"...
göğü kucaklayıp getirdim sana
kokla
açılırsın
solmuşsun
benzin sararmış
yorgun bir işçinin yüzüne benziyor yüzün
öyle bükük bakma bana
çam kolonyası getirdim sana
kentli dağlıların haklı sevdasını
bolu ormanlarından çarpan bir koku
sanki köroğlunun ter kokusu
aman kokusu, billah kokusu
canlarım, canım benim
dur
akıtma gönlüm yaşını
gözünden öpecek bir yer bırak
oy bana en yakın
bana en uzak
sevgili yar
hasretine vur beni
giyecek çamaşır getirdim sana
adettir diye değil, sevdim diyedir
bağışla, eski biraz
bedenim uygundur diye bedenine
elimle yıkadım, ütüledim
elma ağacında kuruttum
sokaktaki bütün kedileri eziyorlar
iki buluşmadır koluma girmiyorsun
ve birkaç
milyon yıldır tutmadın ellerimi.
ve ben sırf
bu yüzden ezilebilirim.
biz emeklerken sevmeyi öğrenmede,
kolumuzdakiler düşüyor.
ki ölenler zafere en çok yakışanlardır!
ki ölenler zafere en çok yaklaşanlardır!
oturup tuhaf ağıtlar yakıyoruz onlara
ve söz veriyoruz yarını
kurtaracağımıza
ama yarına ertelemekle bugünü
yitiriyoruz zaten.
ve zaten yenik sayılırız yaşamakla!