Büyük ALLAH dostlarından Gavsul Azam Abdülkadir Geylani Hazretleri buyuruyor ki: "Eğer takdir-i İlahi'ye razı olursan, ALLAH senden taksiratını kaldırır, günahlarını bağışlar." Rıza makamı, başa gelen her şeye sevinmek değil; her şeyin ALLAH'TAN geldiğini bilip O'na teslim olmaktır. Çünkü kul RABBİNE güvenir. Bilir ki bazen istemediği bir şey onun kurtuluşuna, istediği bir şey ise zararına olabilir. Kur'an-ı Kerim'de RABBİMİZ şöyle buyurur: "Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey sizin için hayırlıdır." Bu yüzden müminin dili şikâyetten çok şu sözlerle meşgul olur: "YÂ RABBÎ! Senin takdirin benim arzumdan üstündür. Bana rıza, sabır ve teslimiyet nasip eyle." Rıza gösteren kulun kalbi huzur bulur. İsyan eden ise aynı yükü iki kere taşır; hem imtihanın ağırlığını hem de gönlünün sıkıntısını. Rabbimiz bizlere, her hâlimizde O'na güvenmeyi, takdirine razı olmayı ve sonunda O'nun rızasına kavuşmayı nasip eylesin. AMİN ECMAİN ALLAHÜMEAMİN 🤲🤲🤲
Bismillah..Sonsuz aşka..❤️ Resûlullah: "Her peygamberin kabul edilen bir duası vardır. Ben duamı kıyamet günü ümmetime şefaat olarak sakladım.(Müslim, İman 326) Bu kutlu beyan, bir ayetin nûruyla birleştiğinde beşeriyetin gördüğü en büyük vefayı, en derin merhameti gözler önüne serer. Gönülleri titreten bu hadis-i şerif, aslında şu ilahi müjdenin yeryüzündeki yankısı, kalbe dokunan tecellisidir: ​"(Sabret) İleride Rabbin Sana (tüm umduklarını) mutlaka verecek ve Sen (fazlasıyla) memnun (ve mesrur kalıp) razı olacaksın!." (Duha Suresi, 5. Ayet) ​İşte bu ayetin gölgesinde, o muazzam vefanın ve şefaatin nâzenin hikâyesi... Duha’nın Gölgesinde Bir Vefa Abidesi: Şefaat-i Muhammedî ​Muhammedî bir sevdanın ufku, beşeriyetin gördüğü en büyük vefayı ve en derin merhameti gözler önüne serer. Efendimiz'in (s.a.v.) "Her peygamberin kabul edilen bir duası vardır. Ben duamı kıyamet günü ümmetime şefaat olarak sakladım" beyanı, aslında ilahi bir müjdenin yeryüzündeki yankısı, kalbe dokunan tecellisidir. O müjde, Duha Suresi’nin kalbinde parıldar: ​"(Sabret) İleride Rabbin Sana (tüm umduklarını) mutlaka verecek ve Sen (fazlasıyla) memnun (ve mesrur kalıp) razı olacaksın!." (Duha Suresi, 5. Ayet) ​Duha’nın Nûrunda Saklanan Dua ​Kâinatın hüzne büründüğü, vahyin bir fısıltı gibi kesildiği o fetret günlerinde, Mekke sokaklarında fırtınalar kopuyordu. Hüzün rüzgârları Peygamber’in (s.a.v.) mahzun kalbine çarparken, göklerden bir teselli sağanağı indirildi: “Rabbin seni terk etmedi ve sana darılmadı.” Ve hemen ardından, ebedi bir hoşnutluğun kapısını aralayan o muazzam vaat geldi: “Rabbin sana verecek, sen de razı olacaksın.” ​İnsanlık bu "razı oluşu" dünya nimetlerinde, fetihlerde ya da ihtişamlı saraylarda arayadursun; O, gözünü ukbâya, kalbini ise ümmetinin mahşer
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Hayırlı Cumalar
Şu anda sana güzel bir söz söyleyebilmek için. on bin kitap okumayı isterdim gene de az gelişmiş bir cümle söyleyemeden içim rahat etmeyecek. seni tanıdığıma çok sevindim kendi çapımda. Tutunamayanlar
Alıntı
