Ülker Gündoğdu profil resmi
Ülker Gündoğdu kapak resmi
1000Kitap Klasikler, ödüllü kitaplar, bilim, metafizik, gibi bir çok alanda okuduğum kitapların içeriğinin incelemesi. Ülker Gündoğdu
http://www.kitaphaber.com.tr/ulker-gundogdu-a24/
261 okur puanı
26 Şub 2019 tarihinde katıldı.
1000Kitap Klasikler, ödüllü kitaplar, bilim, metafizik, gibi bir çok alanda okuduğum kitapların içeriğinin incelemesi. Ülker Gündoğdu
http://www.kitaphaber.com.tr/ulker-gundogdu-a24/
261 okur puanı
26 Şub 2019 tarihinde katıldı.
  • 216 syf.
    Kebikeç: Kitaplara Kitaplardan Bakmak
    13.10.2020 - Ülker Gündoğdu
    Kebikeç: Kitaplara Kitaplardan Bakmak
    Öyle kitaplar vardır ki; okuduğunuzda bizleri daha ileriye götürecek doneleri içlerinde taşırlar. Bildirimleriniz çoğaldıkça, sorularınızı da doğru orantıda çoğalırlar. Ufkunuzda oluşan ve hayalinizde belirlediğiniz bir rota belirlemeniz şart olmuştur artık. Siz de, gideceğiniz yol da yönünüzü gösterecek kaynaklar aramaya koyulursunuz. Yön gösteren bir pusulanız olmazsa olmazınızdır. Bu betik, işte sizin tam aradığınız niteliklere sahip bir pusula. Size yol gösteren bir eser Kebikeç.
    Bir misyonu olan Bilal Can, eserlerin korunmasında katkısı olduğuna dikkat çektiği eleştirinin “yapıcı-geliştirici” işlevini kendine şiar edinerek okura Kebikeç adlı eserini sunmaktadır. Ülkemizde kötü şöhret edinmiş eleştiri kültürüne eseri ile yeni bir bakış getiren Can, çok yönlü yazar kişiliğini okura samimiyetle, aktarmaktadır. Yazar, okurun kitapları nasıl okuması gerektiğine farkındalık uyandırmaktadır. Okurun eserlere ve yazarlara duyarlılığını geliştirmekle birlikte kelimelere çok yönlü bakışını sağlamaktadır. Eseriyle okur ve yazarlığın birbiriyle olan bütünlüğünü okura kazandıracağı bir yapıt ortaya koymaktadır.
    Kitapları koruduğuna inanılan bir peri olduğunu biliyor muydunuz? Bu inanılmaz değil mi? Okuru etkisi altına alan, kitapları koruyan, bu peri Kebikeç. Okuru ilk cümle ile kitaba yakınlaştıran Kebikeç ile hemen bağ kurarak kitabın içine dalıyorsunuz. Kitapla bağınız kopmadan nasıl bittiğini anlamayacağınız eserin, sihirli etkisi kelimelere olan görüşünüzü tamamıyla değiştirmektedir. Bu müthiş değişimle artık okuduğunuz her şeyi farklı bir boyuttan değerlendireceksiniz.
    Eleştirinin, yıkıcı unsurlarından ziyade yapıcı-geliştirici işleviyle de önemli yeri olduğunu belirten Bilal Can, farklı görüşlere anlayışla yaklaşılması gerektiğini önermektedir. Eleştiri edebiyat dünyasını geliştirmekte, yol göstermekte, perspektifler sunmaktadır. Eleştiri, eserin okur da bulduğu anlamın geribildirimi niteliği taşımaktadır. Bir çok edebiyat türü öykü, hikaye, şiir ve romanın yanı sıra yeni ve duayen yazarlar hakkında yaptığı kapsamlı incelemelerini eserinde konu etmektedir. Yazar, ele aldığı konuları birçok yönüyle okurun gözü önüne objektif olarak sermektedir. Ayrıntılı yapılan değerlendirmelerin özünü okura bilgi vitamini olarak veren optimist yazar, yaşam vererek yarattığı eseri okurun zihninde anlama kavuşmaktadır. Kebikeç, okuduğum eserleri farklı bir görüş ile yeniden hatırlatarak kattığı güzel anlamlarıyla anılarımı canlandırdı. Okuduğumda aldığım keyifi farklı açılardan tekrar hissetmemi sağladı. Henüz okumadığım eserlerin incelemelerini okurken aldığım tat, eserlere olan merakımı perçinledi. Okumayı istediğim eserlere görüşüm geliştiği gibi tanımadığım yazarlara içimi ısıtan bilgilerle karşılaştım Kebikeç ile.
