Namaz kılarken Hz. Peygamber'in göğsünden tencere kaynamasına benzer tarzda coşkulu sesler çıktığı, azab âyetlerinde ağlayıp, müjde ve dua âyetlerinde sevinçle dolduğu rivayet edilir. Ashâbdan ve tâbiînden Kur'ân âyetlerini dinlerken vecde gelenler vardır. Kimileri vecdle sayha eder, kimileri ağlar, kimileri de bayılırdı. Bütün bunlar vecdin fıtrî ve meşru olduğunu gösteren rivayetlerdir.
Celvet, kalbden bulanıklıkların giderilmesi, gönül aynasının parlatılması ve nûr-i ilâhînin kalbi aydınlatmasıdır. Bu hale ermek için, önce bir halvet hayatı yaşayarak insanın riyâzetle nefsinin sivriliklerini törpülemesi ve kalbini nefsinin etkisinden kurtarması gerekmektedir. Sâlik iyi huy ve sıfatlarla bezenince, onun halkın arasına karışması câiz, hattâ yerine göre vâciptir.
"Salah olmadan ıslah olmaz." Halvet salah içindir. Salah gerçekleşince başkalarını ıslahın yolu açılır. Bu da tenhâda gizli durmakla değil, halkın arasına karışmak ve hal transferi yoluyla gerçekleşir.
Allah insana iki kulak, bir ağız verdiğine göre, insanın iki dinleyip bir söylemesi esastır. Kur'ân'ın ilk emri oku olduğuna göre, konuşmak değil, ilme sarılmak gerekir. Mevlânâ da Mesnevî'sine "Dinle" diye başlıyor, çünkü insanın konuşmaktan çok dinlemeye ihtiyacı vardır.
Mevlânâ Celâleddin Rûmî; semâın âşıkların gıdası olduğunu, onda Cânan ile vuslatın latif bir hayali bulunduğunu, semâ yapan kimsenin semâ anında midesini boş tutmasını, zira ney'in içi boş ve saf olduğundan açıkça inlediğini söyler.