Vacid | el-Vacid İsminin Anlamı Vacid isminin lügat anlamı: Vücd ve cide mastarlarından türemiş olan el-Vacid ismi; bilmek, bulmak, istediğini elde etmek, çok sevmek, üzülmek, öfkelenmek, zengin ve malik olmak anlamlarına gelmektedir. Vacid ismi Kur’an’da Rabbimiz için kullanılmamıştır. Meşhur Esma-i Hüsna hadisinde zikredilmektedir. EL-VÂCİD: istediğini bulan; fakirlik ve zarurete düşme­yen daima zengin olan. Kadri ve şanı yüce, kerem ve cö­mertliği sonsuz olan… Bir ayette kulun, kendine yazık edip de bunaldığı za­man Allah’a yönelirse, onu ne kadar merhametli ve ne kadar cömert, tevbeyi kabul eden müşfik bir Rab olarak bulacağı anlatılıyor: “Biz her peygamberi sırf, Allah’ın izni ile itaat edil­mek üzere gönderdik. Eğer onlar kendilerine zulmet­tikleri zaman sana gelseler de Allah’tan günahlarının bağışlamasını dileseler ve Peygamber de onlara ba­ğışlama dileseydi, elbette Allah’ı tövbeleri çok kabul edici ve çok merhametli bulacaklardı.”(Nisa, 4:64) Vacid isminin ıstılah anlamı: Vacid; zengin olan ve hiçbir şeye muhtaç olmayandır. Vacid; kullarının taleplerini yerine getirmekte hiçbir zaman aciz kalmayandır. Vacid; istediğini istediği an huzurunda bulandır. Vacid; kendisinden kaçış ve kurtuluşun mümkün olmadığı yegane zattır. Vacid, kullarının bütün yaptıklarını görendir. Vacid; kullarını rızıklandırmaya, hidayet etmeye ve cezalandırmaya gücü yetendir. Vacid | el-Vacid Dualar ve Zikirler EL-VACİD isminin zikri (14) adettir. Zikir saati Zühre; günü Cuma’dır. Büyük Ebcetle hesap edilip (14×14=196) defa okunması daha uygun görülmüştür. Cuma sabah erken, gün doğarken ve ikindi sonrası ve akşamdan sonraki ikinci saat ile gece yarsı okunabilir.
Din İslam
Gölgenin peşinde XII
Ramço, Şuuri'den aldığı güvenle birden ayaklanıp atıldı; "Ehhh, yetti be... Şuuri dayı demiyor mu lan. Gel yat burada demiyor mu? Karnını doyur demiyor mu?" "Bas git lan" diye gürledi Apo, aksak bacak hücum edecek oldu; "Şimdi alırım ayağımın altına. "Durun ulan" diye çıkıştı Şuuri. Alnının damarları şişip kızardı. "Başlatmayın şimdi sülalenizden" İskemleden kalkmadan gövdesini Apoya dönüp; Elin garibine ne uyuyorsun Aslanım, hesabı senden mi sorulur? Duymayayım bir daha" Sonra Ramçoya; "Sen de doğru dur bakayım, işte o kadar" Ramço, biçimsiz kafasını önüne döküp usulca çıktı. Nöbetine gitti. Sonradan öğrendiğime göre Ramço'un nöbet dediği şey, gecenin körlerine kadar sokaklarda avare gezmek, şurada burada oturmak, kendi kendiyle hasbihal etmek, şarkı söylemekdi. Sinema, saatler boyu dolup - boşalmaya devam ederken, ruhumun ev ve eski han mengenesi arasında ezildiğini hissediyordum. Mehmet'i bir cenaze seremonisi ortasında düşlerken, tepeden tırnağa bir merak içinde olsam da elim telefona gitmiyordu. Onu hatırladıkça, gece yarısı o telefonu aldığımda hissettiğim o korkuyu ve öfkeyi duyumsuyordum. Nedensizdi, ayıptı hatta komikti böyle hissetmek. Ama tanıdıktı işte, üzerimde olmasından tiksinmiyordum. Açlığımı duyumsamaya başladığımda, kendimi büsbütün insanları gözlemeye verdim. Nihayet açlığım kulak tıkanmaz hale gelecek, bu da utanma duygu körleyecekti nasılsa. Apo'un sobası odun yuttukça demir bir kor gibi kıpkızıl yanıp parlıyor fakat ateşini salonun kuytularına uzatamadığından, girip çıkanlar çoğunlukla ocağın ve sobanın kıyısına çörekleniyordu. Salonun caddeye bakan tarafını boydan boya örten pencerede, kombilir kaç sene evvel asılıp gerilmiş, yağ ve is içinde kalmış krem rengi bir perde örtüyordu. Yer yer kurtlanıp çürümüş eski ahşap tabanlar, ziftle
Yokmuş bir aha ey gül- i rana tahammülün Bağrın ne yaktın ateş- hasretle bülbülünYek-rengdir zeban-ı hakikatte hüsn ü aşk Bang-i hezar şu'lesidir ateş-i gülünDuzah-nişin-i ateş-i fakr olduğun kalur Ey ahiret-harab tehidir tevekülünTekrarlarla şüpheleri daniş anlama Gel arif ol ki ma'rifet olsun tecahülünMerdanelik asaleti meydanda bellidir Hayber günü babasını kim sordu Düldül'ünGalib maarifin de sefası değer veli Canan vasfıdır hele aslı tegazzülün