*spoiler*
kailey’in ryan ve cade arasında koşup durmasını takip etmek inanılmaz yorucuydu. kitap akıcıydı, maalesef basit olan tek şey dili değildi. kurgusu da bir o kadar sıradandı.
Muhteşem bir kitap okudum...
Doğa ve duygular çook iyi bir şekilde tasvir edilmiş , kitap gerçekten çooook akıcı...
DİKKAT SPOİLER İÇERİR
Benim en beğendiğim kısımlar:
1.Ziziman babaannenin Heidi`ye olan sözleri: #306776754
2.Heidi`nin Ziziman babaanneden öğrendiği sözleri doktor Klassen`e söylemesi: #306852119
3. Doktor Klassen`in Heidi`yi evlatlığa götürdüğü an
Yazarın okuduğum ilk kitabıydı,zaten adını pek çok kez duymuştum.Kitaba gelince,başta Liam'da bir şey var diye düşünmüştüm ve annesine de çok sinirlenmiştim çocuğunu savunuyor diye.(spoiler olmasın diye neden savunduğunu söyleyemiyorum)Sonrasında büyük ters köşe oldum.Tek bir bölümde kitabın bütün gidişatı değişti zaten.Çok akıcıydı zorlasanız tek oturuşta bile bitirebilirsiniz.Polisiye okumayı seviyorsanız mutlaka bir bakın derim.
Spoiler içermez.
Martin Eden’i sadece “çalıştı, başardı” hikâyesi gibi okumak bence kitaba haksızlık olur. Çünkü Jack London burada başarıyı parlatmıyor; tam tersine, başarının bazen insanın içindeki boşluğu daha görünür hale getirdiğini gösteriyor.
Martin’in en acı tarafı başarısız olması değil, kimsenin onu zamanında anlamaması. Yazarken, çabalarken, reddedilirken yanında kimse yok. Ama adı duyulunca aynı insanlar bir anda ona değer vermeye başlıyor.
Bu da kitabın en rahatsız edici sorusunu bırakıyor: İnsanlar bizi gerçekten biz olduğumuz için mi sever, yoksa başkaları bizi değerli bulduktan sonra mı?
Benim için Martin Eden, kişisel gelişim romanı değil; kişisel gelişim fikrine sert bir uyarı. İnsan yükselirken, bazen yükselmek istediği dünyanın ne kadar sahte olduğunu da görüyor.
Kitaptan bana kalan his şu: Başarı önemli, ama insanı her zaman kurtarmıyor. Bazen sadece yalnızlığını daha görünür yapıyor.
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025135,3bin okunma
Spoiler vermeden anlatmaya çalışacağım
“Herkes, kendi karakterinin mimarıdır.” öncelikle bu alıntı. Üzerine paragraflar yazılabilir...
Kitabimizda Sarıca ve Çira diye iki kahramanımız var. Bu ikisinin aşkı üzerinden şekillenen hikaye Göbeklitepe etrafında şekilleniyor. Göbeklitepe sadece bir mekân değil; insanın inanç, hakikat ve medeniyet arayışının sembolü olarak hikâyenin merkezinde yer alıyor.
Bu sırada Sarıca’nın anlam arayışı var. Hakikat arayışı, adalet anlayışı, neden varolduğumuzu anlama arayışı… Çira’yı ararken bunları arıyor bir yandan da. Bu aramaları sırasında karşımıza tarihten pek çok kişi çıkıyor. Onlarla ilgili kısa bilgiler ediniyoruz .
Elbette iyiler ve kötüler var… İyi ve kötü mücadelesi… Yine bu nokta için çok güzel bir alıntılar vardı :
“Annesinin iyi olması evladın da iyi olmasına sebep değil ki!”…“Yer yüzünde iyiliğe muhtaç çok insan var efendim. Arzın karanlık yüzü sayısız kötülükle dolu çünkü."
İlk 70 sayfası çok sıkıcıydı gerçekten. Olayın nereye varacağını anlamakta zorlandım ama sonrası aktı. Üslup bakımından bildiğimiz gibi zaten İskender Pala. Tavsiyemdir.
Akşam Yıldızıİskender Pala · Kapı Yayınları · 20208,2bin okunma
yazım dili belki çeviridendir ancak edebiyata dair hiçbir iz taşımıyor gibiydi. buna rağmen kitabı çok akıcı buldum, beni merak ettirdi ve çok kısa süre içinde kitabı bitirdim. ters köşesini sevdim ancak sonunda hizmetçinin başka bir eve “yardım” için gönderilmesi ve muhtemelen ikinci kitabın da o evde hizmetçinin “yardımıyla” çözülmesi gereken bir olay etrafında dönüyor olması beni cezbetmedi. henüz diğer iki kitabını okumadım ve eğer arkadaşımda olmasaydı satın alıp okumazdım ama arkadaşımdan ödünç alıp sırf merak ettiğim ve yarım bırakmış gibi hissetmek istemediğim için okuyacağım. belki okuyunca fikrim değişir ama ilk kitap kesinlikle kötü değildi.