Kâmil değiliz ve birçoğumuz da olamayacağız. Ama günden güne tekâmül edebiliriz. Hatalarımızın üstünde çalışabilir ve yanlışlarımızdan dersler çıkartabiliriz. Allah'ı arama sürecinde kendi sınırlarımızla, sınırlılıklarımızla yüzleşir ve böylece her-hangi bir konuda muvaffak olabilmek için Allah'ın yardımına ve nimetlerine ne denli muhtaç olduğumuzu anlarız.
Hz. Hâcer, kendisi ve bebeği için yardım ararken bütün gücünü tüketti. Elinden geleni yaptı. Sonra Allah'ın rahmetiyle kumdaki minicik bir çukurdan muazzam bir kuyu oluştu. Bu hikâye bize, başarının ne şekillerde geleceğini bilemeyeceğimizi hatırlatıyor. Yine bize, kendi gayretlerimizin tek başına yetmeyeceğini ama yine de elimizden gelenin en iyisini yapmak zorunda olduğumuzu gösteriyor. Bir şey sadece bizim gayretimizle gerçekleşemez.
Sen şu anda göremesen de, dar geçitler ardında nice cennet bahçeleri var. Şükret! İstediğini elde edince şükretmek kolaydır.
Sufi, dileği gerçekleşmediğinde de şükredebilendir.
Bana kendine "kamil" diyen bir Şeyh yahut derviş gösterin, ben de hemen size kemal satan bir riyakar göstereyim. En yüce veliler dahi mutlak şekilde mükemmel olmadıkları gibi, "Ben mükemmelim," de demezler.
Hz. Mevlana'nın buyurduğu gibi, kırık bir ayna aynı şeyin yüzlerce görüntüsünü yansıtır ama aynayı tamir edebilirsek oradan ancak tek bir görüntü yansır. Tasavvuf kırık kalplerimizi tedavi eder ki Hz. Mevlana'nın kırık aynaya benzettiği şey, bizim kırık kalp aynalarımızdır.
Egonun temeldeki sorunu onda bulunan ayrı bir varlık olma algısıdır. Ego, bu ayrılık zannından asla kurtulamaz. Bir anlamda ego şirke batmıştır. Allah'tan gayrısına kulluk eder, Allah'ın zâtî birliğini inkâr da eder. Şirk islami tevhid akidesinin, birliğin -lâ ilâhe illallah (Allah'tan gayrı ilah yoktur)- demenin zıddıdır. Yani, "idrak edilen gerçeklikteki çokluk perdesinin ardında ancak Bir hakikat vardır, o da Allah'tır." inancının zıddıdır.