Bu kitabı okuyorsanız mutlaka yanınızda kalem ve kâğıt bulundurmalısınız.Ya da en azından bir kalem.Çünkü her hikâyenin ardından araştırmak isteyeceğiniz bir isim çıkıyor karşınıza.
Kimi çok tanıdık,
kimi belki ömrünüz boyunca hiç duymadığınız isimler.
Avni Lifij, Hatı Çırpan, Ahmet Vefik Paşa(kendisine hayran oldum).
Zülfü Livaneli, Ferhan Şensoy, Metin Uca,
Fikret Mualla, Tevfik Fikret ve daha niceleri.
“Neden bu insanları daha yakından tanımıyorum?” diye sorduruyor insana.
Merak uyandırıyor, iz bırakıyor.
Osmanlı’dan Cumhuriyet’in kuruluş ve ilk yıllarında sanat adına atılan adımları görmek hayranlık verici. Dönemin ressamları ve eserleri.. Hepsine tek tek bakıp kafama kazımak istedim .
Ve maalesef insan ister istemez bugünle kıyaslıyor.ileri gitmek yerine geriye gittiğimizi görmek içimi burktu.
Halbuki ne güzel bir memlekete doğmuşuz.Ne güzel temeller atılmış. Sonrasında gelenler temelin üzerine çıkmak yerine temelden rahatsız edip gözümüzün önünde yıkıp yok etmeye adamışlar kendilerini.
Kıymet bilmek için bilmemiz gereken ne çok şey var. Atatürk’ün sanata ve sanatçıya verdiği değeri hepimiz biliyoruz ama bunu küçük hikâyelerle okumak, örneklerlegörmek
insanın göğsünü kabartıyor.
Bu kitap, ülkemi, tarihimi ve değerlerimi daha sıkı kucaklama isteği uyandırdı.
Teşekkürler Sunay Akın.