    Bu eser sayesinde fikriniz olmayan eser ve yazarlar hakkında fikir sahibi olacaksınız. Ölümsüzleşen eser ve yazarlar hakkında sunulan eşsiz görüşlerle türünde nadir bir eser olan Kebikeç, okumak, incelemek, aktarmak, yazmak değerlendirmek ve yaşamak adına okura farklı bakış açıları kazandıran bir eserdir. Bu bakış ile kitaplara olan yaklaşımınız değişecek, satır aralarında gizlenen anlamları görmeye başlayacaksınız.
    Eleştirel Bakışın Ayrıntıları ve Kitaptaki Nüanslar
    Bütünsel bakış açısıyla ve yazarın hayatıyla eserinin bağlı olduğunu düşünüp ortaya koyan Can, Tanpınar ile ilgili yazısında önemli ayrıntılar ortaya koyar. Tanpınar, eserlerinde dönem unsuruna dikkat çeker, dönemim insanla kurduğu ilişkiye bakarak yenilikleri ayrıntılarıyla ortaya koyar. Bu yeniliklerle, psikolojik ve tarihsel yöntemleri kullanarak birçok açıdan eleştiri/muhasebe yapmaktadır. Bu vesileyle Tanpınar’ın dünyayı anlama imkânı sunduğunu, hayata ve olaylara dair ayrıntılı bakışla insanlara katkılar sunduğunu ifade etmektedir. Tanpınar ile ilgili kısım eserin içeriğinde sadece bir başlık…
    Mana ve hakikatin öneminin yanı sıra, şiiri nasıl değerlendireceğine dair ve şiire bakışı değiştirecek ölçüde kapsamlı bir aktarım yapmaktadır yazar. Edebiyatı oluşturan en önemli ve en zorlu dal niteliğinde olduğunu belirtmektedir.
    Kitap kapağında, okuma standında duran kitap, “gözlerin tahtı kitaplardır” mesajı verir gibidir. Akıcı anlatımı ile okuma kültürüne katkılar sunarken eleştirinin sınırları bakımından da bir giriş niteliğindedir bu eser.
    Kebikeç
    Bilal Can
    İzdiham
    216 s.
    İstanbul 2019
    Ülker Gündoğdu - 13.10.2020 Ülker Gündoğdu Kebikeç Bilal Can
    http://www.kitaphaber.com.tr/...an-bakmak-k3718.html
  • 280 syf.
    Edebi Felsefe Yahut Sartre’ın Edebiyatı
    08.10.2020 - Ülker Gündoğdu
    Edebi Felsefe Yahut Sartre’ın Edebiyatı
    Sözcüklerin bir araya gelmesiyle gürül gürül akan bilgi kaynağıdır, kitaplar. Besler, büyütür, olgunlaştırır. Dünyayı dolaştırıp etkisine alan fikir gücüne sahiptir. Kitaplar zihnin merdivenidir, her kitapta zihin bir basamak daha yukarı yükselir, yükseldikçe görüşünüz genişler ve ufkunuz açılır. Her şeyi bildiğini düşünenler için hiçbir şeyi bilmediğinin aydınlanmasını yaşatır. Yirminci yüzyılın en etkili düşünür ve yazarlarından Jean-Paul Sartre’nin kültleşmiş kitaplarından biri Edebiyat Nedir? Tam da böyle bir yapıttır.
