Çok tatlı bir kitap okudum.
Bu kitap tam anlamıyla bir romantik komedi filmi izliyormuşsunuz gibi! Klişe mi? Evet. Ama çok da neşeli, sıcacık ve kendini çok güzel okutan bir klişe. Liz, aşkı filmlerden öğrenmiş, yüreği yaralı bir kız. Çocukluk aşkı Michael hayatına geri dönünce planlar yapmaya başlıyor ama bu planlarda en büyük rol, yıllardır kavgalı olduğu kapı komşusu Wes’e düşüyor.
Düşmandan aşıklara giden o yolda her adımı gülerek, bağ kurarak okudum.
Ve Wes… Yani… YAZAR BU ADAMI NASIL BU KADAR SEVİLECEK ŞEKİLDE YAZDI?
Kitabın filmi olsa direkt izlerdim. Tek eksi yanı kitapta birlikte oldukları süreci gerçekten okumak isterdim. Neyseki devam kitabı var sonrası için sabırsızlanıyorum!
Hazinesi ol okyanusun!
HARİKAYDI! Serinin son kitabını bitirdiğimde içimde büyük bir boşluk ama bir o kadar da tatmin vardı. “Efsaneler ve Lanetler” gerçek anlamda bir finaldi. Acısıyla, ışığıyla, kayıpları ve güzellikle doluydu.
Arin… Bu kitapta en çok içime işleyen karakter şüphesiz Arın’dı. Önceki kitaplarda onu yalnızca güçlü biri olarak tanımıştık ama bu kitapla birlikte yükünü, kırılganlığını ve içindeki o sessiz çığlığı da gördük. Tahtı devrederken bile o kadar asil, o kadar Arın’dı ki… Ölmüş olsaydı kitap benim için anlamını yitirirdi. Arın sadece bir karakter değil; bir omurgaydı. İlahi Lord olmayı en çok o hak etti. Arın’ım da Arın’ım…
Nova ve Daren’in ilişkisi ise başlı başına bir duygusal zirveydi. Daren’in zayıflığı da gücü de Nova’ydı; ve bu bağ kitabın kalbini oluşturdu.
Atlantis’in bulunması, Ariana’nın dönüşü, Vera’nın düşüşü ve herkesin sonunda Nova’nın önünde diz çökmesi… Bu kitapla birlikte hikâye yalnızca tamamlanmadı, yüceldi.
Seride en sevdiğim kitap kesinlikle bu oldu. Çok güzeldi, çok…