Şehir Mektupları

·
Okunma
·
Beğeni
·
2.716
Gösterim
Adı:
Şehir Mektupları
Baskı tarihi:
1995
Sayfa sayısı:
268
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789757462842
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dergah Yayınları
Baskılar:
Şehir Mektupları
Şehir Mektupları
Sıcak gündemin neredeyse saat başı değişen başlıklarına rağmen, gündemin değişmeyen başlıklarının da olduğunu biliyorsunuz. Bu değişmeyen gündemin değişmeyen başlıklarını altında toplayacağımız dosya, ´varlık dosyasıdır´ ve bu dosyanın muhteviyatı da ebedi mazi ve istikbaliyle sonsuz bir hayattır. Bu kitapta yer alan yazılar kalıcı gündeme bir atıftır. İnsanların günübirlik yaşadığı, toplumların hafıza kaybına uğratıldığı, sahte gündemlerin zihinleri ve yürekleri şehir çöplüğüne çevirdiği bir zamanda, suyun arayan müebbet muhacirlere, kaynağın yolunu gösteren bir işaret taşı olması dileğiyle.
240 syf.
Özlemek, kendisinden bibehre kalınması mümkün olmayan bir duygudur. İnsanoğlu mütemadiyen özlemle yoğrulmaktadır. Bunu bir çeşit ızdırap olarak kabul edenler olduğu kadar hayatının bu duyguya bağlı olduğunu muhakeme edenlerle de karşılaşıyoruz. Özlemle beslenen insanlar, içinde oldukları anın kıymetini geçmişlerinden yola çıkarak muhafaza etmekte ve geleceklerini de bu minval üzere inşa etmektedirler. Hal böyle olunca insanın özlem duyduğu her ne ise bunu ortaya koymak elzemdir.
Şehirlerin dönemlerine göre yeniden imar edilmesi özlemlerimizin artmasında büyük rol oynamaktadır. Benim için çocukluğumuzun geçtiği müstakil evler, ilk aşkımızın evinin olduğu sokak, her bayram, akrabaları ziyaret etmek için arşınladığımız o kenar mahalleler, kendimizi ilk gününde sahipsiz ve yapayalnız hissettiğimiz ama hatıralarıyla ve kazandırdığı dostluklarıyla yolun sonunda daima hatıralarımızda yaşattığımız ilkokulumuz sadece bazısıdır.
Her davranış biçiminin temelinde özlem olduğu kanaatindeyim. Karşılaştığım olumlu/olumsuz her davranışta “Acaba bu neleri özlemenin sonucu?” diye düşündüğüm için insanları makul görebiliyorum. Yazar Mustafa Kutlu’da bu minval üzere, karşılaştığı şeylere olağan gözüyle bakarak hareket ediyormuş gibi geliyor bana. Nitekim Şehir Mektupları isimli eserinde yazdığı İstanbul ağırlıklı metinlerde bize bunu söylemektedir. Eserin temelinde özlem, iskeletinde şehirleşme ve dış cephesinde ise kadim olanla modernliğin deveranındaki insanlık vardır.
Eskinin eş, dost ve akrabalık ilişkilerinin zayıflamasından ticaretin ve siyasetin tiranlığına, imkanların araç olmaktan çıkıp amaç haline gelişinde ki sürece kadar olan akışı olduğu gibi ortaya koymaktadır. Bunu yaparken de hastalıklı, bayağı olduğu kadar yıkıcı olan bu durumu, faillerini kenarda bekleterek nazarımızı sadece değişimin kendisine odaklıyor. Öyle olduğu içinde akılda sade ve akıcı bir bilinç yeşeriyor. Her ne kadar eskiye dönüş imkansız gibi gözükse de bize zevkin ve asaletin pırıltılarının var olduğuna, buna sahip olamasak bile özlemiyle diri durmamıza kapı aralıyor.
“Onlar kimdir? Onlar senin deden, benim babam, ötekinin amcası, dayısı… Onlar bizim insanlarımız… Allah’ın ipi, işte bu insanların, bu tutumun, bu tavrın elinde.”*
Başını ellerinin arasına alarak düşündüğünü zannettiğim Mustaf Kutlu’nun gözlerinde kimsenin görmediği şiddetli özlemi eserde saba rüzgarına tebdil ederek nice zihinlerde bir uyanışın, kaybettiğimiz bazı şeylerin olduğunu göstermek istemektedir. Anlayış seviyemizin gittikçe aşağılara doğru seyrinden, birbirimize karşı yitirdiğimiz sabırların, usül ve erkan gözetmeden yakalamaya çalıştığımız zenginliğin büyüsüne kapıldığımız bu zamanda “Zahirde olup bitenler bizi aldatmasın. Bizler batına bakmasını da bilen bir gelenekten geliyoruz.”** diyerek ahvalden rahatsız olanlara tesellide bulunuyor Şehir Mektupları’nda.
