"Suskunluğu siyah okyanustaki cam funuslu bir dalgıç gibi yaşıyordu insan , kendisini dış dūnyaya bağlayan halatın kopmuş olduğunu ve o sessiz derinlikten hiçbir zaman yukarı çekilmeyeceğini ayrımsayan bir dalgıç gibi hatta yapacak ,duyacak ,gõrecek hiçbir şey yoktu, her yerde ve sürekli hiçlikle çevriliydi insan, boyuttan ve zamandan tūmüyle yoksun boşlukla, bir aşağı bir yukarı yūrūrdü insan , dūşūnceleri de onunla birlikte bir aşağı bir yukarı yūrūyūp
dururdu. Ama ne kadar soyut gõrūnūrlerse gõrünsünler, dūşūnceler de bir dayanak noktasına gereksinim duyarlar ,yoksa kendi çevrelerinde anlamsızca dõnmeye başlarlar;
onlarda hiçliğe katlanamaz. İnsan sabahtan akşama kadar bir şey olmasını bekler ve hiçbir şey olmaz bekleyip durur insan hiçbir şey olmaz .İnsan bekler ,bekler,bekler, şakakları zonklayana dek dūşūnūr ,dūşūnūr ,dūşūnūr, hiçbir şey olmaz.İnsan yalnız kalır .Yanlız yanlız."