Başka birinin ruhundakileri izleyip anlamadığı için bedbaht olana pek sık rastlanamaz; fakat kendi ruhunu yakından takip etmeyenlerin bedbaht olması kaçınılmazdır.
Aşağılıyorsun, bizzat kendini aşağılıyorsun ruhum! Kendini onurlandıracağın zaman gelip geçiyor. Çünkü herkesin tek bir yaşamı vardır ve seninki hemen hemen tamamlandı; kendine saygı duyan biri değil, diğer insanların ruhlarında kendi mutluluğunu arayan birisin.
Yaşamının son günüymüş gibi, işlerinde amaçsızlıktan, inandığın düşünceden heyecanla dönmekten, riyakârlıktan, kendini beğenmişlikten ve paylaşılmış şeylere karşı duyduğun hoşnutsuzluktan kurtulursan her işini gayretle yerine getireceksin.
Biraz etten, biraz yaşam nefesi ve yönetici akıldan ibaret olan şey her neyse, o benim. Kitapları uzaklaştır: Bundan böyle onlara kapılıp gitme! Buna müsaade yoktur. Fakat daha şimdiden ölen biri gibi bu eti de küçümse: O et, sinir, damar, atardamar, kirli kan ve kemiklerden oluşan bir yığındır sadece. Ve aldığın nefesin de ne olduğuna bak: Her zaman aynı olmayan, fakat her fırsatta dışarı çıkarttığın ve yeniden içine çektiğin havadan ibaret. Üçüncü olarak yönetici akla bir bak ve şöyle düşün: Yaşlı bir adamsın ve bundan böyle köle olmayı, oradan oraya sürüklenen, paylaşılamayan bir kukla gibi olmayı, yazgına düşen şeyi ya da gelecekte gerçekleşmesinden güvensizlik duyacağın şeyi bir kenara bırak.
Ne istediğimi, neyi arzu ettiğimi, ihtiyacımı sana açıkça söyleyebilmek ve cezalandırılmamak istiyorum. Gerçek bir yakınlık istiyorum. Sen de bana korkmadan gelmelisin. Duygularımı gösterdiğim için utanmak istemiyorum. Sen de gösterdiğinde bunun senin acizliğin olarak değil güçlü kişiliğin olarak görüyorum. Yalnızca cesurlar sergiler duygularını çünkü bazen bunun bedeli vardır. Ama duygularını gizlemenin bedeli aslında daha ağırdır bilemezler. Ben seninle bir odada yalnızken ve gözler bana bakmazken nasılım öyle olmak istiyorum.