Merhaba, bugün bir hocamın tavsiyesi üstüne dün bitirdiğim bu kitabı açıkça düşüncelerimle yorumlamak istedim. 'Arşiv' niteliğinde bir hesap kullandığım için 15 yaşındaki bir çocuğun kitap yorumlamasına karşı önyargılarımı kırdığımı düşünüyorum...
Okuduğunuz yazıda bol bol spoiler bulunur. Ama en güzel yerlerinden bahsetmemeye özen gösterdim. Başlamadan önce okuyacaksanız son paragrafı okumanız yeterli, ilk paragraflarda da kitabın küçük bir özeti bulunur lakin ben bunu kitabı özümsedikten sonra anlaşılabilecek bir yorum tadında yazdığımı düşünüyorum.
Kitap asla gerçek ismini öğrenemediğimiz ve kimsenin de sormadığı çünkü ismini geçmişiyle ve kaçmak istediği kehanetle birlikte geride bıraktığını düşündüğüm kendine verdiği ismiyle Kafka Tamura karakterimizin doğru düzgün bir ilişkisinin bulunmadığı annesinin ise üvey ablasıyla terk ettiği evden kaçmasıyla başlıyor. Gelin görelim ki Kafka, babasının atfettiği Antik Yunan karakteri Oepidus'a atfedilen kehanetten (babasını kendi elleriyle öldüreceği, annesi ve kız kardeşiyle çiftleşeceğine dair bir kehanet) bu kadar da kolay uzaklaşamıyor. Pardon bir süre sonra uzaklaşmıyor, üstüne gidiyor.
Açıkçası kitaptaki Oşima karakteriyle yapılan sohbetlerin birinde öğreniyorsunuz bu kehanetin Oepidus'a yapılanla aynı olduğunu. Başta dikkat etmemiştim ama geçen zamanla verdiği ismin kitabın genelini kavramak için önemli bir unsur olduğunu kavrıyorsunuz. Bana sorulacak olursa kitaptaki ayrıntıların büyük bir çoğunluğunun altı dolu. Her neyse konuya dönecek olursam okuduğum incelemelerin birinde, Oepidus Kompleksinden bahsediyordu. "Erkek çocuğun anneye aşırı düşkün olup, babanın yerini alma isteği içinde olması" bu cümleye ileride tekrar değineceğim.
Kitabın ikinci bir baş karakteri: Nakata. Şahsi ve 15 yaşındaki çocuk yorumumu
"O günlerde aklıma takmam gereken hiçbir şey yoktu." dedi kendi kendine. Her şeyi olduğu gibi yaşamak yeterli oluyordu. Öyle yaşadığı sürece de, kendi varlığını daha güçlü hissederdi. Doğal olarak öyleydi. Fakat bir zaman gelmiş ve her şey değişmişti. Yaşadıkça, varlığı anlamını yitirmeye başlamıştı. Düşündükçe tuhafıma gidiyordu. Insan yaşamak için doğuyordu ne de olsa. Öyle olduğu halde, yaşadıkça yaşadığı ölçüde içinin boşaltıldığını, bomboş bir insan haline getirildiğini hissedebiliyordu. Üstelik, daha ileriki zamanda da, yaşadığı sürece içinin boşalmaya devam etmesi, dımdızlak, değersiz bir insan haline gelmesi olmasıydı. Yanlış olan da buydu. Bu akışı bir yerlerde değiştirebilecek miydi acaba?