Aslında İnceleme yapmayacağım bir kitaptı fakat günlük yazarken biraz mola vermek adına kitaplığıma bakarken Mecburiyet ilişti gözüme ve kitabı düşünürken aklıma başlıkta yazmış olduğum söz geldi. Savaşta bile aşk kazanıyor, bizde niye kazanmasın? Aşk adına benlik bir biz yok :) ama Mecburiyet'in ana karakterleri olan Ferdinand ve Paula'da çok güzel ve güçlü bir biz var.
Ülkelerindeki savaştan İsviçre'ye kaçan, savaş karşıtı bir görüşe sahip olan Ferdinand ve Paula çiftinin İsviçre'deki güzel yaşantısını tuz buz eden bir olay gerçekleşir. Savaş karşıtı Ferdinand ülkesi tarafından savaşa katılması için bir posta alır ve ne olacaksa o andan sonra olmaya başlar.
Yazar Stefan Zweig karakterlerin iç monologlarını okuyucuya en iyi şekilde hissettirecek cinsten kaleme almış. Okurken kendimi Ferdinand'ın yerine koyduğumda yaşadığı stresi, kararsızlığı, üzüntüsünü ve korkusunu çok iyi bir şekilde anlayabildim. Kim ister ki huzurlu yaşantısından ve sevdiği kadından ayrılıp öleceği veya kalacağı belirsiz bir olaya, prensiplerini bir kenara itmek, yok saymak zorunda kalarak, insan yerine konulup da söz sahibi bile olmadığı bir olaya zorlanmak... Kim ister?
Kimsenin adına bir şey söylemek bana düşmez tabii ki. Bazıları vardır ki arkasında bıraktıklarını önce Allah'a, sonra sevdiklerine emanet eder, vatanı için canını dişine takar, kanının son damlasına kadar savaşır. Ferdinandlar'dan bahsetmeyi pas geçiyorum, Ferdinand gibi geçerli sebepleri vardır hepsinin.
Kendi adıma konuşacak olursam, sevgi ve saygı dünyasını benimsemiş biri olarak tabii ki barıştan yanayım ama ne olursa olsun değil. Biz Türk'ler vatani duyguları her zaman ağır basan bir millet olmuşuzdur. Belki tarihimizden, belki atalarımızdan, belki de coğrafi konumumuzdan, bilemem.
Çok az da olsa Ferdinand'ın sevgili eşi Paula'dan