Puan vermedi·424 syf.··
2026 41. kitabı
Gurur ve Önyargı, taşralı bir aileden gelen zeki ve dik başlı Elizabeth Bennet ile aristokrat ve mesafeli Bay Darcy arasındaki çatışmalı ve gurur dolu aşk hikayesini anlatıyor. Jane Austen, tarafların ilk izlenimlerinden doğan önyargılarını ve sınıf gururlarını aşma süreçlerini işlerken, 19. yüzyıl İngiltere’sindeki evlilik, toplumsal statü ve kadın üzerindeki baskıları hicivli bir dille eleştiriyor.
Gurur ve ÖnyargıJane Austen · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202597,7bin okunma
9/10
·224 syf.··
2026 23. kitabı
Gogol’un kalemiyle tanıştığım, birbirinden güzel altı hikâyeden oluşan bu eseri yorumlayacağım için çok mutluyum. Sonunda yazarın kalemiyle tanıştım ve bu kadar geç kaldığım için biraz üzüldüm. Dostoyevski ve Turgenyev’e atfedilen “Hepimiz Gogol’un Palto’sundan çıktık.” sözü, yazarla tanışma konusunda beni oldukça heveslendirmişti. Kitaba gelecek olursam, içerisinde bulunan öyküler sırasıyla Neva Bulvarı, Burun, Portre, Palto, Bir Delinin Anı Defteri ve Fayton’dur. İlk öykü, Rus yazarların pek çoğuna ilham veren, Petersburg’daki o meşhur Neva Bulvarı’nı detaylı bir şekilde ele alıyor. Okurken bulvardan geçen insanlara, yaşanan karşılaşmalara ve sonrasında gelişen olaylara üçüncü bir göz olarak tanık oluyorsunuz. İkinci öykü olan Burun, oldukça değişik bir konuya sahip; absürt unsurlar ve hiciv içeriyor. Burnuyla övünen ve onu çok beğenen bir binbaşının, bir sabah uyandığında burnunun yerinde olmadığını fark etmesi ve sonrasında başına gelenler anlatılıyor. Öyküde sosyal statü ve toplumdaki saçmalıklar da ele alınmış. Yazarın kendi burnuyla ilgili bazı problemleri varmış. Belki de öykünün konusu buraya dayanıyor olabilir. Portre ise beni çok etkileyen ve en sevdiğim öykülerden biri oldu. Borçlarıyla cebelleşen, evinin kirasını bile ödeyemeyen bir ressamın, cebinde kalan son parayla hem gerçekçi hem de korkutucu bir portre satın almasıyla hayatı başlı başına değişir. Şans eseri bu portre sayesinde istediği paraya ve üne kavuşur. Fakat mutlu olabilecek midir? Bu korkunç portreyi yapan kişi kimdir ve portrenin arkasındaki hikâye nedir? Büyük bir merakla okudum. Gogol denildiğinde çoğu kişinin aklına gelen o meşhur Palto… Akaki Akakiyeviç, sessiz, çevresindeki insanlarla iletişimi zayıf ve hayatı boyunca görmezden gelinmiş bir memurdur. Onun bu hâli, iş arkadaşlarının
1000Kitap
Bir Delinin Anı Defteri - Palto - Burun - Petersburg Öyküleri ve FaytonNikolay Gogol · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202537,2bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·779 syf.··
2026 25. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 31 Mayıs 2026 18:28
Budala, okuyucuya yalnızca "budala" bir adamın öyküsünü sunmakla kalmaz; özüne inildiğinde 19. yüzyıl insanına batılılaşma ve modernleşme üzerinden çarpıcı mesajlar verir. Bu dönemde Rusya, Batı Avrupa etkisinde kalmış, toplum yapısı hızla değişmiş; modernleşme, sanayileşme ve kentleşme gibi sorunlarla toplumsal düzen sarsılmıştır. Romanda bu dönüşümün etkileri açıkça görülmektedir. Karakterlerin çoğu toplumdaki konumlarını yükseltme, maddi kazanç elde etme veya sosyal statülerini koruma çabası içerisindedir. Dostoyevski, bu durumun insan ilişkilerini samimiyetten uzaklaştırdığını