Ruveyda
Nurullah Genç
fezayı bağlayarak yorgun kanatlarına
bir güvercin uçurup kıtalar arasından
çağırdın beni
geçerek birer birer sürgün kanyonlarını
derbeder koşup geldim ışıldayan tahtına
yarım koyup bir bardak kurşun rengi çayımı
yıkarak yalnızlığa kurduğum sarayımı
yetim çığlıklarımı duyurmak üzre sana
koşup geldim; iliştir beni memnu bahtına
adını söylemek istemiyorum
her hecesi amansız bir kor dudaklarımda
her harfine yıllardır şimşeklerle yarıştım
zindanlara karıştım, ölümlerle tanıştım
adını söylemek istemiyorum
rüveyda dediğim zaman
anla ki, senin için yürüyor kelimeler
çığlığımın atardamarlarından
hangi yıldızdır bilmem, gözlerin
kayar da üzerime rüveyda
önce tuhaf bir deprem yayılır bedenime
sonra açılır önümde ıstırab vadileri
silik renkleriyle adımlarıma
çözülmeye yüz tutan bir mazi mühürlenir
hayalin bittiği menfeze doğru
alaca bir at koşar içimde
Sanki hiç, gecenin bir yarısı uyanıp da birinin üstünü örtmeyecekmiş gibi hissediyorum
Hiç, bir çocuk düşmeyecekmiş gibi rahmime
Hiç parayla işim olmayacak
Uğraştığım işte hiçbir şeye katlanmayacakmışım gibi
Ve elektrik faturasını yatırmayı hiç unutmayacakmışım gibi
Kendimi nasıl dünyadan böylesine uzak ve bütün beşeriliğiyle dışlanmış hissedebiliyorum
Gelecekte nasıl oluyor da kendimi bulamıyor; orada dahi hayal edemiyor, ettiklerimin de öylesine sahte olduğunu kendime inkâr edemiyorum
Bazılarımız için erken benim için vakitlice, konduğum bu diyardan göçeceğime inanmışım gibi bir his
Münacaat (yakarma, yalvarma) - İsmet Özel
Bu yaşa erdirdin beni,gençtim almadın canımı
ölmedim genç olarak ,ölmedim beni leylak
büklümlerinin içten ve dışardan
sarmaladığı günlerde
bir zamandı
heves ettim gölgemi enginde yatan
o berrak sayfada gezindirsem diye
ölmedim, bir gençlik ölümü saklı kaldı bende.
Vakti vardıysa aşkın,onu beklemeliydi
genç olmak yetmiyordu fayrap sevişmek için
halbuki aşk,başka ne olsundu hayatın mazereti
demedim dilimin ucuna gelen her ne ise
vay ki gençtim
ölümle paslanmış buldum sesimi.
Hata yapmak
fırsatını Ademe veren sendin
bilmedim onun talihinden ne kadar düştü bana
gençtim ve ben neden hata payı yok diyordum hayatımda
Cinsiyete bağlanan aşkın ve onda aranan içi boş, meyus tesellinin şifa vermeyişi gibi, insanın yine insanoğluna karşı yaşadığı zaferlerin karanlık, ürkütücü ve bedbaht neşesi, kâinatın bütününden varlığı koparmış olmalarından ileri gelmektedir. Herkesin ve kalabalığın alkışlarından müstağni kalanlar, kâinattan ancak kendi anlayışiyle alkış seslerini alıyor ve gerçek saadeti yaşayabiliyorlar.