Spoiler !
Norveç’de sıradan bir lise öğretmeni olan Elias’ın edebiyat dersi ile başlıyor kitap. Kendisine karşı pek saygısı yok. Doktora yaparken tanıştığı Johan’a karşı derin bir hayranlık duyuyor ve vaktini sürekli onunla geçiriyor. Aralarındaki dostluk uzun yıllar devam ediyor. Johan’ın Eva ile tanışmasıyla bir çok şey değişiyor hayatlarında.
Eva romanda “çok güzel bir kadın” olarak anlatılıyor sadece. Herhangi bir kişilik özelliği öne çıkmıyor. Sadece güzelliği var. Kendisi de bu durumdan oldukça rahatsız ve güzelliği dışındaki özelliklerle var olamamanın yükünü taşıyor üzerinde. Yaşlandıkça yüzü sarkıyor, kilosu artıyor. Eski güzelliğini ve zerafetini kaybediyor ama bu onun için büyük bir fırsat. Artık güzelliği dışında kendisi olarak var olabilir. Bunun için çaba göstermeye de başlıyor.
Elias, Eva’nın dış görünüşünün değişmesinden dolayı büyük bir hüzün duyuyor. Eski Eva’yı hatırlıyor. Ondan ayrılmayı bile düşünüyor. Zaten onunla evlenmesinin en önemli nedeni Eva’nın güzelliği ve zerafetiydi. Eva güzelliğini kaybettikçe bazı bilinmeyen yönlerini Elias’a açıyor. Açgözlülüğü, haseti, lükse olan düşkünlüğü gibi gibi. Bunlar Elias’ın gözünü korkutuyor. Çünkü eskiden en azından Eva bunları saklamaya çalışıyordu, artık böyle bi gayesi de yok.
Eva ve Elias sohbet edemiyorlar, aralarında böyle bir bağ yok. Elias kendini diğer bütün eşler de böyle diyerek avutmaya çalışıyor ama hayatında sohbet edebileceği kimsenin olmamasından dolayı alkole veriyor kendini. Johan ile birlikte girdiği tartışmaları, fikirlerini paylaşabileceği birisinin olmasına büyük özlem duyuyor. Lisedeki meslektaşlarıyla böyle bir bağ kurmak için adım bile atamıyor. Sadece hayal kuruyor. Çünkü en küçük adımı atabilecek cesarete sahip olmaktan âciz.
Bu roman Elias’ın kendini gerçekleştirememesini