülü kurur orada… öylece… kara çocuk… tükenme! kırılan kemik… atomlarına ayrılan biblo, tuz ve nar aşkına! yani ki, kanayan kolumuz kanadımız, adımlarımız… dağılan avuç içi haritamız aşkına! bitme! -ki olmaz… olmaz böyle dağılmak. sevgilinin saçları rüzgarda dağılır örneğin bir çocuk gülümser, bulutlar dağılır örneğin… yok. değil bu benim bildiğim, dağılmak… kırılmak… ağrımak… başka. dünya adaletsiz çocuk… dünya zorba belki eşitleniriz bir gün aşkla bu kekeme, toz ve duman şarkıyı iyi belle; -öyle durdum ki sana, demirim pas içinde. içime susmaktan, derinde besmelem, yosun içinde. besmelem ki… dağılan… kırılan… ağrıyan… kara çocuk.
Alıntı
Kafama dank eden bir söz
İyilik eden mükâfat beklediği an tefecidir. Cemil Meriç · ·
Formülün Dışındaki Kızlar
Önümdeki masada duran boşanma dilekçesinin "Geçimsizlik Nedenleri" kısmına bakıyordum. Otuz yaşındaydım, yedi yıldır avukatlık yapıyordum ama adliye koridorlarında geçen bunca zamana rağmen bazı kelimeler hala ilk günkü gibi canımı yakabiliyordu. Müvekkilim, kucağında iki aylık kızıyla karşımda oturan yorgun bir kadındı. Dilekçede tam olarak şöyle yazıyordu: “Davalı koca, müvekkilin erkek çocuk doğuramamasını gerekçe göstererek müşterek konutu terk etmiş, müvekkile psikolojik şiddet uygulamıştır…” Dosyayı yavaşça kapattım. Antalya Adliyesi'nin dördüncü katındaki ofisimin penceresinden dışarıya, uzaklardaki Beydağları'na doğru baktım. Hava sıcaktı ama o kelimeler beni bir anda yirmi yıl öncesine, Elmalı’nın o buz gibi, ahşap kokulu gecelerine götürdü. Kendi çocukluğumun kokusu, burnuma bir kez daha toprak tadıyla karışık havuç ve fındık kokusu olarak geri geldi. Bizim eve fındık, fıstık ve havuç hep çuvalla girerdi. On yaşındaydım ve o güne kadar babam Mücahit’in dünya çapındaki gizli bir sincap örgütünün lideri falan olduğunu sanıyordum. Çünkü normal bir insan, oturma odasının köşesine her hafta yeni bir Antep fıstığı veya fındık çuvalı yığmazdı. Babam kamyonu kapıya yanaştırıp kasaları indirdiğinde, annem Zehra mutfakta içini çeker, Elmalı usulü bir tevekkülle başını sallardı. Babam ise gözleri parlayarak içeri girer, "Bak hanım," derdi, "bu seferki havuçlar özel. Alanya’dan getirttim. Suyunu sıkıp içeceksin, fındıkları da kavurmadan yiyeceksin ki şifası kaçmasın. Bu sefer olacak, hissediyorum." Annem ellerini önlüğüne siler, o her zamanki sakin ama bıkkın sesiyle mırıldanırdı: "Bey, Allah’ın emri bu... Mutfakta aş pişer, çocuk pişmez. Yemekle, çerezle olacak iş değil bu, anla gari." Ben o zamanlar bu konuşmaları bir tür gizli yemek tarifi zannederdim. Evde sürekli
Duygu ve Düşünce