    Kuram ve eylem niteliklerini birleştiren yazar, aydın kimliğiyle 1940’ların sonlarında tartışmalara yol açan bu kitabında “edebiyat” kavramını masaya yatırır. Yazar, kendini görev olarak okuru bilinçlendirme faliyeti içerisine koyar. Asrının dünyasına duyarsız kalmayan yazar, gerçekleri ve çıkmazlarından yola çıkarak “kuram ve eylem”ini belirleyip bunu eserleriyle ortaya koymaktadır. Bireyin kökten özgürlüğünü savunmaktadır. Varoluşçuluğun sözcüsü, özgürleşme sürecine taşınmasının aydının görevi olarak “yazarken değiştirmek, yazarken özgürleştirmek” diye tanımlamaktadır. Eserleri okurken, sorguladığım “Edebiyat Nedir?” Sorumun cevabını bana Sartre, Edebiyat Nedir? Kitabı ile vermiştir. “Eser inanılmaz biçimde detaylı ve yoğun bir anlatım ile sunulmaktadır.”
    Eser, ilk olarak yazarın bütün yoğunluğunun “anlamlar” üzerinde olması üzerinde durmaktadır. Doğruluk anlayışının peşi sıra farklılaşanın biçim değil öz olduğuna dikkat çekmektedir. Özü anlatan kelimeler birer gereçtir. İm’in (anlam) belirsizliği bakışı gerçekliğe çevirip nesne olarak görebilmesine neden olmaktadır. Anlam gerçekleştirilmiş olduğu için sözcüğün yönü ona yansır anlam da sözel bedenin imgesi olarak işlemektedir. Aynı zamanda onun imi olarak sözcükler yaratılmaksızın var olduğundan sözcüler mi şeyler için, şeyler mi sözcükler için var olmaktadır. Kimse bilememektedir. Dünya başarının gereci olmaktan çıkınca, başarısızlığın aracına dönüşmektedir. Yazar gösterir, kanıtlar, buyurur, reddeder, çağırır, yalvarır, söver, inandırır ve aşılamaktadır. Her sözcük açık ve toplumsal anlamı, kapalı tınlamalar fizyonomisi için kullanılmaktadır. Düz yazı anlamlı nesnelerin adlandırılmasıdır. Dilin içindeyiz duyumsarız onu. Düşünceyi anımsarız aktaran sözcükleri anımsamayız bile.
    “Yazar ne amaçla yazar? İletilmeye değecek bir şeyi mi var? Dünyayı hangi yönde açığa çıkarmayı istemektedir? Açığa çıkararak dünyada neyi değiştirmek istemektedir, siz okurlar bunları düşünerek mi okumaktasızın?” Güdümlü yazar, sözün eylem olduğunu ve açığa çıkarmanın değiştirmek olduğunu bilmektedir. Bakışı; nesneyi dondurur, yıkar, yontar ya da sonsuzluğun yaptığı gibi değiştirmektedir. Edebiyata “Güdümlülük” kavramı açısından yaklaşmaktadır. Aydınlanma çağını öven Sartre, gerçekliklerini sevgide, nefrette, öfkede, kaygıda, sevinçte, hoşnutsuzlukta, hayranlıkta, umutta, umutsuzlukta açığa vurmaktadır.
    Yazar Tasarlayandır
    Herkes Yazdıklarımı Okursa Ne Olur? Yazarın; dünyayı, insanı, başkaları için açığa çıkarmayı seçtiği bunu sorumluluklarını üstlenmelerini sağlamak için yapmaktadır. Tümcelerin dengesi okurdaki tutkularını düzene koymaktadır. Estetik, haz düzyazının çabası olamaktadır. Toplumsallığın ve doğa ötesinin yenilenen gereklilikleri; yazarı yeni dil, yeni teknikler bulmaya çağırmaktadır. Yazarın görevi okurlarına mesaj vermektir. Mesaj nedir? Sözcüklerin bir araya geldiğinde kalıcı anlam bırakabilmesidir. Gökyüzünün görüntüsünü, havasını yazıya aktarabilirsem ürettiğimin bilincene de varabilmekteyim. “Bunu ben mi yazdım?” Sorusuna cevap bulup şaşırmadığı sürece yazar, bu asla demektir çünkü kendi yaptığına başkasının gözüyle bakması yarattığı şeyi açığa çıkarması gerekmektedir.
