Herhalde tarih ve sanat tarihi merakı değil beni dolaştıran. Kendim için, kimliğim için, içimizdeki bütünlüğün sağlanması için ve elbetteki maziden hala bağlanmak, köksüzlük duygusunun yıpratıcı tehdidinden kurtulmak için kayboluyorum.
Tanpınar aynı bölümün bir yerinde şöyle devam ediyor: "En büyük meselemiz budur; mazi ile nerede ve nasıl bağlanacağız; hepimiz bir şuur ve benlik durağının çocuklarıyız; hepimiz Hamlet'ten daha keskin bir "olmak veya olmamak" davası içinde yaşıyoruz. Onu benimsedikçe hayatımıza ve eserimize daha yakından sahip olacağız. Belki de sadece aramak ve bütün kapıları çalmak kafidir."
...
Geçen zaman içinde İstanbul (ve Türkiye) bu eşikten atladı. Önüne mecburi istikamet halinde serilen yolda hayli mesafe aldı. Mazi ile arasındaki uçurumu derinleştirdi, kavuşma noktalarını neredeyse yok etti.
Lakin bütün bunlar hasretin çoğalmasından, benlik arayışının kavurucu bir dinamizm kazanmasından başka bir işe yaramadı.
"Eskiyi zorla sanatkarca bir rüya temini için sevenlerden değiliz...
Onda en saf şeklinde kendimizi gördüğümüz için Bursa'yı seviyoruz... O, içimizdeki aydınlığın aynasıdır."
Topraktan buğular yükseliyor. Ne güzeldir sürülmüş toprağın kokusu. Onda insanı özüne çağıran bir şey var. Bu, suların sesinde de, yıldızların parıltısında da var.
Ama, acaba bizim etrafımızda olup bitenlere bakacak zamanımız ve takatimiz var mı? Tabiatın bu her bahar yenilenişine, bir gelin gibi süslenişine katılarak kendimizi yenileyecek şuurumuz var mı?
Tersine bize öğretilen şey insanın tabiatla savaşması ve onu yenmesi olmuştur. Böylece doğan bir medeniyet anlayışına epeyce bir süreden beri maruz kalmış bulunuyoruz.
...
Ne zaman ki alemde yaratılmış ne varsa onlardan biri olarak (ve elbette ki eşref-i mahlukat olduğunu kavrayarak) kulluğunun bilincine varacak; o zaman etrafına sevgi ve merhamet ile bakmayı öğrenecek. İşte o zaman Yunus Emre'nin dediği gibi dağlar, taşlar ve seherde öten kuşlar ile Mevlasına yönelecek.
Geçmişi yakmak bize nasıl bir gelecek müjdelemektedir?
Geçmişi kendimiz mi, kendi kararımız mı yıktırıyor?
Değişme ve yenileşme nedir, hangi yönde doğrudur?
Biz ne zamandan beri böyle yıkıp, yeniden yapıyoruz yuvamızı?
Bütün bunların farkında olmayız. Olamayız çünkü böyle bir donanım için fırsat tanınmamıştır. Neden vazgeçip, neye talip olduğumuzu tam manası ile idrak edememişizdir.