"Akhilleus gittikten sonra yaşamaya devam etmeye niyetim yoktu."
Adını duyup uzun bir zamandır okuyamadığım bir kitaptı. O kadar duygularla dolu hissediyorum ki ne yazsam bilmiyorum.
Konusundan başlayayım.. Patroklos, ününü kaybetmeye yakın bir kralın pek sevilmeyen oğludur. Yaptığı bir hata yüzünden sürgün edilerek başka bir kralın sarayına gönderilir. Orada tanıştığı prens Akhilleus'la hayatı değişir.
Arkadaşlıktan başlayan bu ilişki ilerlerken duygusal bir bağ kurmaya kadar ilerler. İkisi de birbirleri için her şeyi yapmaya hazırlarken Troya Savaşı patlak verir. Savaştan her ne kadar kaçınsalar da ikisi de kendini savaş meydanında bulur.
(Patroklos'un savaşçı yeteneğinin neredeyse hiç olmadığını da belirtmek isterim. Akhilleus da Tanrıların kehanetlerinde yer alacak kadar destansı bir savaşçı.)
Hani derler ya, çok gülen çok ağlar diye. Kitabın başlarında ne kadar güldüysem, mutlu olduysam sonunda da o kadar üzüldüm, ağladım.
Her şeyleri o kadar mükemmeldi ki böyle bir sonu hak etmiyorlardı. Kesinlikle okumanız gereken bir kitap, şiddetle tavsiye ediyorum.
Bir şarkı söyle, Akhilleus ve Patroklos için`