    Anlam; sözcüklerin toplamı değil, doğal bütünlüğüdür. Yazıda gerçeklik ve doğruluk düzeyi verilmez: okurun yazılı şeyi sürekli aşarak hepsini icat etmesi gerekir, yazar okura kılavuzluk etmektedir. Okumaya yönlendirilen bir yaratıcılıktır. Sözcükler duygularımızı uyandırıp biçimlendirir, adlandırır, düşsel bir varlığa yüklemektedir. Onlara nesneler, perspektifler, bir ufuk kazandırmaktadır. Okumak özgürlüktür. Annenin dayıyla yeğen arasında aracı konumunda olduğu anasanlı [Matronymat]düzende, sanlarla erklerin aktarımına benzemektedir. Yazmak bir biçimde özgürlüğü istemektir. “Kimin için yazılır?” Evrensel okur için tüm insanlığa yazılmaktadır.
    Yazar, okurun ortaklaşa yaşadığı bütün dünyaya başvurmaktadır. Özgürce tasarladığım ve belli bir talebi karşılaması gereken ve belli bir toplumsal işlevle donatılan bir insana dönüşmektir yazarlık. Okuma bilgilenme aracı, yazma iletişim aracıdır. Her düşünce ürünü naziklik edinimidir, biçem de yazarın okuruna karşı sergilediği en yüce nazikliktir. Yazar yazdığı sürece okur da okuduğu sürece bu dünyadan kopar; katıksız bakışa dönüşmektedirler. İnsanın tutkularından arınıp daha önce duyduğu tutkularına da bağışlayıcı bir aklıbaşındalıkla bakabildiği yaşam sürecine ermiş okur, yüreği gece gibi dinginleşmektedir. Değişimin dingin imgesi, duygularla edinimler çoğunlukla yüreğin uyduğu kuralların, örnekleri olarak sunulmaktadır.
    Edebiyatın Konusu: “Yalnız İnsan” İmgesi
    Edebi yapıtlar toplumun içinde bütünleşmiş ve mücadeleci bir işlevi yansıtmaktadırlar. Edebiyatın konusu her zaman “yalnız insan” olmuştur. Her kitap çağrı içeriğine göre, varlığın farkına varılmasında kendinin aşılmasıdır. Edebiyat özü gereği sürekli bir devrim halinde, bu devrim süreci bir şeyleri yıkıp başka bir şeyleri kurmakla oluşmaktadır. Buna bir tür “ikame” süreci de denilebilir, toplumun öznelliğine yaslanan edebiyat, onun nesnelliğine vurgu yapmakta. Bu durum belki de insanlığın medenileşme süreci dahilinde okunabilir. Yazar, okurun özgürlüğüne seslenir ve kitaplarının belli bir etki uyandırabilmesi için okurun koşulsuz bir kararla benimsemesi gerekmektedir. Bir bilgi girişimi olarak geleneksel düşünce ve duyumsama biçimleriyle ilgili her şeyin yeniden bulgulanması gerekmektedir. Edebi ortam, düzeni benimsemiş, aşırıcılar ve köktenciler, tuhaf, akıldışı, çelişkili düşünceyi oluşturmaktadır.
    Edebiyatın konusunun yalnızca esinden hareketle, dile sığmaz, bir anlatım biçimi, olduğunu ve edebiyatın özü gereği gerçekleştirilemez olanı imgesel anlamda gerçekleştirilmesi olduğu düşünülmektedir. Edebiyat katıksız nedensizliktir. Öğretimdir; yalnızca kendini yadsıyarak ve küllerinden doğarak var olur. O olanaksız olan, dilin ötesinde anlatılamaz olandır. Belli bir kitlenin gereksinimleri konusunda aydınlatmaya çalışıp tatmin etmeye çabalamaktır. Kalıcı her yapıt bir giz taşımaktadır. Evrensel ilişkilerin, ölümsüz doğruların sezilmesi sağlanmaktadır. Yazmak yaşamaktır.
