Terry'nin klasik bir annelik anlayışı vardı, kollarının arasında bir bebek, "ayak altında dolanan çocuk sürüsü", ve kadının sürekli olarak söz konusu bebek veya sürüyle ilgilenmesi. Tüm topluma hükmeden, bütün sanat ve sanayi dallarını etkileyen, bütün çocukları koruyup kollayan ve mümkün olan en mükemmel bakımı ve eğitimi sağlayan bir annelik, annelik gibi gelmiyordu Terry'ye.
"Elimizden gelenin en iyisini yapmaya devam etsek bile bu ülke, dilediğimiz barış, refah, sağlık, güzellik ve gelişim standartlarında ancak bu kadar kişiye bakabilir. Pekâlâ. O hâlde sayımızı daha fazla artırmayacağız."
İşte bu kadar. Görüyorsunuz ya, Anneydi bu kadınlar, ama bizim anladığımız gibi umutsuz ve istemsiz bir doğurganlıkla ülkelerini doldurup taşırmaya zorlanan, toprak üstüne toprak dolduran, sonra da çocuklarının acı çekme çektirmesini, birbirleriyle savaşıp ölmesini izlemek zorunda kalan annelerden değillerdi.
"Bu ülkede çocuklar bütün düşüncelerimizin odak noktası ve merkezidir. Gelişim yolunda attığımız her adımı onların üzerindeki, ırkımızın üzerindeki etkisini düşünerek atarız. Görüyorsunuz ya, ANNEYİZ biz,"