Bana kendine "kamil" diyen bir Şeyh yahut derviş gösterin, ben de hemen size kemal satan bir riyakar göstereyim. En yüce veliler dahi mutlak şekilde mükemmel olmadıkları gibi, "Ben mükemmelim," de demezler.
Hz. Mevlana'nın buyurduğu gibi, kırık bir ayna aynı şeyin yüzlerce görüntüsünü yansıtır ama aynayı tamir edebilirsek oradan ancak tek bir görüntü yansır. Tasavvuf kırık kalplerimizi tedavi eder ki Hz. Mevlana'nın kırık aynaya benzettiği şey, bizim kırık kalp aynalarımızdır.
Egonun temeldeki sorunu onda bulunan ayrı bir varlık olma algısıdır. Ego, bu ayrılık zannından asla kurtulamaz. Bir anlamda ego şirke batmıştır. Allah'tan gayrısına kulluk eder, Allah'ın zâtî birliğini inkâr da eder. Şirk islami tevhid akidesinin, birliğin -lâ ilâhe illallah (Allah'tan gayrı ilah yoktur)- demenin zıddıdır. Yani, "idrak edilen gerçeklikteki çokluk perdesinin ardında ancak Bir hakikat vardır, o da Allah'tır." inancının zıddıdır.
Tasavvufta en kadim tavırlardan biri tamamen nefsi eritmeye odaklıdır. Buna melâmi geleneği derler. Melamiler nefsin sürekli ön plana çıkıp bilinmek istediğini ve kendisi hakkında iyi düşünülmesini istediğini bilirler, bu yüzden de amellerini halkın bakışlarından hep gizli tutarlar. Meselâ melamiler asla özel tarikat kıyafetleri giymezler. Özel buluşma yerleri yoktur. Görünür tüm ziynetlerden kaçarlar, zira bilirler ki nefs dünyanın süsüne bayılır.