Eserin, şehirleşmenin insana yansımasında ki tutumuna dair isabetli bir tespiti de var. Yalnızlığın hayvanlardan alınıp, ihtiyarlara verilmesi meselesine dair bir tespit. Hayvanat, yalnızlıklarına çare olma adına şehirli insan tarafından sahiplenildi ve ihtiyarlarımız ‘son teknolojik sistemlerle donatılmış huzur evi’ denilen çukurlara itildi. Burada şunu belirtmek gerekir, biz hiç kimsesi olmayanlar ya da bazı sebeplerden dolayı buralara yerleştirilen kişiler üzerinden düşüncelerimizi belirtmiyoruz. Ancak tamamen keyif ve haz üzerinde yaşam sürdüren ve yalnızlığı hayvanlardan zalimce çekip alarak ihtiyarlara layık gören kişilerden bahsediyoruz. Eserde, evcil hayvanlarıyla yürüyüşe çıkanların sayısının arttığından ve buna paralel olarak huzurevlerinde ki ihtiyarlarında çoğaldığına dair bir rabıta kuruluyor. Acı ve gerçek olanda budur. Değişen ve geliştiği düşünülen çağda kullanım süresi dolmuş ihtiyarlar için evlatlarının halinde ki “Yaşasın Huzurevleri” naralarını üzülerek görüyoruz. Buna benzer tespitleriyle beraber, Mustafa Kutlu bizlere şu gerçeği de göstermektedir: “Ben, değişim rüzgarlarının toza-dumana buladığı, yolsuzluk ve ahlaksızlığın öne çıktığı, at izinin it izine karıştığı bu hengamede; sessiz yığınların bir vakur bekleyiş ve bir güzel sabır ile bizi biz yapan değerleri savunduğuna, onları ‘bozkırdaki çekirdek’ misali sakladığına inanıyorum.”
Mustafa Kutlu’nun Şehir Mektupları isimli eseri bende böyle bir izlenim bıraktı. Özlem, şehirleşme ve eski ile yeninin arasında sıkışıp kalma halinin İstanbul merkezli mektuplarla dile getirilmesidir. Bende başımı iki elim arasına alarak eski ile yeni arasında ki çatışmaya dair tespitleri yaparak onarılması için hareket edeceğim. Çünkü ben özlüyorum. Mütemadiyen özleyeceğim. Belki o sevgilinin otağını, belki sevgiliyi sevgili yapan o kadim davranış biçimini…
268 syf.
http://www.kitaphaber.com.tr/...ektuplari-k3987.html
Özlem Yüklü Şehir Mektupları
17.05.2021 - Ülker Gündoğdu
Özlem Yüklü Şehir Mektupları
İlmin derin görüşleri, aklın hükümleri
Doldurmuyor başlamış olan hisli bir yeri.
Yahya Kemal
“İlk öyküsünden son eserine kadar aynı derin farklı yansımalarını, farklı yaşantılar üzerindeki etkisini gözler önüne seren Mustafa Kutlu, günümüzde çağın rengini bir çağ eleştirisi yaparak ortaya koymaktadır.”görüşünde olan Bilal Can, Mustafa Kutlu ve eserleri hakkında kapsamlı araştırmalarını Kentle Kavga, Mustafa Kutlu Öykücülüğünde Mekân adlı kitabı eser ile ortaya koymuştur. Bu eser, Mustafa Kutlu okuru için zengin bir kaynaktır. Mustafa Kutlu ve eserlerini her yönüyle irdelerken Can, manevi hissiyatta uyandırdığı anlamın kaybedilen değerler ile doğru orantıda olduğunu ve kentleşmenin toplumdaki dezenformasyonu, yabancılaşmayı, özünden uzaklaşmayı, dönemin ideolojik düşüncelerini ve gözlemlediği sorunlara çözüm önerileri sunduğu kente bakışını birçok perspektiften okura eseri üzerinden aktarmaktadır.