    Yazarak yaşamı okura aktarmak, okurda oluşan anlam ile yaşamın anlamını bulmaktır edebiyat. Yazar, gerçeği yazarak okura geçirir. Gerçeğin peşine düşen okur, yapıtın gizine sahip olur. Yazardan akan kaynaktan kana kana beslenen okur gelişmektedir. Bilgi ile beslenen okurların mutlaka faydalanacağı eser okurunu edebiyat konusunda aydın bir bilgeye dönüştürmektedir. Şahsım adına kazancım çok, yazı yazmakla yaşam bulan, okumakla anlam bulan bireyleri oluşturmaktadır. “Her insan herkes karşısında her şeyden sorumludur,” diyen Dostoyevski’nin sözlerinin kanıtı niteliğinde bir eser yazan Jean-Paul Sartre zihin açıcı bu yapıtı okur nezdinde edebiyatın konuşulmasını, farklı alanlarda değerlendirilmesini ve çalışılmasına neden olan ilham verici bir eser. Sartre’ın felsefeci gözlüğüyle edebiyat, edebiyatçı gözüyle felsefeye olan ilgisinin bir sonucu olan bu eser, edebiyatın salt kurgusal eser üretim yeri değil, bir tür düşünce yuvası olduğunu da gözler önüne sermektedir.
    Edebiyat Nedir?
    Jean Paul Sartre
    Can Yayınları
    İstanbul 2015
    Ülker Gündoğdu Ülker Gündoğdu Edebiyat Nedir? Jean-Paul Sartre
    http://www.kitaphaber.com.tr/...edebiyati-k3711.html
  • 476 syf.
    Kara Kitap’ın Yazdıkları
    01.10.2020 - Ülker Gündoğdu
    Kara Kitap’ın Yazdıkları
    Kitaplar birer araçtır, okurları istedikleri yere götürebilme kabiliyetine sahiptirler. Bu, geçmiş hatıralar, hayaller, şimdi ve gelecekten ibaret şeklinde zamansal bir yolculuk değil, korkular, belirsizlikler, yenilgiler, yalnızlıklar da olabilir. Her kitabın birer yansıtıcı veyahut zaman makinesi gibi geçmişe, geleceğe, değişik duygu durumlarına bizleri sürüklemesi ve bunu başarılı bir biçimde o moda alması, kitabın başarısı olarak okunabilmektedir. Bu bakımdan, bizi en iyi ağlatan, en iyi güldüren, en iyi hüzünlendiren ve bizi en iyi geçmişe ve geleceğe götüren kitaplar, anlatım biçimi, kelime seçimi bakımından kalifiye bir eserdir.
    Kara Kitap, geçmiş ve gelecek, duygu durumu ekseninde değerlendirilmesi gereken bir eser olarak karşımızda durmaktadır. Okuru kişisel amaç ve anlam arayışına götüren bu eser, temel kaynağını yazarın ailesi, hayatı, yaşadığı yerler, Türk ve Dünya edebiyatından kitaplar oluşturmaktadır. Nobel Edebiyat Ödüllü Orhan Pamuk’un Kara Kitap adlı eseri, zengin, şaşırtıcı, modern bir hikâyeyi destanlaştırarak konu edinmektedir. Hayat, hayal gücü, etki ve düşüncelerden bu romanı ortaya çıkarmaktadır yazar. Kara kitap sırlarla, oyunlarla, bilmecelerle dolu, özgün bir içeriği okur ile buluşturmaktadır. Pamuk, kişinin kendi kimliğini keşfetmesi üzerinde durmaktadır.
    Ana Karakter Galip
    Kara Kitap’ın ana karekteri Galip, çocukluk aşkı, arkadaşı, amcasının kızı, sevgilisi ve karısı Rüya’nın İstanbul’un karlı bir gününde, geride bıraktığı, yeşil tükenmez kalem ile on dokuz kelimeden oluşan not ile gidişinin ardına düşerek okurun içini doldurun hüzün ile Rüya’yı bulma merakına sürüklemektedir. Galip’in yakın akrabası köşe yazarı Celal’in kaybolması ile kuşkuları Celal üzerine toplanmaktadır. Çocukluğundan bu yana köşe yazılarını hayranlıkla okuyarak büyüdüğü Celal’in ona yazılarıyla işaretler yolladığına inanarak okuru adım adım çözeceği bilmecelerle şaşırtıcı bir sonuca taşımaktadır. Celal’in cellatların hikâyeleri, felaketleri, kılık değiştiren padişahları, kültürü, tarihi, esrarlı cinayetleri, aşk hikâyeleri ve yüzümüz üzerindeki anlamların sırlarını konu eden yazılarında araştırmayı okur ile sürdürmektedir.
