Onları yaratan tanrı bir tür şaka yapmak istemiş olmalıydı herhalde. Okulları vardı ama eğitimleri yoktu. Siyasetçileri vardı ama siyasetleri yoktu. İnsanlar vardı ama insanlık yoktu. Yüzleri vardı ama utanmaları yoktu. Bu çok abartılı bir şaka gibiydi gerçekten.
Furlong'un tanıdığı tanımadığı insanlarla karşılaşa karşılaşa yürümeye devam ederlerken, bir başkasına yardım etmedikten sonra yaşamanın bir manası var mı diye düşündü Furlong.
Ben bu dünyada tümüyle eşsiz biriyim, hayatımın sonuna kadar kendine bakması gereken biriyim ve bu sebeple ileriye doğru atacağı her adımda ona yardım etmeliyim, şefkatle ve sabırla; bazı günler dinlenmesine izin vermeli, bazı günlerde onu cesaretlendirmeliyim; bu tuhaf varlığın, yani kendimin derinliklerine indikçe mutluluğa giden bir o kadar yol bulacağıma inanıyorum.
Sekiz yaşımdan yirmi sekiz yaşıma kadar böyleydim ve hâlâ böyle kalabilirdim, güzeller güzeli sevgili Elizabeth, sen olmasaydın! Sana neler neler borçluyum! Bana önce zor, ama sonra çok yararlı gelen bir ders verdin. Senin sayende ayağım yere bastı. Sana kabul edileceğimden kuşku duymadan geldim. Sen de bana mutlu edilmeye layık bir kadını mutlu etmek için tüm kibrimin nasıl da yetersiz olduğunu öğrettin.