Nicelik itibariyle büyüyen bir çevre, hızlı bir artış söz konusudur. Ama ya nitelik bakımından durum nasıl? Bozkırda pınar misali eserler de olmasa hepten umutsuzluğa kapılırdık. Bu hayatın dayattığı kurallara göre düzenlediğimiz yaşam; kışlık, yazlık ev, araba, çocukların okul taksitleri, iş hayatının ritmi, bayramlar ve tatillere göre biçimlenmektedir. İnsan, aile, aile yapısı, hayat anlayışı, inançlar insanlığın sosyalleşmesi açısından bir tür ilk formdur. Ardından çevre gelir. Çevre ile başka dünyaları tanır, tanımlar, tanımlanır olur...
Bizim medeniyetimiz, hayat görüşümüz şu kısacık ömür içinde hayatın manevi kalitesini yükseltmek hedefine yöneliktir. Şemsiye tersine dönüyor gibi, köylere doğru bir göç başlayalı çok oldu.. Şiirdeki gibi “güneşe göç var da kalan biz miyiz?” telaşına büründü kent insanı... Minibüsle simgelenen kültürel ve fiziki oluşum metro ile yeni bir evreye ulaşarak yeni bir yapı kazandı. Atla çekilen ilk tramvay ile Osmanlı Devleti bu kabil teknolojik gelişmeler karşısında çağın gerisine düşmemiş Batı ile aynı yıllarda bu ulaşım aracını kullanıma koymuştur. Geçmiş ve gelecek hem iç içe, hem baş başa hem de bir biriyle yer değiştirerek yaşamın döngüsünün iyileştirici gücünü oluşturmaktaydı.
Mustafa Kutlu, ilk baskısını 1995’de yaptığı bu deneme türündeki eserinde; yer alan yazılar taşrayı odak noktasına yerleştirmiş ama merkezden sesini duyuran bir hikâyecinin yaşadığı İstanbul şehrini tanıyıp anlama yolundaki gayretlerinin yansıması olarak okura kazandırmıştır. On yıl boyunca İstanbul’u sokak sokak dolaşmış ve bu izlenimlerini gazetede "Bir demet İstanbul" başlığı altında yayımlamıştır. Şehir Mektupları, yazarın İstanbul’a olan tutkulu serüvenin bir sonraki aşamaya geçip aktarılmış halidir. Bu defa insan, şehir, mekân ilişkilerini mantık ve gönül penceresinden özlemle okuyucularıyla paylaşmaktadır Mustafa Kutlu. Bu denemeler, Şehir Mektupları olarak şehrin ve yaşamın güzelleştirilmesinin anlamını okurlara sunmaktadır. Şehrimizi tanımadan kendimizi, birbirimizi tanımamız zor. Hele sevmek büsbütün müşkül bir hal almışken içimizde bulunan iyiliklerle bizi yüz yüze getirdiği bir eseridir Şehir Mektupları.
Mustafa Kutlu, Erzincan'da doğdu. Erzincan Lisesini (1964), Erzurum A.Ü. Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyat Bölümünü (1968) bitirdi. Tunceli Lisesinde ve İstanbul'da Vefa Lisesinde edebiyat öğretmenliği yaptı. 1974'te mesleğinden ayrılarak Dergâh Yayınlarında çalışmaya başladı. Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi'nin yayın müdürlüğünü 3. ciltten itibaren üstlendi. (8 cilt, 1976-1998). İlk hikâyeleri Fikir ve Sanatta Hareket dergisinde çıktı (İlk hikâyesi 'O', 1968). 1979-1982 yılları arasında bu derginin yazı işleri müdürlüğünü yürüttü. Ayrıca Adımlar (Erzurum), Hisar, Türk Edebiyatı, Düşünce, Yönelişler'de hikâyeler yayınladı. Dergâh dergisinin genel yayın müdürü oldu (Mart 1990). Zaman gazetesinde "Bir Demet İstanbul" başlığı ile şehir yazıları (1986), Yeni Şafak gazetesinde kültür ve spor yazıları (1995) yazdı. Kanal 7'de kültür programları hazırladı.
