Balkan devletlerine Türkiye'ye harp ilan etmek ve harp sonunda kendileri için arazi koparmak hakkı tanındığı halde Türkiye'ye Bulgaristan'a harp ilan etmek ve beş yüz seneden beri maliki bulunduğu arazi parçalarını geri almak hakkı tanınmıyordu. Sir Edward Grey sefirimizi, ''Edirne'ye gittiğiniz takdirde İstanbul'u da kaybedersiniz'' şeklinde tehdit etti: Bay Sasanoff, Edirne'ye yürüyüşümüz hakkında Harbiye ve Bahriye nazırlarıyla yapılan müzakere neticesinde hazırlamış ve vermiş olduğumuz mufassal (ayrıntılı) notaya cevap vereceğini bildirmiş ve Bay Pichou da Londra kararlarına karşı gelmeye hakkımız olmadığını iddia etmişti.
Rusların Yahudilere ve Müslümanlara ve hatta, müstebit Çarlığa karşı gelen Hıristiyanlara yaptıkları vahşet her ne kadar insanlık hislerini galeyana getiriyorsa da Avrupa'nın insaniyetperver diplomatları bu hususta en küçük bir söz söylemek cesaretini gösteremediler. Rusya hakkındaki en ufak bir şikâyetin harbe sebebiyet verebileceğini biliyorlardı; bunun için susmayı tercih ettiler. Hürriyetin hamisi rolünü takınan, hukuku beşer (insan hakları) beyannamesini neşreden Fransa, vahşi ve müstebit Çarlığa her türlü yardımda bulunmaktan utanmadı ve 1871 harbinden sonra bu müstebit devletle bir ittifak dahi yaptı.
Anadolu Kadınları; Bunlar, dağın tepesindeki ağaç gibi... Öncellikle, güzelliği ciğer yakıcı değil... Sonra şivesi de gönül delmiyor. Güzelliği, şivesi olmayan bir avrata akıllı kişi nasıl meyletsin? Ama birisi çıkar da o surata meylederse, kendi cinsinden olanlar arasında şüphe doğar.
Bütün bu belgelerin ışığında, Talat Paşa’nın Filistin’de milli bir Yahudi yurdu kurulmasına baştan beri karşı olduğunu söylemek mümkündür. Zira Filistin, Osmanlı Devleti’nin bir parçası idi ve hükûmetinin kuruluşundan istifasına kadar, “Osmanlı birliğini” savunmuş olan Talat Paşa’ya göre, devletin himayesinde olan herhangi bir toprak parçasının terk edilmesi düşünemezdi. Ne var ki Balfour Deklarasyonu ile Siyonistlerin “Yahudi Milli Yurdu” kurma projeleri, özellikle İtilaf Devletleri safında yer alan ülkelerden önemli bir destek görmüştür. Birinci Dünya Savaşı’nı kazanabilmek için dünyadaki Yahudi örgütlerinin dışlanmaması gerektiğini düşünen dönemin Alman hükûmeti, Alman Siyonistlerin Sadrazam Talat Paşa ile müzakere isteklerine destek vermiş ve İstanbul’daki Büyükelçiliği’ni bu yönde harekete geçirmiştir. Aralık 1917’ye kadar Alman Siyonistler ile görüşmeyi hep reddetmiş olan Sadrazam Talat Paşa, Alman Büyükelçisi Bernstorff’un aracılık etmesiyle birlikte belirtilen tarihten itibaren, Siyonistlerin Osmanlı topraklarındaki hedefleri ile ilgili görüşmelere başlamıştır.
Bu görüşmelerin her aşamasında Talat Paşa, Alman Siyonistlerin Osmanlı topraklarındaki isteklerine genel anlamda karşı çıkmıştır. Her defasında, Osmanlı Yahudileri ile Osmanlı hükûmetinin problemleri bulunmadığını ve her Osmanlı vatandaşı gibi Yahudilerin de haklarının yasalarla garanti altına alındığını ifade ederek, Yahudilere diğer Osmanlı vatandaşlarından farklı imtiyazlar sağlanamayacağını açık bir şekilde ifade ediyordu. Fakat Alman Siyonistler ısrarla Filistin’de bir “Milli Yahudi Yurdu” kurulmasını talep ediyorlardı. Bu bağlamda Talat Paşa “milli” kelimesine karşı çıkıyor ve bunun bağımsızlıkla sonuçlanabileceğine dikkat çekerek bu yöndeki Siyonist taleplerine karşı çıkıyordu.