Tüm acılar korkak; sanki o tinimizdeki tüm ölüm tutkularından daha güçlü bir şekilde etimize tutunan, zapt edilemez yaşam arzusu karşısında geri çekiliyor.
Bizim hep ruh, tin, his gibi havalı isimler verdiğimiz, acı dediğimiz şu şeyin aslında nasıl da güçsüz, acınası, zayıf bir töz olduğunu dehşete kapılarak duyumsuyorum; çünkü bunların hepsi en aşırı hallerinde bile o acı çeken bedeni, işkence çeken gövdeyi bütünüyle parçalayamıyor- ölüp kalmak, yıldırım çarpmış bir ağaç gibi yıkılmak yerine kan pompalamaya devam ederek geliyoruz böyle zamanların üstesinden.
Size kızgınlığımı, çaresizliğimi anlatamam. Ama hissettiklerimi bir düşünün: tüm hayatınızı bir kenara attığınız bir insan için, kayıtsızlıkla kovmaya çalıştığı bir sinekten farksız olmak.
Ani bir dürtü ile ileri doğru itildim: öfkeden gözüm bir şey görmez olmuştu, insanı kudurtacak, gözlerini kızartacak türden bir öfkeyle, güvenimi, hislerimi, fedakârlıklarımı kötüye kullanıp yeminini bozan bu adamı gırırtlığından yakalamak istiyordum.
O anda bütün yıllar, kullanılmamış güçlerin yığılan döküntüleri ile birlikte yüreklerden aşağıya dökülüyor. Ne ondan önce, ne de ondan sonra o saniyedekine benzer bir şaşkınlık, öfke dolu bir acizlik hissettim; çünkü hayatımın en cüretkâr adımını atmaya hazır olduğum halde- biriktirdiğim, yığdığım, bir arada tuttuğum hayatımın tümünü tek bir hareketle bir kenara atmaya hazır olduğum halde-birdenbire karşımda tutkunun bilinçsizce çarptığı bir çılgınlık duvarı buluvermiştim.