İstanbul Tüm Renkliliğiyle
Eminönü’de Ahi Çelebi Camii, Değirmen Hanı’nın komşusu harabeye dönmüş silüetiyle göreni hüzünlendirirdi. Mehmed Kemal tarafından yaptırılmıştı. Mimar Sinan’ın eserleri arasında olduğu için ayrı bir önemi vardır. Evliya Çelebi’nin gördüğü meşhur rüya da bu camide gerçekleşmiştir. Rüyasında Hz. Peygamber ve arkadaşlarını Yemiş İskelesi yanındaki Ahi Çelebi Camii’nde gördüğünü, burada Hz. Peygamber’e “Şefaat Ya Resulullah” diyeceğine “Seyahat Ya Resulullah” dediğini nakletmekte ve seyahatlerini bu rüya üzerine gerçekleştirdiğini aktarma nedeni manevi bağ kurduğumuz camilere bir anı, bir hatıra bir yaşanmışlığın sinmiş olduğunu gerçekliğini yansıtmak gibidir…
Türkiye’nin kalbi İstanbul’da, İstanbul’un kalbi de Gülhane Parkı’nda atmaktadır. Geleneksel hale gelen Gülhane Şenliği ile kurulan panayır ve halk konserlerinin toplumsal birliğe olan katkısının geleneğe tutunmakla olduğu gerçeğini bir kez daha hatırlatır. Çünkü Değişimin patlayan tomurcuğuna geleneksel ile yeniliğin kaynaşımını Gülhane’den göstermektedir. Kalbi olan bir şehrin aynası da, Beyazıt Meydanı’ydı pek tabi. Tarihin hazinesi olan mekânın görkemli cami, medrese, Harbiye Nezareti’nin muhteşem kapısı ve ortada meydan. Ama ne meydan. Beylerbeyi İskele Meydanı, İstanbul’da; kıyı kahveleri denize nazır, balıkçılar, karaağaç gölgeleri, boğazın çırpıntılı suları, sulardan kopan yosun kokusu rüzgârı sizi bekler. İki ayrı meydan iki ayrı güzelliğin insanı hayatın hayhuyundan uzaklaştırmak için uğranan meydanlardandı. Geceden yağan yağmurun ıslattığı arnavut kaldırımlarına sabahın ilk ışıklarında gidilmelidir. Hamid-i Evvel Camii yanında ferah pencereli minik kütüphaneye uğradığımda aldığım manevi bilgiden her insan faydalanmalıydı. Eskilerde saatleri ayarlama Muvakkithanelerden olan mekânı görmenin; geçmiş zamanın şimdiki zamana yansıdığı kayıp zamanın izlerinin tanığında yaşanan aydınlanmayı okurunun da vakıf olmasını ister Mustafa Kutlu.
Galata Mevlevihane’sine ve şimdi adı Divan Edebiyatı Müzesi’dir görülmeye değer özelliklere sahip bir yapı olması yanı sıra manen içi açan çiçeklerle donanmış bir huzur köşkü gibidir. Çitlenbik ağaçlarının gölgesi sessizliğine kapılmaktadır insan. Müzede esen tasavvuf musikisinde kullanılan enstrümanlar ile divan şairlerimizin eserleri serpilir semazenlerin dönüşünde yerini seven bir gönül edinirdi insan. Değişen toplum, değişim sancıları içinde bir nevroz mu geçiriyor? Toplumun ruh sağlığı giderek bozulmakta mı? Kötülüğün karşısında duran değerler; hizmet, hürmet ve merhamet ile insanlar, geçmişten günümüze eski muhabbeti sürdürmek olduğunu unutulduğuna dikkat çekmektedir. Türkiye’nin girdiği sanayileşme ve şehirleşme sürecinde, İstanbul tarihi kimliği ve turizm potansiyeliyle parlayan yıldızıdır. Balkanlar, Karadeniz Havzası, Orta Doğu ve Türki devletler için İstanbul, bir cazibe merkezi ve bir dünya kentidir. İstanbul hülyasını kuran bütün insanlar, martılar, bulutlar Mustafa Kutlu’nun kaleminden şehre özlem yüklü mektuplar halinde yazılıyordu. Bu yazılar ezan seslerinden, minare ve kubbelerinden, çinilerden ve mahyalardan, revaklardan ve musluklardan savrulan bir ruha karışıyordu. Bu ruh İstanbul’a hediyesiydi.
Havada leylak kokusu. Bir zamanlar insanların memleket, sıla, toprak, vatan, baba ocağı diye sarıldığını; sonra türlü zaruretler yüzünden gözyaşlarıyla terk edip gittiği topraklar, şehirler, köyler ve kasabalar… Aramakla bulunmaz, ama bulanlar ancak arayanlardır. İstanbul ayakta kalan silueti ile Süleymaniye’si, Eyüp Sultan’ı, Yûşa’sı, suları ve ağaçları, lalesi ve erguvanları ile bir hazine… Onu bilmek dünyaları bilmektir. Onu bilmek için gayret bizden tevfik Allah’tan.
