Dünya nitelikli olanı değil, çoğu kez nitelikli görüntüsü vereni ödüllendirir. La Rochefoucauld
Sayfa 125·Kitabı okuyor
Her yıl Japonya'da 100 bin yeni şirket kurulur, 100 bin şirket de kapanır. Ama toplamda 2 milyon şirket üretim yapar, hizmet sunar tüketicilere. Her bir şirketin patronu, di­ğer çalışanlar gibi, işletmede çalışır ve emeği karşılığında da belirli bir maaş alır, şirketin tamamını kendi malı olarak gör­mez. Bir şirketin borsada tahtası varsa, şirket yönetimi bilir ki üç ortaklı bir kurumdur yönettiği ve işlettiği firma: Birincisi el­bette kendisidir, İkincisi tüm çalışanları, üçüncüsü ise borsada hisse satın almış olan insanlardır. Çalışanlar da bulundukları firmaya sadece maaş aldıklan yer olarak bakmazlar, kendi malı gibi kabul ederler, dolayısıyla her gittikleri yerde bizim şirketimiz (uchi no kaisha) ifadesini kullanırlar. Şirket sahibi ile çalışan arasındaki tek fark, onun yönetici konumunda ol­masıdır. O da, bir statü farkıdır, çalışma farkı değildir.
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Ancak yalakaların bunca çabasına karşın hedefledikleri av, gün gelir pürüzsüz yüzeyin altında yatan pürüzleri fark eder; işte o zaman av, bu arkadaşlıktan vazgeçer çünkü statü dedigimiz şey kum taneleri misali parmaklarımızın arasından kayıp gittiğinde gerçek benliğimizin saygı görmeyeceği apaçık ortadadır.
Pareto'ya göre yönetici seçkinlerin çöküş nedenlerinden
Bireylerin yetenekleri ile sahip oldukları sosyal statü ve konumlar arasında sürekli uyum yoktur. Bireylerin sahip oldukları yerler büyük ölçüde başlangıç noktasında sahip oldukları ayrıcalıklara, yani ana-babalarının sahip olduğu konuma bağlıdır. Oysa kalıtım yasaları, yönetme yeteneğine sahip olanların çocuklarının da öyle olacağı konusunda güvence vermez. Seçkinler arasında her an onlardan olmayı hak etmeyen bireyler ve halk arasında da seçkinlere katılabilecek nitelikte bireyler bulunur.
Sayfa 48
Sosyoloji
Bir snobun arkadaşlığı bizi kolayca kızdırabilir ve kendimize duyduğumuz güveni altüst edebilir çünkü snoplar bizim aslında kim olduğumuzla ve statümüzden sıyrıldığımızda nasıl bir insan olacağımızla hiç ilgilenmezler. Süleyman'ın bilgeliğine, Odysseus'un becerisine ve zekasına da sahip olsak, eğer niteliklerimizi toplum tarafından kabul edilmek yolunda kullanamıyorsak varlığımız snopların gözünde çiğ bir kayıtsızlıktan öte bir duygu uyandırmaz.
Alıntılar biraz uzun cümlenin anlam bütünlüğü açısından gerekli
Kendimize güvenebilmemiz için illa ki başkalarından saygı görmek gerektiğini kabul etmek aklımızdaki soru işaretlerini temizlemiyor ne yazık ki: Saygının neden özellikle yüksek mevkideki insanlara layık görüldüğü sorusunu soruyoruz bu kez. Neden çoğumuz iflasın eşiğindeki insanlara sırtımızı dönüyoruz da kariyer vaat eden, güçlü ve iktidar sahibi insanlarla karşılaştığımızda dilimiz tutulacak kadar heyecanlanıYoruz? Küçüklere tepeden bakmak, büyükleri de saygıyla anmak dürtüsü nereden kaynaklanıyor? Bu soruların yanıtı, statü endişesinin ikinci nedeni olarak sayabileceğimiz bir olguda yatıyor. Bu olgu olmasaydı, zenginle fakir, güçlüyle güçsüz yine var olurdu. Ancak birtakım insanlara hiç sorgulamaksızın vıcık vıcık bir saygı gösterilirken diğerleri böylesine aşağılanmaz, horlanmazlardı. "Snop" sözcüğü" ilk olarak 1820'lerde İngiltere'de kullanılMaya başlandı. Söylenene göre o zamanlar Oxford ve Cambridge üniversitelerinde sıradan öğrencileri aristokrat öğrencilerden ayırabilmek için adlarının hemen yanına sine nobilitate (soylu olmayan) ya da kısaca s.nob diye not düşülürmüş. Sözcüğün kökeni bu s.nob kısaltmasına dayanıyor.