    İstanbul’daki kuyrukların uzadığı, çorabın kaçakçılarca satıldığı zamanlardı Rüya’yı ilk gördüğünde. Selim Kaçmaz adıyla Celal’in Milliyet gazetesinde haftada beş kere yazdığı zamanlardı. Galip, kuzeni Rüya’nın resmine bakanların güzelliğinden durgunlaştığını çok sonra anlamaktaydı. Her an yaşanabilecek, günümüzü çağrıştıran bir yazısıyla, salgın hastalık çıkacağı, dikenli teller ile karantinaya alınacağı, hastalıklı bölgede olup biten felaketler hepimizin içine işleyeceği, karanlık bir odanın sessizliğinde bütün gücümüzle sarılarak ölümü beklemenin zamanı geldiğini kaleme almaktadır Celal. Celal ortalardan kaybolurdu ara sıra, kimsenin bilmediği yerlerde kalırdı. Gazete de yazdığı yazılar yüzünden takip edilirdi.
    Rüya’nın kendisini terk ederken yazıp bıraktığı mektubu bir daha okudu. Yeşil tükenmezle yazılmış mektup, hatırladığından daha kısa gelmişti. Güzel karısını tekeden Galip, onu aramaya Celal’in köşe yazılarından başladı. Nereye gitse karısının izine rastlıyor ama kendisine değil. Galip, şehirde bulduğu izlerde kendisini okuyordu. Güzel karısıyla kendi geçmişinin izlerini buluyordu. Kime kaçtığını bilmiyordu ya da bilmek istemiyordu. Karısının kaçtığı adamın ya da yerin kendi geçmişinden bir yer olduğunu düşünüyordu.
    Ana Hatlarıyla Kara Kitap
    Galip’in hüzün dolu hikâyesi okuru gerçeğin dipsizliğine düşürmektedir. Celal’in yazılarını okurken, gördüğü dünyanın arkasında, bir sır olduğuna kendini inanadırmak istiyordu. İnsanı özgürleştirecek bir esrar, dünyanın içine gömülmüş bulduğu için kendini esrarı çözmek için her zorlayışında hafızasını kaybetmiş gibi çaresizleşmektedir. Kendi varoluşunun sırrını bilmemektedir.
    Galip, amcaoğlu Celal’in gizlendiği köşenin ve şehrin tüm sırlarını okuyacağına inanmaktadır. “Yer altındaki Manken” yazısını okumuş Rüya’nın o mankene benzediği için Rüya’ya hayran olduğunu Celal’in Rüya ile birlikte gitmiş olduklarını düşünmekteydi. Altmışlı yılların başında tezgâhlanan ve başarısızlıkla sonuçlanan askeri darbeleri tasarlayanların çoğu: kendilerini tehlikeye atmayıp genç darbecilere uzaktan göz kırpan paşaların dışında, Celal’in yıllığında resimleri yayımlanan genç subayların arasından çıkmış olmalıydı.
    Kendi hayatının anlamını kurtaracağına inanmaktadır Galip, bildiği ama bildiğini henüz bilmediği esrarın içine gözyaşlarıyla dalmaktadır. İnsanın kendi olabilmesi için, içinde yalnızca kendisini, kendi hikâyelerini, kendi düşüncelerini bulabilmesi gerekmektedir. Hiçbir şey hayat kadar şaşırtıcı olamaz. Yazı hariç.
    Sonuç Olarak
    İç ve dış tasvirleri, çok boyutlu anlatabilen yazar, betimleme ustalığı sayesinde hayal dünyamıza eşsiz dokunuşlarla katkıda bulunmaktadır. Orhan Pamuk’un birçok eserinde gözlemlediğimiz kadarıyla ortaya koyduğu eserler, salt edebî bir eser değil, ayrıca sosyal bir olgu olarak yaşadığı toplumsal unsurları ayrıntılı bir biçimde yansıtır ve bunu veciz bir şekilde ortaya koymaktadır. Pamuk’un eserlerinde toplumsal gerçeklik, konuyu ifade etme biçimi, eşyaya nüfuz eden gerçekçi bir yaklaşımla canlı bir dilin sınırlarını zorlamaktadır.
