Bu kitap beni biraz hayal kırıklığına uğrattı aslında. Yazarın daha önce Son Ada ve Huzursuzluk kitaplarını okumuştum ve cidden beğenmiş, etkilenmiştim. Ama bu kitapla fark ettim ki aslında o kadar da etkilendiğim, aşırı beğendiğim bir yazar değilmiş Zülfü Livaneli. Sebebine gelirsek eğer,
Kitap, konusu bakımından ilgi çekici ve gayet sürükleyici. Özellikle son sayfalar insanı bi' ters köşe yapmıyor değil. Ancak kitabı okuduğumda anladım ki baş karakter daha iyi sunulabilirmiş okuyucuya. Kitabı okurken çok farkında değildim bunun çünkü tamamen 'kardeşimin hikayesi'ne odaklanmıştım ama bitirince fark ettim ki çok sığ kalmış baş karakter.
Karakterin yaptığı birkaç gözlemi, düşünceyi ve analizi saymazsak eğer karakter, her şeye dışarıdan bakan bir gözlemci. Kendi iç dünyası hakkında hiçbir şey yok kitapta. Ne hissettikleri var, ne kendisi hakkında birkaç ipucu var, ne yaşadığı psikolojik buhranlar var... karakterle ilgili bildiğimiz şeyler çok sınırlı. Ailesi, hayatı, başarıları.. ama kendisi yok. "Nasıl uzaklaştı bu adam insanlardan, nasıl birden hiçbir canlıya dokunamıyor hale geldi, nasıl bu adam hiçbir şey hissedemeyen bir robota dönüştü?..."
Tamam bütün bu soruların cevabını aslında kitabı okurken öğreniyoruz ama yok, hayır sadece bunların sebepleri var. Yaşadığı travmaların onda bıraktığı izler yok, duygularını kaybediş süreci yok... Sadece cevap niteliğinde bir hikaye var.
Bir de fikrimce karakterler çok yüzeysel kalmış. Kitaptaki bir karakter hariç kalanların hepsi dümdüz. Tamam zaten yazardan 300 sayfalık bir kitap içinde 10-15 karakterin bütün iç dünyasını anlatmasını beklemek mantıksız olur evet ama karakterler yok gibi. Sanki hiçbiri var olmamış da hepsi bizim tuhaf karakterimizin birer hayal ürünü.
Özellikle bir karakter vardı ki of... adeta popüler ergen