"Sen benim kim olduğumu biliyor musun?" çıkışı, içsel yetersizliğini toplumsal unvanların arkasına gizlemeye çalışan kırılgan bir egonun tezahürüdür. Oysa gerçek felsefi ve entelektüel olgunluk; bireyin gücünü başkalarını ezmek için değil, ilişkilerinde asil bir zarafet ve adalet sergilemek için kullanmasını gerektirir. Unvanlar insana geçici bir statü sağlasa da kişinin gerçek kalibresini belirleyen şey, kim olduğunu bağırmaya ihtiyaç duymayan o sessiz karakter asaletidir.
Duygu ve Düşünce
Rehberlik ile Dayatma Arasındaki Çizgi
İnsanın sosyal bir varlık olarak dünyaya gözlerini açtığı ilk andan itibaren kurduğu ilk bağ ailesiyledir. Bu bağ sevgi, güven ve aidiyet hissiyle bizi sarmalarken, zamanla üzerimize görünmez beklentiler hırkası giydirir. Büyüme yolculuğunda çoğumuz, bizi büyütenlerin, çevremizdekilerin gözündeki o gururlu bakışı yakalayabilmek için yoğun bir çaba sarf ederiz. Sevdiklerimizi memnun etmek, onların takdirini kazanmak elbette paha biçilemez bir duygudur. Ancak bu memnuniyet arayışı, bireyin kendi isteklerini, yeteneklerini ve hayallerini göz ardı etmeye başladığı noktada, bir içsel haksızlığa dönüşür. Hayatı, başkalarının çizdiği bir taslağın sınırları içinde yaşamak, insanın kendine yapabileceği en büyük haksızlıklardan biridir. Çoğu zaman "fedakarlık" ya da "saygı" maskesi altında sunulan bu durum, aslında bireyin kendi hayatının figüranı haline gelmesine yol açar. Yönlendirilmek ve boyun eğmek arasında ince bir çizgi vardır; Şüphesiz ki hayatın her aşamasında her şeyi tek başımıza bilemeyiz. Deneyimsiz olduğumuz, yanlış bildiğimiz ya da duygusal olarak sağlıklı kararlar veremeyeceğimiz çıkmaz sokaklarda, ailemizin rehberliğine, onların hayat tecrübelerine ve bizi koruma içgüdülerine ihtiyaç duyarız. Doğru zamanda ve doğru dozda yapılan bir aile yönlendirmesi, sağlıklı bir gelişim için son derece kıymetlidir. Ancak rehberlik etmek ile hayatı dikte etmek arasında keskin bir fark vardır. Sağlıklı yönlendirme, bireyin önünü aydınlatırken; dayatma, bireyin kendi yolunu seçme hakkını elinden alır. Özellikle kişinin tüm geleceğini, kimliğini ve günlük mesaisini şekillendirecek olan akademik ve mesleki tercihler, bu dayatmaların en sık görüldüğü alanlardır. Bir gencin kendi ilgi alanlarını, içsel motivasyonunu ve benzersiz yeteneklerini hiçe sayarak, sırf ailesinin veya
Reklam
Statü Feşizmi !
Bakın Ben Kimim!" Çığlığı: İsminin önüne "Av." veya "Dr." koyarak kahve bardağı paylaşan ya da tatil fotoğrafı atan bir profil, aslında dünyaya şu gizli mesajı fısıldıyor: "Ben sıradan biri değilim, ben bu sistemde bir yerlere geldim, bana ona göre davranın." ​Mesleğin Metalaşması: Eğitim vermek, şifa dağıtmak ya da adaleti savunmak gibi kutsal ve toplumsal misyonu olan meslekler; beğeni, takipçi ve dijital takdir toplamak için birer "aksesuar" haline getiriliyor. Kişi, insan kimliğiyle değil, tamamen mesleki etiketiyle var olmaya çalışıyor. ​Otorite Kurma Çabası: Gündelik bir tartışmada veya sıradan bir tweet'in altında, sırf biyografisindeki unvanına güvenerek fikrini mutlak doğruymuş gibi dayatanlar, unvanı bir entelektüel silah olarak kullanıyor. Oysa diploma, kişiye sadece bir mesleği icra etme yetkisi verir; sosyal medyada her konuda haklı olma ya da insanlardan üstün olma ayrıcalığı tanımaz. By Hakan
Duygu ve Düşünce
Kimler Akılsızdır
Din sömürüsü yapanlar akılsızdır… Ahireti unutan ehl-i dünya akılsızdır… Yaşamak için yemeyen, yemek için yaşayanlar akılsızdır… Devamlı gıybet edenler, dıştan sofu ve dindar görünseler bile süper akılsızdır… Eviyle, yazlığı ile otomobiliyle, lüks mobilyalarıyla, cep telefonu ile övünenler, böbürlenenler hem akılsız, hem beyinsizdir… Dindar geçindiği halde beş yıldızlı içkili, fuhuşlu mekânlarda konaklayanlar akılsızdır… İhtiyacının çok üzerinde statü için çok pahalı, çok israflı, çok lüks otomobil alanlar akılsızdır… Cemaat tarikat hizip fırka holiganlığı militanlığı yapanlar akılsızdır… Mehmet Şevket Eygi
Önemli Açıklamam...
Sosyal medya platformlarında, biyografi kısmının en tepesine büyük harflerle yerleştirilen o unvanlar: Dr. / Av. / Öğr. ​Bu durum, ilk bakışta bir mesleki kimlik beyanı gibi görünse de, aslında dijital çağın getirdiği yeni bir "statü fetişizmi" ve modern bir kibir biçimi. Kişinin adından bile önce gelen bu kısaltmalar, sosyal medyada adeta bir zırh veya takipçiye karşı yukarıdan bakma aracı olarak kullanılıyor.. By Hakan
Toplumun dayattığı statü, unvan ve maddi güç gibi kriterler üzerinden kendini konumlandırmaya çalışan birey, ömrünü başkalarının takdirini kazanmak için harcanan beyhude bir koşuya feda eder. Hedeflenen o zirvelere ulaşıldığında hissedilen o devasa boşluk, sistemin bize vadettiği mutluluk illüzyonunun en somut kanıtıdır. İnsanın kendi içsel terazisinde onaylanmayan hiçbir dışsal başarı, ruhun o derin açlığını doyurmaya yetmeyecektir.
Reklam
Reklam