bazen bu konuda kafa yorarım da, bir insanın başka bir insanın düşüncesine ulaşabileceğini sanmanın salt bir sözsel yanılsama, salt bir mecaz, temelden yabancı iki yaratık arasındaki alışverişin akla uygun gibi görünmesini sağlayan bir varsayım olduğunu ve aslında bir insanla öteki arasındaki ilişkinin nihayetinde bilinmeyen bir şey olduğunu düşünürüm. bir başkasının kafasındakileri anlama çabası, görünen şeyin olduğundan farklı görünmesine yol açar. ben, sanırım görüntünün olduğundan farklı görünmeyeceği durumlar için çaba harcıyorum
eğitimsiz bir göz, dağa egoyu tatmin amacıyla tırmanma ile özgeci tırmanmayı aynı görür. her iki tür tırmanıcı da bir ayağını ötekinin önüne atar. ikisi de aynı hızla soluk alıp verir. ikisi de yorulunca durur. ikisi de dinlenince devam eder. oysa ne büyük fark vardır! egocu tırmanıcı ayarsız bir alet gibidir. ayağını ya çok çabuk ya da çok geç atar. büyük olasılıkla, güneşin ağaçlar arasından geçişinin güzelliğini görmez. adımlarının kötülüğü yorulduğunu gösterdiğinde durmaz. yanlış zamanlarda dinlenir. bir saniye önce bakıp da ileride ne olduğunu öğrendiği halde yukarılara bakıp ileride ne olduğunu görmeye çalışır. koşulların gerektirdiğinden ya çok daha hızlı ya da çok daha yavaş gider ve konuştuğunda hep başka bir yerden, başka bir şeyden söz eder. burdadır, ama burda değildir. burasını reddeder, onunla mutlu değildir, daha yukarılara çıkmak ister, ama oraya vardığında da aynı şekilde mutsuz olur; çünkü artık orası da "burası"dır. aradığı, istediği şey çevresinde vardır, ama çevresinde olduğu için onu istemez. her adımı hem fiziksel hem ruhsal bir efordur, çünkü amacının dışta ve uzakta olduğunu düşler