ve bireyleri çıkar odaklı bir yaşam anlayışına sürüklediğini gösterir. Modernleşmeyle birlikte insanların manevi değerlerden uzaklaşması, romandaki birçok trajedinin de temel nedenlerinden biri olarak sunulur. Romanın başkarakteri Prens Mışkin ise bu dünyanın karşısında duran bir simge konumundadır. O, insanları maddi durumlarına göre değerlendirmez; her zaman sevgisi, saygısı, affediciliği ve merhametiyle ön plandadır. Böylesi bir dünyada herkesten farklı özelliklere sahip olmak, çevresi tarafından anlaşılamamasına ve bir "budala" olarak görülmesine neden olur. Bu durum, modern toplumun ahlaki değerlerden ne kadar uzaklaştığını açıkça yansıtmaktadır. Kapitalizm Kıskacında İnsan İlişkileri ve Metalaşma Kapitalizmin temel özelliklerinden biri, ekonomik çıkarın toplumsal ilişkiler üzerinde belirleyici hale gelmesidir. Budala romanında da birçok karakterin davranışı ekonomik kaygılarla şekillenmektedir. Özellikle Gavrila Ardalionoviç İvolgin (Ganya) karakteri bu durumun en belirgin örneğidir. Ganya, Nastasya Filippovna ile evlenmek istemektedir; ancak bu isteğin temelinde sevgi değil, ekonomik kazanç ve sosyal yükselme arzusu yatar. Bu durum, evlilik kurumunun bile ekonomik hesapların bir
BudalaFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201231,5bin okunma
Değirmen Öykülerinde Okuyucuya Bırakılan Sessiz Yorum
8/10
·144 syf.··
2026 14. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 22 Mart 2026 00:00
Sabahattin Ali'nin ilk öykü kitabı olmasına rağmen Değirmen’i oldukça beğenerek okudum. Kitaptaki metinlerde yazarın kendine özgü o bildiğimiz anlatım tarzı daha bu ilk adımda bile çok net hissediliyor. İlk eserinde bile insan psikolojisine yaklaşımı, sade ama insanın içine işleyen etkili dili ve karakterleri işleyiş biçimi oldukça belirgin. Ayrıca öykülerde sadece bireysel hikayeler değil, dönemin toplumsal yapısı ve insan ilişkileri de çok doğal bir şekilde yansıtılmış. O dönemin toplumsal koşullarını, insanların yaşam tarzını ve o eski zamanların ruhunu satır aralarında hissetmek kesinlikle mümkün. Bu da kitabı sadece edebi değil, aynı zamanda dönemini çok iyi aynalayan güçlü bir metin haline getiriyor. DEĞİRMEN Bu öyküyü okurken beni en çok etkileyen şey, aşkın gerçekten ne olduğu üzerine yeniden düşünmek oldu. Hikayede yakışıklı bir çingene delikanlının, bir kolunu küçükken babasının değirmenine kaptırıp sakat kalan güzel bir değirmenci kızına duyduğu aşk anlatılıyor. Ama bu, kesinlikle alıştığımız türden bir aşk değil. Çünkü insanlar aşkı anlatırken hep büyük büyük konuşmaya bayılır; “şöyle seviyorum, böyle ölüyorum” der, hatta abartıp “Roma’yı bile yakarım” diyecek kadar ileri gider :))) Ama iş gerçeğe geldiğinde, o fedakarlık anı kapıya dayandığında çoğu zaman bu süslü sözlerin altının bomboş olduğunu görürüz. İşte tam bu noktada bu esmer çingene delikanlı devreye giriyor. O, aşkı sözle değil, doğrudan eylemle gösteren biri. Sevdiği kız onun yanında kendini eksik, yarım hissetmesin diye kendi sağlam kolunu da gözünü kırpmadan o değirmende kesmesi… Bu gerçekten insanı sarsan, tüylerini diken diken eden bir şey. Burada yapılan şey dışarıdan düz bir fedakarlık gibi görünse de bence aslında çok daha derin bir psikoloji barındırıyor: Sevdiği insanla amansız
Edebiyat
DeğirmenSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 202555,7bin okunma
Algernon’un dostu Charlie
6/10
·325 syf.·
2026 1. kitabı
Kitabı okumadan önce inceleme okuyanlara kötü haber bu inceleme onlardan değildir. Ben İnstagramda denk geldim kitabın yorumuna be hemen gittim aldım. Üç günde okudum. Kitap akıcı, dili de konusu da yormuyor. Etkilendiğim alıntıları da bırakacağım. Kahramanımız, zeka seviyesi baya düşük bir arkadaş. Kendisi öğrenmeye karşı bitmek bilmeyen bir sebata da sahip gelgelelim potansiyeli belli. Sonrasında bir deneye denek oluyor, işler orada değişiyor. Geçirdiği bir operasyon sonrası kısa sürede zeka seviyesi normalin üzerine çıkıyor. Benim saptamam da burada işte. Charlie, zeka seviyesindeki artışla birlikte kısa zamanda çok şey öğreniyor ve “moron”ken hayran olduğu herkes onun için bir hayal kırıklığı oluyor. Yaşadığı bu durum bence “Martin Eden sendromu”dur. Martin Eden Sendromu, bireyin uzun süreli ve yoğun çabalarla ulaşmayı hedeflediği statü, başarı veya ideale kavuştuktan sonra hissettiği derin tatminsizlik, amaçsızlık ve varoluşsal boşluk durumudur. Öğrenmeye karşı duyduğu arzunun neticesinde zihinsel yükselişe karşın duygusal süreçte bu hıza ayak uydurmakta zorlanır. Yalnızlaşır. Charlie’nin kadınlarla fiziksel ve duygusal ilişkisi geçmişteki travmalarını da tetikler. Tüm bunları okudukları ile de anlamlandırmaya çalışır. Hayatı boyunca öteki olmuş ve sevildiğini zannetmek birinin her şeyin gördüğünden farklı olduğunu anlaması ne demekse Charlie de onu yaşadı. Ekteki alıntılar saptamamı destekler niteliktedir. “Şimdi herkes bana ne kadar farklı görünüyor. Meğer profesörlerin entelektüel birer dev olduklarını düşünmekle ne kadar aptalmışım. Onlar da birer insan, hem de dünyadaki diğer insanların bunu fark etmesinden korkan insanlar... Ve Alice de bir insan - o bir kadın, bir tanrıça değil - ve ben yarın akşam onu konsere götürüyorum.” (Algernon’a Çiçekler,
Algernon'a ÇiçeklerDaniel Keyes · Koridor Yayıncılık · 202536,4bin okunma
9/10
·328 syf.··
2026 20. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 09 Haziran 2026 00:00
Yazarın bizde çevrilen tüm kitaplarını okudum ve çevrildikçe de okumaya devam edeceğim çünkü ona ve yazdıklarına bayılıyorum... Tercihen liseli gençlerden bahsettiği kitapları daha çok sevsem de yetişkin kitapları arasında en sevdiğim kitabı bu oldu. Sophie de Max de ayrı ayrı çok eğlenceli karakterlerdi ve kendi aralarındaki o tatlı hakaret içerikli konuşmaları beni çok eğlendirdi. Karakterlerin çok iyi anlaşıp sonradan aşka düştüğü kitaplar daha inandırıcı gelir bana hep, birbirlerini tanıdıkça daha çok sever ve bağlanırlar çünkü. Soph ve Max için de böyleydi ve ilişkilerini sonuna kadar hissettim. Max benim için aşırı green flag bir karakterdi, sonda yaptığı o şey bir ikilemde bırakmadı değil ama yine fazla iyi niyetli biri olduğundan yaptığı için kötüleyemiyorum da. Yine de katılmasa dahi Sophie'nin fikirlerine o kadar iyimser yaklaştı ve ona o kadar değer verdi ki bayıldım. Sophie'nin duyguları için çekimser olması ve bir uyaranla karşılaşana kadar hislerini reddetmesi de yaşadıkları yüzünden normal geldi. Ona da pek kızamadım o yüzden. Kısacası kitabı gerçekten sevdim. Tavsiyemdir.
Sonsuza Kadar MutsuzLynn Painter · Artemis Yayınları · 202614 okunma