... Ama yüreğim yufka benim, en sıradan, alelade bir söz bile, eğer cânı yürekten, içtenlikle söylenirse sesimi tatlılaştırıp, hatta gözyaşı döktürebilir bana. Kaç kez bu zaafım yüzünden taş kalpliler tarafından küçümsendim! Onlar benim merhamet dilendiğimi sandılar; işte buna asla izin veremem.
Öne sürmek istediğim şey ise unutkanlığın başlıca kaynağının, toplumsal yaşamı yerellikten, insani ölçeklerden ayıran süreçlerle ilişkilendirilebilir olduğudur: insanüstü hız, akılda tutulamayacak denli büyük megakentler, emek süreciyle bağı kopmuş tüketicilik, kent mimarisinin kısa ömrü, içinde yürünebilir kentlerin ortadan kalkması...
Modenitenin unutturduğu şeyler oldukça derin, geniştir; hayatın ölçüsünün insan olması, aşina olduğumuz toplumsal ilişkilerle örülmüş bir dünyada yaşayıp çalışma deneyimi... Ortak anılara dayanarak hayatın anlamı diye niteleyebileceğimiz şeylerde köklü bir değişimden söz ediyoruz. O anlam, modenitenin sunduğu yaşam alanlarında meydana gelen yapısal bir dönüşüm ile birlikte erozyona uğruyor.
İşe modernite kavramını tanımlamakla başlamak gerekirse; modernite sözcüğü ile feodal ve atadan kalma sınırlamaları küresel ölçekte alaşağı eden kapitalist dünya pazarının oluşmasıyla birlikte toplumsal dokuda meydana gelen nesnel dönüşümü; psikolojik bakımdan da zümrelerin değişmez hiyerarşisinden aşamalı olarak kurtulunmasıyla birlikte yaşamsal fırsatların genişlemesini kastediyorum.
Bu dönem, kronolojik olarak on dokuzuncu yüzyılın ortalarından başlayarak hızlanan ve günümüze dek uzanan süreci kapsar. Söz konusu süreç dünya genelinde yaşansa da unutkanlık üzerine vereceğim ör nekler özgül, çoğu zaman da Birleşik Devletler ile Avrupa’dan örnekler olacak. Çünkü unutkanlığı üreten kaynakların bu örneklerde gizli olduğu varsayımından yola çıkıyorum.
Odintsova, Bazarov'a yan yan baktı.
"Mutluluktan söz ediyorduk sanırım. Ben size kendimi anlatıyordum. Bu arada mutluluk sözcüğünü kullandım da aklıma geldi. Söyleyin, neden müziğin, hoş bir akşamın, sevdiğimiz insanlarla keyifli bir sohbetin tadını çıkardığımız anlarda bile bütün bunların gerçek mutluluk olmadığı, yalnızca bir yerlerde bekleyen, sınırsız, başka türlü bir mutluluğa gönderme olduğu hissine kapılırız? Nedendir bu? Yoksa siz böyle bir şeyi hiç hissetmiyor musunuz?"
"Atasözünü bilirsiniz: nerede yoksak, orası iyi" dedi Bazarov (…)