Çocukluk döneminin buluşları, her şeyin olması gerektiği yerde bulunduğu bir laboratuvarda olduğu gibidir, değil mi? İçimi bir korkunun sardığı yetişkinlik çağında üçüncü bacağı yarattım galiba. Ama erginliğe ulaştığım bugün, kendimi yitirmek için gerekli olan o çocukluk cesaretimi bulabilecek miyim? Kendini yitirmek, bulacağınız şeyi ne yapacağınızı bilmeden, hiç ara vermeden aramak demektir. Yer değiştirmeyi olanaklı kılan iki bacakla; ama olduğunuz yerde kalmanızı sağlayan üçüncü bacak olmalı. Bu durumda ben tutsak olmak istiyorum. Beni mahveden bu korkunç özgürlüğü ne yapacağımı bilemiyorum. Tutsaklığım sırasında daha mı hoşnuttum? Yoksa tutsaklığımı mutlulukla kanıksamamda bu sinsi ve kaygı verici şeyin katkısı var mıydı? Belki öteden beri vardı; beni heyecanlandıran bu şey hep var mıydı, evet vardı; öteden beri alışkın olduğum bu şey, sanırım, yürek çarpıntısından çok, bir kişi olmaktı. Ama gerçekten böyle miydi? Bir bakıma öyle...
Aklının başında olduğu anlardan birinde, hemşirenin biri ona sordu:
"Nasıl olduğunuzu öğrenmek ister misiniz?"
Veronika, "Nasıl olduğumu zaten biliyorum," dedi. "Ve gövdemde sizin gördüğünüz değişikliklerle hiç ilgisi yok olanların. Olan her şey ruhumda oluyor."