"Kaos geliyor oğlum. Onu durdurabilecek hiçbir şey yok. Çok geç kaldı ama sonunda burada!"
Şşşşş!.. Sessiz olun. Ormandan geçerken, duyduğunuz seslere aldırmayın ve yolunuza devam edin. Adımlarınızı hızlandırın gerekiyorsa koşmaya başlayın!...
13 gün boyunca kitabın gerek karakterleri, gerek geçtiği mekanları, havası, mevsimin yansıttıkları, ağaçların fısıltıları, yaşananlar, cinayet o kadar günlerime işledi ki. Louisse Penny yeni tanıştığım ve bu kitabına hayran kaldığım bir yazar oldu. Olayın kurgusu, birbirine bağlanış şekli, karakterlerin her birinin kendi dünyaları çok güzel anlatılmış.
Kuzey'in taç kısmında bulunan Kanada'nın küçük bir köyü olan Three Pines'ta yaşam sıradan haliyle sürmektedir. Zaten bilindiği gibi ufak yerleşimli yerlerde genelde herkes birbirini tanır ve ahbaptır. Olivier ve Gabri ikilisinin, oraya gelen turistler tarafından da büyük ilgi gören meşhur Bistro'ları var. Herkes onları çok seviyor ve arkadaşlar. Kitapçı Myrna, fırıncı Sarah, şair Ruth, Yaşlı Mundin ve Eş, Roar ailesi, garsonları Havoc ve tabi dedektif Gamache ile becerikli ekibi.
Her şey olağanca sakinlikte ilerlerken, bir sabah Bistro'da yerde ölü bir adamın cesedinin bulunmasıyla, köyün aydınlık yüzüne kara bir gölge düşer. Peki bu adam kim? Neden Bistro'da bulundu? Kim ve neden öldürmüştü? Gamache ve yardımcısı Beauvoir olayı araştırdıkça, işin içinden çıkamazlar. Çünkü köyde öldürülen adamı tanıyan hiç kimse yoktur. Cinayet aleti ve iz sürülebilecek deliller de bulunamaz. Gamache arkadaşı Olivier'nin bu işle ilgisi olmamasını ümit eder.
Anlatım kesinlikle akıcıydı. Diyaloglar olsun, mekanlar olsun özellikle Headley Konağı ve Bistro öyle güzel betimlenmişti ki, oralarda geçen bölümlerde kendimi orada hissettim. Yazarın kadın olması yemeklerinde betimlenmesini ihmal