Ülker Gündoğdu - 17.05.2021
Ülker Gündoğdu Şehir Mektupları Mustafa Kutlu
240 syf.
·Beğendi·8/10 puan
Şehir hayatına, özellikle de İstanbul'a ait önceki yıllarda gazetelerde yayınlanmış köşe yazılarının derlenmesiyle oluşan bir kitap. Mustafa Kutlu'nun bu deneme yazılarında hikayelerindeki büyülü atmosferi bulamadığım gibi bu denemelerin dili de çok çekici gelmiyor bana. Kutlu'nun ilk okuduğum deneme kitabı "Akasya ve Mandolin"di. Onu çok beğenmiştim. Bu kitabın beni etkileyen yazıları, İstanbul'un kültürel dokusunu oluşturan tarihi yapılara yönelik, onları tanıtmayı amaçlayan yazılarıydı...
268 syf.
·11 günde
Şehir Mektupları dendiğinde ilk aklımıza Ahmet Rasim'in eseri gelir. Mustafa Kutlu'da ondan esinlenerek gazetede yazdığı başta İstanbul olmak üzere, şehir ve kent ile ilgili yazılarını Şehir Mektupları ismiyle kitaplaştırmış. Tabi yazarı tanıyanlar bu yazıların daha çok sitem içerdiğini anlarlar. Şehirleri özellikle İstanbul'u getirdiğimiz halden şikayet ediyor yazar. Bir çok soruna değinmiş. 1990'larda çıkan kitabında o zaman ki hükümete 3. köprü için isyan eden Mustafa amcam acaba o kadar karşı çıktığı 3. köprüyü şimdi kendi mahallesinindekilerin yapmasına ne diyor? Merak ediyorum.
240 syf.
·23 günde·Beğendi·Puan vermedi
Mustafa Kutlu Abimizin 90'lı yıllarda şehirler özellikle İstanbul üzerine yazdığı köşe yazılarının toplaması olan bu kitap güzel noktalara değiniyor. Merak ettiğim bir konu var acaba Mustafa Kutlu'nun "uzun bir adam var ben onu çok seviyorum" dediği reisimizin zamanında İstanbul'un bu haline ne yazardı..!!
268 syf.
·12 günde·Beğendi·10/10 puan
Şehir Mektupları/Mustafa Kutlu
.
.
Ve bir Mustafa Kutlu kitabının daha sonuna geldim.Şehir mektupları kitabının ilk baskısı 1995'de çıkmış o zamanların ve geçmiş zamanların şehir yaşantılarına değinmiş yazar kitabında Bursa, Edirne ve en çok da İstanbul'u anlatmış ve ortaya bu güzel kitap çıkmış gezi rehberi tarzı deneme kitaplarını sevenlere tavsiye ederim.Kutlu'nun tüm kitaplarını okudum demem için son bir kitabı kaldı dergah yayınlarından çıkan o da Vitrinde Olmak bir de farklı bir yayınevinden çıkan çocuk kitabı varmış onu da merak ediyorum okumak daha nasip olmadı.Kısaca diyorum ki Mustafa Kutlu kitaplarıyla tanışın ilk hikaye kitaplarıyla tanışın eminim devamı gelecek bağımlısı olacaksınız.Her daim kitapla kalın.
Büyük bir beklentiyle aldım ama okurken beklentimi karşılayamadı.
Cemil Meriç-Bu ülke adlı kitabına benzer bir kitap diye düşünerek almıştım oysa ki ,hem dili hem de içerik olarak zayıf gördüğüm bir kitap oldu.
240 syf.
·2 günde·Beğendi·6/10 puan
Kitap Ahmet Rasim'in kitabı üzerine yapılmış bir denemedir. Kitapta genellikle İstabul'un eski tarihi,medreselerinden, Eski ile yeni neslin arasındaki farktan bahsediyor.
Benim yorumum ise yazarın her konuda negatif olduğu yazar eski nesli daha fazla benimsiyor Bunu uygun buluyorum fakat yeniliklerden bu kadar önyargılı olması beni düşündürdü. Yinede kitabın içeriğini beğendim. Mustafa Kutlu
240 syf.
