Sayısız kitap okuyabilirsiniz, katkılarınızdan ötürü ödüller alabilirsiniz, köşe bucak dünyayı dolaşabilirsiniz, ama hücrelerinize özümsenmiş, yüzünüzdeki çizgilerde ifade bulmuş hikayeleriniz yoksa açılımınız da olamamış demektir. Açılım evrenin bize kattıklarının karşılığını vermek gibidir, tıpkı doğanın kendini yaşarken yaptığı gibi.
Orta çağ avrupa'sında ruhsal bozuklukları olan, bazen de olmayan insanlar, şeytanın etkisine girdiği gerekçesiyle kasaba meydanlarında yakılır, daha sonraki dönemde de gün ışığı görmeyen hücrelere kapatılırmış. Selçuklu döneminde ve Türk Osmanlı imparatorluğu'nun Yükseliş döneminde ise ruhsal bozukluğu olan insanlar, medreselere bağlı vakıflar tarafından şifahanelerde insanca şartlarda bakılırmış nokta bazı batılı ziyaretçilerin ülkelerine döndüklerinde etkilendiklerini yazmalarına neden olacak kadar. Bunların en bilinenleri Manisa ve edirne'deki şifahaneler. Şifhanelerin ilk dönemlerinde, şimdilerde tasavvuf müziği denilen müzikler icra edilirmiş. Sonraki yüzyıllarda batıdaki şartlar olumlu yönde geliştirilirken, bizdeki şartlar giderek kötüleşmiş ve şifahanelerin yerini tımarhaneler almış. Bunların en büyüğü olan sultanahmet'teki toptaşı tımarhanesinin halk arasındaki adı o kadar kötüye çıkmış ki cumhuriyetin kuruluşunun ardından bu hastane ya da tımarhanenin Bakırköy'e nakledilmesine karar verilmiş. bugün Bakırköy ruh sağlığı hastanesi olarak bilinen bu önemli sağlık kuruluşunun imajı benim yaşam sürem içinde tedrici de olsa olumlu yönde değişti, verilen hizmetleri niteliği de nokta kullanılan sözcüklerin de bunda payı olduğunu düşünüyorum. Akıl hastanesi yerine ruh sağlığı hastanesi ilk kullanılmaya başladığındaki memnuniyetimi hatırlıyorum. Herhalde hala kullananlar vardır, ama ben artık akıl hastanesi sözünü duymaz oldum.
Psikiyatrinin televizyonda bazı meslektaşlarımızın bireysel görüşlerini açıklamasını ötesinde koruyucu ruh sağlığı çerçevesinde örgütlenmiş bir tavırla insanları aydınlatma görevi olmalıydı diye düşünüyorum. Hayatiyeti temsil etmesi gereken psikiyatrinin, kendine dönük ve durağan bir alan olmanın ötesine geçip çok yönlü potansiyelini işlerini kazandırması günümüz insanının ihtiyaçları açısından önemli.
Düşünce düzeyinde saklanan bilgi ile yaşantıların birikimi sonucu özümsenmiş bilgi birbirinden çok farklı. Yapmak ile oluvermenin farkı gibi. Yaparak olmaya çalışmak ile olurken yapıvermenin farkı gibi. Tasarlanmış kurgu ile kurgunun kendini yaratması arasındaki fark gibi. Kurgulanmış ifade kaçınılmaz olarak performans ögelerini içerir. Kendini gözlemlemekten özgürleşmeden olaylara katılmak ucu açık süreçlere tahammülsüzlüğü ve ritüellerin korumacılığına sığınma ihtiyacının göstergesi bazı sosyal beraberliklerde yaşadığımız türden bir kalkan.