“Bugün gerçeği tüm çıplaklığıyla görmüştü sanki;
çocukluğu binlerce yalana sarılı değil, tüm tehlikeli güzelliğiyle açıkça ortadaydı. Daha önce hiç günlerin aynı anda acı ve sevinçle dolu olabileceğini aklından geçirmemişti. Hayatının önünde bu denli henüz görülmeyen ama görülmeyi bekleyen nice günler olduğunu düşündükçe sevinçle doluyordu.”
Büyücüm
Tanrıların isimlerini tekrarlamam, ölümü geciktirmiyor.
Kemiklerimi, adak testimin yanında kıvrılmış buluyorum.
Ve şekilsizliğimi unutmaya çalışıyorum.
Nereden geldiğim biraz önemli
Orada kalsaydım daha mı az titretecektim mermeri.
Yüzünü tanıyorum büyücüm
Yaşaması gerekmiyor ellerimin
Yalnız gideceğim oraya
Tanrılara ağlayacağım bu defa
Tanrılar ağlanmaktan yorgundur oysa
Boşluklarının, olmayışlarının sıkıntısını anlatacağım
Susacaklar
Soluksuz nasıl yaşanır sırlarını fısıldayacaklar
Yaşanır mı büyücüm
Işığı yetmiyor gözlerinin
Sadakatini anlatmaya
Yoksun
Yokluğun anlam bulmuyor yakarışında
Çocuksuz olmalısın
Kemiklerin yetiyor anlatmaya
Gri giysili törenler bitti
Ayın ipuçlarını vereceği ânı bekliyorum.
Bir ömre kaç ölüm sığdırılır
Hangi korku adak testisini doldurur bilmiyorum
Büyücüm gecede yıldızlarımın olması günah olur mu
“Hayat seni fazla mı yordu? Yoluna devam et.
Kazanmak önemli değildir, önemli olan nasıl kazandığındır.
Sen özel bir atıcısın, ikinci kalede çok iyisin ama kaleler arasında hızlı değilsin. Gücünü fark et.”
“Zaman ayrımcılık yapmazdı. Mutlu muyuz, üzgün müyüz onun umrunda değildi. Ne yavaş akardı ne de geçmek için acele ederdi. Tek bir doğruda ilerlemeye devam eden gökyüzündeki aya bağlıydı. Yüreğiniz acıyla kavrulurken bile akıp gitmeye devam ederdi.”