Gogol’un kalemiyle tanıştığım, birbirinden güzel altı hikâyeden oluşan bu eseri yorumlayacağım için çok mutluyum. Sonunda yazarın kalemiyle tanıştım ve bu kadar geç kaldığım için biraz üzüldüm. Dostoyevski ve Turgenyev’e atfedilen “Hepimiz Gogol’un Palto’sundan çıktık.” sözü, yazarla tanışma konusunda beni oldukça heveslendirmişti.
Kitaba gelecek olursam, içerisinde bulunan öyküler sırasıyla Neva Bulvarı, Burun, Portre, Palto, Bir Delinin Anı Defteri ve Fayton’dur.
İlk öykü, Rus yazarların pek çoğuna ilham veren, Petersburg’daki o meşhur Neva Bulvarı’nı detaylı bir şekilde ele alıyor. Okurken bulvardan geçen insanlara, yaşanan karşılaşmalara ve sonrasında gelişen olaylara üçüncü bir göz olarak tanık oluyorsunuz.
İkinci öykü olan Burun, oldukça değişik bir konuya sahip; absürt unsurlar ve hiciv içeriyor. Burnuyla övünen ve onu çok beğenen bir binbaşının, bir sabah uyandığında burnunun yerinde olmadığını fark etmesi ve sonrasında başına gelenler anlatılıyor. Öyküde sosyal statü ve toplumdaki saçmalıklar da ele alınmış. Yazarın kendi burnuyla ilgili bazı problemleri varmış. Belki de öykünün konusu buraya dayanıyor olabilir.
Portre ise beni çok etkileyen ve en sevdiğim öykülerden biri oldu. Borçlarıyla cebelleşen, evinin kirasını bile ödeyemeyen bir ressamın, cebinde kalan son parayla hem gerçekçi hem de korkutucu bir portre satın almasıyla hayatı başlı başına değişir. Şans eseri bu portre sayesinde istediği paraya ve üne kavuşur. Fakat mutlu olabilecek midir? Bu korkunç portreyi yapan kişi kimdir ve portrenin arkasındaki hikâye nedir? Büyük bir merakla okudum.
Gogol denildiğinde çoğu kişinin aklına gelen o meşhur Palto… Akaki Akakiyeviç, sessiz, çevresindeki insanlarla iletişimi zayıf ve hayatı boyunca görmezden gelinmiş bir memurdur. Onun bu hâli, iş arkadaşlarının