Düşüş hikâyeleri gizliden gizliye hoşumuza gider. İflas etmiş iş adamları, geneleve düşmüş kadınlar, evden kaçmış gençler, terk edilmiş çocuklar, intihar etmiş adamlar sohbetlerimizin gizli keyifleridir. Herkes bildiği en hazin düşüş öyküsünü anlatmakla geniş sohbet ortamlarında ayrı bir statü elde eder. En acı hikâyeyi biliyor olmak ayrıcalığıyla, ufak ayrıntılara girerek anlatır durur.
Roma ve Bizans'ta olduğu gibi, Osmanlı İmparatorluğu'nda da, kır bölümünde köylü, defterdeki kayıtlarla fiskal bir statü kazanmaktadır. Yeni bir tahrîre kadar devam eden bu statü, aynı zamanda kır toplumunu sosyal bakımdan biçimlendirmektedir. Başka bir deyişle, imparatorluk bürokrasisi, toprak ve reâya köylü üzerinde tahrîr sistemi yoluyla yaptığı kontroller sonucunda bizzat bu toplum düzenini bir dereceye kadar etkilemekte, hatta yaratmış olmaktadır. Böylece, kendiliğinden serbestçe ortaya çıkan bir toplum düzeni yerine, daha ziyade devletin ağır bastığı bir düzen, bir estate, sınıflandırma düzeni ortaya çıkmaktadır. Bununla beraber, bu durumu fazla abartmamak gerekir. Zira bürokrasinin yaptığı sınıflandırma kır hayatında kendiliğinden meydana gelen sosyal farklılıkları tamamıyla bertaraf edemez, fiskal sistem daha ziyade ona uymaya çalışır. Devlet, mîrî arazi ve tahrîr sistemi sayesinde, toprak ve reâya üzerinde sıkı kontrolünü sürdürmekte, çiftliklerin dağılmasını önlemeye çalışmakta, tarlaların bağ bahçe haline gelmesini, büyük ekâbir çiftliklerinin ve plantasyonların ortaya çıkmasını önlemekte, sonuç olarak son derece tutucu bir sosyal düzen idame etmektedir. Osmanlı İmparatorluğu'nun ve başka geleneksel imparatorlukların, değişime ve gelişmeye, yeni ekonomik sistemlerin ortaya çıkışına direnmesinde, durgun (stagnant) bir sosyo-ekonomik yapıya bağlı olmasında, mîrî arazi rejimi ve çift-hane sistemi başlıca sorumlu görülmektedir. Fakat unutmayalım ki, bu sistem Türkiye'de günümüzde küçük aile işletmelerine dayanan sosyal yapının da tarihi temelidir. Merkezî kontrolün kaybolduğu yerlerde, meselâ İran'da, toprak ve köylü küçük feodal bir grubun kontrolü altına düştüğü halde, Osmanlı Devleti'nde böyle bir gelişme büyük ölçüde önlenebilmiştir. 18. yüzyılın
Sayfa 253 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Müziğe hayatî önem verenlerin, öznel duygularını doğal dünyada nesnel bir temel bularak açıklamak veya haklı çıkarmak istemeleri anlaşılabilir bir durumdur. "Doğal” ve “doğa" kelimeleri, kaçınılmaz "daha iyi” çağrışımları barındırır; bu da reklam verenler tarafından yaygın olarak kötüye kullanılır. "Doğal" yiyecek ve içecekler, Üçüncü Dünyada bu yiyeceklerle beslenenlerin doğrudan yedikleri ve içtikleriyle ilişkilendirilen hastalıklardan erken öldüğü gerçeğine rağmen çok popüler. "Doğal" insanın yaşamı, Thomas Hobbes'un algıladığı gibi, “iğrenç, kaba ve kısadır"; ama yine de onu idealleştiririz. Doğanın hem temel hem de iyi olduğuna inananlar için, içinde yetişilen ve bu kadar zengin bir deneyim sağlayan müzik sisteminin doğaya diğerlerinden daha yakın olduğuna kendini inandırmak tatmin edicidir. Bu, doğaya ilahi bir statü vermektir. İnançlı bir Hristiyanın, yalnızca Tanrının varlığına dair ikna edici bir kanıt bulmakla kalmayıp, aynı zamanda Hıristiyanlığın Tanrı görüşünün tek doğru görüş olduğunu gösteren kanıtlara da işaret etmesi gibidir. Bernstein'ın daha önce alıntılanan büyülü sözleri Amentüye benzer çünkü bunlar onun Amentüsüdür. "Bu Dünyadan bir müzik şiirinin ortaya çıktığına inanıyorum..." Dünyadan güzelliğin yanı sıra tetanos ve gazlı kangren de çıkar. Bernstein dindar bir romantik olmasının yanı sıra çok büyük bir müzisyendi. Daha sonraki bölümlerde göstermeyi umduğum üzere, tıpkı dilin kelimeler arasındaki ilişkiler sistemi olması gibi, müzik de en iyi şekilde tonlar arasındaki ilişkiler sistemi olarak anlaşılabilir. Birçok dil olduğu gibi müziğin de birçok çeşidi vardır. Temel önemini göstermek amacıyla müziği dış dünyanın bazı özellikleriyle ilişkilendirmemize gerek yoktur. Bernstein'in Chomsky'ye dönmesinin onu her türlü müziğin temelini oluşturan
Sayfa 109·Kitabı okuyor
Alıntı
Mükemmeliyetçilikle bağlantılı bu kaygılardaki artış yeni ortaya çıkan sosyal medyayla da ilgili. Twitter, Facebook ve Instagram kaygılarından bahsedenler var. İnsanın sosyal medyada kendi tanıtımını, reklamını yapmasının gerekmesi, ken dini marka ürün gibi tasarlaması, bireyin kendisini en çekici haliyle göstermek zorunda hissetmesiyle ilişkilendiriliyor. Sosyal medyada hayatların en mükemmelini yaşarken görünmek, özellikle de sosyal statü ve maddiyat simgeleriyle çalım satmak lazım geliyor.
1000Kitap
Mükemmeliyetçiliğin yükselişi meritokrasiyi göklere çıkaran neoliberal ideolojinin yükselişiyle paralel ilerliyor. Çabalayan, sıkı çalışan, sürekli yeni fırsatlar arayanlar başarıyı hak eder. ABD'li yazar Thomas Frank'ın dediği gibi, bugün -zenginlik ve sosyal statü diye anlaşılan- mükemmel bir hayatın ve başarının yeterince çabalayan herkesin ulaşabileceği bir şey olduğu düşüncesi her geçen gün daha çok kabul görmeye başlıyor. Bu düşünceye göre, birey başarısından da ba şarısızlığından da her zaman kendi sorumludur. Neoliberal meritokrasi düşüncesine göre, iyi okullara giden, oralarda eği tim alan, iyi meslekleri, yenilikçi düşünceleri olanlar zenginliği, başarıyı hak eder. Yanlış giden bir şey vardır başarı yakalayamayanlarda. Gördükleri kıymet giderek azalır: O kadar zeki, o kadar çalışkan, o kadar becerikli değillerdir. Böyle böyle (özellikle ekonomik ve sosyal) başarının bireyin yaradılışından gelen özelliklerle bağlantılı, daha geniş çaptaki toplumsal nedenler bütününden bağımsız olduğu düşüncesi kabul görmeye başlar.
1000Kitap
Dürüstlüğünüz ve nezaketiniz kesinlikle başkalarının tanıklığına gerek duymamalıdır.
Sayfa 148·Kitabı okuyor
Alıntı