Açlığa benzer korkunç bir yoksunluk duygusu musallat olmuştu Martin Eden' a. O narin elleriyle hayatını bir dev kuvvetiyle yakalayan kızın yoksunluğunu çekiyor, onu görmek için yanıp tutuşuyordu...
Uygar bir adamdı o, tam olarak böyleydi hem de; kitaplarda okuduğu insanlarla beraber aynı masada oturmuş yemek yiyordu. Hatta kendisi de o kitapların içindeydi, cilt cilt basılmış sayfaların arasında büyük bir maceraya atılmıştı...
Aniden sustu kaldı. Aklı karışıktı, kendini ifade edemediğini fark etmişti acıyla. Okuduğu dizelerdeki yüceliği, kor gibi parlayan hayatı hissetmiş, ama hakkınca anlatamamıştı...
Kendini unutup aç gözlerle kıza baktı. Karşısında yaşamaya değer bir şey vardı işte; kazanmak için savaşmaya, mücadele etmeye ve evet, uğrunda ölmeye. Kitaplar haklıydı. Dünyada böyle kadınlar da vardı...