Pek çok insan aslında kendilerinden kaynaklanan anksiyet eden üst sistemleri sorumlu tutma eğiliminde, çünkü kendi yerlerini sisteme göre tayin ediyorlar. Benlik sınırlarımızı iyi koruyabildiğimizde ve önceliği kendimize verdiğimizde, kendimizi, bize göre neyin nerede olduğu ölçülerine göre yaşayabildiğimizde durum farklı olabiliyor.
19 yüzyılda kaygının ilk tanımını yapan Soren Kierkegaard' a göre "Anksiyete özgürlüğün baş dönmesidir." 20 yüzyılın önemli psikianalistlerinden Karen Horney "tehlike ne?" diye sorardı. Bugün klinik çalışmalarında yeri geldiğinde benim de sorduğum bir soru bu, çoğu kez karşılığını alamayarak. Kierkegaard'ın sözünü ettiği özgürlük, farklı boyutlarda hepimizin içinde bulunan varoluş vakumudur. Yani insanın nasıl dolduracağını bilemediği ya da üretilmiş trajedilerle doldurulmaya çalışılan boşluk. Gerçek acının ve trajedinin bulunduğu yerde kaygı olmaz, coşku ve tutku'nun bulunduğu yerde de. Aslında "tehlike ne?" Sorusunun cevabını bildiğimiz sanıyorum: sahip olduğumuz yanılgısını yaşadığımız şeyleri kaybetmek, tabii sahip olduğumuzu sandığımız insanları da, çocuklarımız dahil nokta sahip olmanın ne demek olduğunu bilmeyen varlıkların kaygı yaşayacağını sanmıyorum. Onlar sadece varlar, doğadaki diğer varlıklar gibi.
Günümüz dünyasının gidişi insanın dünyasına yabancılaşma tehdidini de birlikte getiriyor. Yabancılaşma insanı canına kıymaya götürebilen dehşetengiz bir olgu. Belki de bu nedenle 81 yaşındaki İngiliz düşünür Anthony Flew yakın geçmişte ateizmden vazgeçerek "yaşamın kökeni ve doğanın karmaşıklığı karşısında yapılabilecek en iyi açıklama evreni süper bir aklın yarattığıdır "şeklindeki görüşünü açıkladı.
T. Oral: insanın "varoluş trajedisi" ile kendiliğinden yüzleşmesi mümkün mü ?
E. Geçtan: varoluş trajedisinden kaçınma üzerine kurulmuş ve kendisini Uygar değerini nitelendiren dünyaya ait insanlar için bunun mümkün olabileceğini sanmıyorum. Vaktiyle sign freud'da " uygarlığın bedeli nevroz da ödenir "demişti. Varoluşta dizisiyle yüzleşmek ölümlülüğün kabulünü içeriyor, Uygar olarak nitelendirilen dünya ise
ölümsüzmüşçesine yaşamakta.