"Bırak bir on altı yılını daha çaresizce dolaşarak geçirsin, bırak çılgın serzenişlerini bir kez daha uçsuz bucaksız ormanlara ve başka diyarların muazzam çağlayanlarına söylesin, bırak ürkütücü tehlikelerden ve ruhu susturan zorluklardan geçsin yine, bırak güneyin sıcak güneşi tutkudan yıpranmış yanaklarını yine yaksın ve soğuk gece yağmurları tekrar üzerine yağarak kanını dondursun."
"O koyu derin kürelerde öyle buğulu ve yoğu bir şey vardı ki, onun dopdolu bakışlarıyla karşılaştıklarında benimkilerin taşmamaları imkânsızdı. Ama artık zarif cazibelerinde sevginin derinliği olduğundan, yüreğimi sempatiyle dolduran tatlı gözyaşlarıydı bunlar; benim için huzur, kendisi içinse acı çekmeye sebatkâr bir kalp, şiddetli bir anlayış görme özlemi, öte yandan da sürekli bir kendini inkâr etme isteği gibiydiler."