Suat

İnsan varoluşu itibarıyla hem trajediyi hem de komediyi temsil eder ve bu hiç de sebepsiz değildir. Başta Søren Kierkegaard ve Friedrich Nietzsche olmak üzere pek çok filozof, gülmenin varoluşsal acı olmadan nihai olarak anlaşılamayacağına vurgu yapar. Onlara göre önce acı gelir, ardından da kahkaha. Nietzsche şöyle der: “Belki de neden sadece insanın güldüğünü en iyi şöyle açıklayabilirim: Sadece insan o kadar derin acılar yaşar ki, gülmeyi icat etmek zorunda kalmıştır. En mutsuz ve en melankolik hayvan, heyhat, en neşelisidir de aynı zamanda”
Sayfa 77·Kitabı okudu
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Mizah ve gülmek bize gerçekliğe dair, zihnin muktedir olmadığı bir bakış açısı armağan eder. Öyleyse gülmeyi bilginin bir formu olarak tanımlamak ve zihnin ufkunu genişlettiğini söylemek pekala mümkündür.
Sayfa 76·Kitabı okudu
Mizah bizim “belirsizliğe karşı toleransımızı” güçlendirir.
Sayfa 74·Kitabı okudu
Hiç fark etmez, ister komiklik, ister müzik yada edebiyat söz konusu olsun, kural şudur: Estetik açıdan tercihlerimiz dünyayı nasıl gördüğümüzü ve hangi ideallere sahip olduğumuzu ele verir… Yani estetik açıdan bizi cezbeden bir şey, her zaman yaşama dair ideallerimizi de- hayalini kurduğumuz hayatı- simgeler. Fransız yazar Stendhal tam da bu sebeple güzelliği “bir mutluluk vaadi” olarak tanımlar.
Bireyin kaygılarının evrenin sonsuzluğu karşısında önemsiz olduğu şeklindeki düşünce, insanı sakinleştirip rahatlatabilir ancak onu güldürmez. Gülmek için gereken, içeride sıkışıp kalmış enerjinin “gülerek açığa çıkmasını sağlayacak” bir sürpriz anıdır.