Bir King ile karşınızdayım.
Çocukluğumda Düş Kapanı filmini korkarak ama bir o kadar da severek izlemiştim. Yıllar sonra bile aklımdan hiç çıkmadı. Hatırladığım ilk film olabilir. Bilinçaltıma öyle bir yerleşmiş ki unutmayı devralmış gibi.
Kitabını geç okudum ama çok uygun bir zamanda okuduğumu düşünüyorum. Yine çok konu üzerinde durmadan bendeki etkilerini paylaşmak istiyorum.
King şöyle yok böyle gibi cümleler kurmayacağım. Yine mükemmel bir eser tabiki. King’in en sevdiğim yanı hikayeyi çocukken ve yetişkin iken iki haliyle anlatması hem çocukluğuma götürüyor hem de şimdiki halimin farkındalığını pekiştiriyor. İçinde uzaylılardan tutun da bir düşün ne kadar gerçek olabileceğine kadar ince eleyip sık dokunmuş bir yapıt. Dört arkadaş Henry, Beav, Pete, Jonesy. Özenmemek böyle arkadaşlığa sahip olmadığım için üzülmemek elde değil. Ve tabi ki hikayenin kilit noktası Down sendromlu Duddits. Çocukluktan devam eden maceraları yetişkinlikle azalsa da hiç bir zaman unutmazlar birbirlerini. Karın böyle egemen olduğu bir ormanın ortasında kulübeye benzer eve hafta sonu avlanmaya giderler. Her sene yaptıkları bu ritüel bu sene çok farklı olacaktı.
Belki de uzaylı diye bir şey yoktu her şey düşten ibaretti ya da var mıydı çünkü her yerde byrus dediğimiz küçük yaratıklar vardı e peki yaratıklar mı telepati gücünü bahşettiler insana bilmem sanırım olabilir. Yoksa yaratıkta düşte gerçekte aynı anda var olabilir miydi? Neyse kafalarımızı karıştırmayalım size iyi okumalar
Karakterleri değişimi, gelişimi yerinde ve olması gerektiği gibiydi. Keşke daha uzun olsaydı da hiçbir hareket olmasa da okumaya devam etmek isterdim.