hep acelesi var; telaş içinde, her ne pahasına olursa olsun diyerek geliyorlar, ama gelmek bir yolun sonuna varmak demek değil. İnsan her menzilde bir yere varır, hor adımda gezegenimizin gizli kalmış bir yüzünü keşfedebilir, bunun için bakmak, istemek, inanmak, sevmek yeterli.
Bu ülkeye geldiğimde, kocaman kocaman sakallı adamların bin iki yüz yıl önce işlenmiş bir cinayet için hâlâ hıçkırıklara boğulup dertlenmelerini anlayamıyordum. Artık anladım. İranlılar geçmişte yaşıyor, çünkü geçmiş onların vatanı, çünkü şimdiki zaman hiçbir şeyin onlara ait olmadığı yabancı bir ülke. Bizim gözümüzde modern yaşamın, insanın özgürleşmesinin simgesi olan her şey onlara göre yabancı egemenliğinin ve baskısının simgesi: Karayolları, Rusya demek; demiryolu, telgraf, banka, İngiltere; posta dedin mi Avusturya-Macaristan...
- Fen dersleri eğitimi deyince de, Amerikan Presbiteryen Misyonu'ndan Bay Baskerville...
- Tam üstüne bastın.
"İnsanların hiçbir zaman hatırladığınız gibi olmadıklarını bala öğrenemediniz mi, yavrum?" diye sordu. "Yıllar geçtikçe hayalinizi süsler, onları istediğiniz şekle sokarsınız. Sonra da hepsini hep öyle hatırladığınıza inanırsınız. Eğer onları müşfik, neşeli ve yakışıklı olarak hatırlamak istiyorsanız, bu meziyetleri hemen kafanızdaki hayallerine ilave ediverirsiniz."