ben, Yûsuf, sınanmış bir kalbin sahibiyim
şöyle buyur, bu kalp senin efendim
şimdi ben, Yûsuf, tut ki Mısır'a azizim, efendiyim
boynumdaki künyede hâlâ vasfım yazılı: Züleyha'ya köleyim
Ve bildi ki durur gibi görünen hayat, devamlı değişmektedir ve şehin geda düşmesi zannedildiği kadar da zor değildir. Yeni bir deyim daha girdi lisanlara bu anlamda: Dilencinin Züleyha'ya gülümsemesi.
Yûsuf, Züleyha'nın aslından kaçıp da, yolu Züleyha'nın sûretlerince kesildiğinde fark ettiği güzellikten başı dönünce anladı ki: Sûret diyip geçmemeli, sûretin aslına nisbeti var. Üstelik bazen bir sûret aslından çok daha tehlikeli olabilir. Çünkü kendi içimizde kendi zenginliğimizde tehlikesiz büyümektedir.
Oysa çok şey vardı sessizliğinde.
Bir kalabalığın kentine; bir ıssızlığın çölüne baktı Züleyha. Tutsaklığın adı vardı.
Küçük bir uçma denemesi, ufak bir göç hazırlığı, yarımdı.
Züleyha'nın bir yanı aşksa öbür yanı korkuydu.
Yarım kalan bir ihtilâl, bildi ki önce kendi hazırlayanlarından alacaklı. Züleyha'nın kalbi daraldı.