Mustafa Kutlu’dan daha fazla şey bekliyordum sanırım o yüzden denemeleri okurken biraz surat astım... İstanbul yoğunluğunda ilerleyen denemelerde birçok şey mevcut aslında. Bir iki denemeyi baştan sona not olarak kaydettim, çok hoşuma gitti. Ama genel itibariyle ortalama bir deneme kitabı olarak geldi bana. Safiye Erol gibi bir üstaddan İstanbul tasviri veya sorunlarını dinledikten sonra hafif gelmesi normal sanıyorum.
240 syf.
·15 günde·Beğendi·8/10 puan
Mustafa Kutlu'nun bu tatlı anlatımına hayranım gerçekten, dinlendirici bir yönü var her kitabının. İstanbul'un gizli kalmış maneviyat dolu yapıları, kitabı okurken canlanıyor sanki gözümde, uzunca bir vakit ayırıp karış karış gezmek istiyorum o es geçtiğim tarih kokan her bir yapıtı. Kutlu, gibi ben de duyabilirim belki şehrin anlattıklarını bu sayede.
Sür-git devam etmez bu karanlık tablo. Kışın ardı nasıl bahar olacak ise , korkunun yanında da umut saklıdır. Gayret bizden , tevfik Allah’tan.
Ilık bir odanın sessizliğinde oturup , dışarıdaki yağmur damlalarının çıkardığı seslere, onların derin ve sık Ormanına dalarak bir musiki girdabına yakalanmayı ; Böylede ruhun gizli kıvrımlarında , özleyişin sularında dolaşmayı kim istemez.
Bir çocuğun bir bisiklete sahip olması ne demektir acaba ? Herhalde rüyaların hakikate dönüşmesi gibidir . Bir sabah uyandığında onu allı- pullu başucunda bulması gibidir
Günümüzün çocukları nasıl bir oyuncak cenneti içinde yaşadıklarını bilmiyorlar . Ana - babalar varlığın verdiği imkanlar ile çocuklarını şımartıyor ,bir dediklerini iki etmiyor , onlar uğruna israftan kaçınmıyor
Medar düzenlemelerinde bu lahit uygulaması bana hep soğuk gelmiştir.
İnsanoğlunun vücut bulduğu toprağa kavuşması; üzerinin yağmuru gökyüzüne , bulutlara ve kuşlara açık olması , otlar ve çiçeklerle kucaklaşması bana daha sıcak geliyor.
Ana- babasına yaşlı günlerinde bakmayarak onları huzurevlerinin bir köşesine terketmiş olmak geleneklerimize ters düşen bir davranıştır.
İşte şu bayram . Hep birlikte yaşadık ve gördük . Boş sokaklar , kapalı dükkanlar , iyicene seyrelmiş araçlar . İnsanlar nereye gitti? Elbette ki tatile çıktı . Bayram ile tatil birleşti.
Eski İstanbul’da mimarinin saltanatına rekabet eden başka bir güzellik varsa oda ağaçlardı.Fakat buna rekabet denilebilir mi?
Doğrusu istenirse ağaç mimarimizin ve bütün hayatımızın en lütufkar yardımcısıdır...

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Şehir Mektupları
Baskı tarihi:
1995
Sayfa sayısı:
268
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789757462842
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dergah Yayınları
Baskılar:
Şehir Mektupları
Şehir Mektupları
Sıcak gündemin neredeyse saat başı değişen başlıklarına rağmen, gündemin değişmeyen başlıklarının da olduğunu biliyorsunuz. Bu değişmeyen gündemin değişmeyen başlıklarını altında toplayacağımız dosya, ´varlık dosyasıdır´ ve bu dosyanın muhteviyatı da ebedi mazi ve istikbaliyle sonsuz bir hayattır. Bu kitapta yer alan yazılar kalıcı gündeme bir atıftır. İnsanların günübirlik yaşadığı, toplumların hafıza kaybına uğratıldığı, sahte gündemlerin zihinleri ve yürekleri şehir çöplüğüne çevirdiği bir zamanda, suyun arayan müebbet muhacirlere, kaynağın yolunu gösteren bir işaret taşı olması dileğiyle.

Kitabı okuyanlar 269 okur

  • Bilge Kütükoğlu
  • Dilara Kayser
  • Emre Cilasun
  • Hatice Karayel
  • Dünya ağrısı
  • Zeynep Ünal
  • Hasan
  • İ.K.A. ☾⋆
  • Hüsna

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%3.6 (2)
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0