    Diğer Eserleri ve Kara Kitap
    Cevdet Bey ve Oğulları romanında; alınacak bütün hazlara sahip, modernleşen Türkiye’nin özel hayatını sevgiyle, panoramik olarak anlatmaktadır. Başka bir romanı olan Sessiz Ev, tarihçi, devrimci ve zengin olmayı aklına koymuş üç torunun; yetmiş yıl önce siyasi sürgünde dedelerinin yaptığı evde kaldıkları dönemi babaannelerinin anılarıyla aralanmakta, dedenin yazdığı Doğu ile Batı arasında oluşan uçurumu kapatacağını sandığı ansiklopediye değinilmektedir.
    İlk Orhan Pamuk ile tanışmam Yeni Hayat romanı ile olduğu için ben de bıraktığı sihri hala hissederim. İçeriğiyle sihirli kitap, esrarengizliğiyle kült roman. Okuduğu bir kitabın tüm hayatını değiştirdiği coşkulu, lirik ve sihirli romanın vaat ettiği yeni hayatın peşinden koşan gencin olağanüstü̈ hikâyesi.
    Benim Adım Kırmızı, modern edebiyatın en çok okunan romanıdır. İsmine münhasır renkli ve iyimser. Ölüm, sanat, aşk, evlilik ve mutluluk üzerine tezat duyguların yansıması, bu eserde üzerinde durulan unsurlardır. Eski resim sanatının unutulan güzelliğine ağıt ve modern bir klasiktir. Okurken hiç bitmesini istemediğim Masumiyet Müzesi, aşk, evlilik, arkadaşlık, tutku, aile ve mutluluk hakkında rengârenk bir dünya sunmaktadır.
    Mizah duygusu, insan ruhunun derinliklerindeki fırtınalarını hissettiren, okura unutulmaz rüyalar gibi akıldan çıkmayan sarsıcı bir hikâyenin anlatımıdır. Karakteriyle beraber her tuhaflığı sorguladığım Kafamda Bir Tuhaflık, modern bir efsane, şehrin yeniden inşası, Anadolu’dan gelip zengin olan insanların hayatı, ülkenin dönüşümleri, karekterin kafasındaki tuhaflığı, aşkta niyet mi, kısmet mi önemli olduğunu, mutluluk ve mutsuzluğun seçimimiz mi olduğunu, aile hayatı ve şehir hayatının çatışması içerisinde kadınların öfkesi ve çaresizliği resmedilmektedir.
    Kırmızı Saçlı Kadın romanında kaderin izlerini izliyoruz, bir aşk büyüsü içerisinde, insanı suça sürüklüyen, kıskançlık, sorumluluk, özgürlük gibi duygular arasında, mütereddit ruh halinin yansımaları… içimizde fırtınalar kopartan bir anlatım ile...
    Okuduğum tüm Orhan Pamuk kitaplarında, insanlara dair ayrıntıları ile insana ve insanlığa dair açıklamalarıyla yeni bir pencere açan Pamuk, insana, insanları anlatmaktadır. Ben de bu tanışıklığa şahitlik eden bir okur olarak, bu okuma serüvene dâhil oluyorum.
    Orhan Pamuk
    Kara Kitap
    Yapı Kredi Yayınları
    443 sayfa
    Ülker Gündoğdu Ülker Gündoğdu
    Kara Kitap Orhan Pamuk
    http://www.kitaphaber.com.tr/ulker-gundogdu-a24/
  • 4953 syf.
    Divan-ı Kebir’i Okuma Denemesi
    24.09.2020 - Ülker Gündoğdu
    Divan-ı Kebir’i Okuma Denemesi
    Hazinelerle dolu kitapların size sunduğu mucizeleri sonsuzdur. Mucize barındıran eserler duyguları değiştirme gücünü muhafaza etmektedir. Düşünsel ve ruhsal dönüşüm yaşatan şaheserler insan ruhunda derin izler bırakarak, insan olma/beşer olma anlamını zihinlerde perçinleyerek, bunun sürekli bir biçimde kalmasını sağlar. Bu izler, insanoğlu her kendini unutmaya başladığında gözükmeye başlayarak, tekrardan kendine döndürmeye vesile olur. Tıpkı Mevlana’nın eserlerinde olduğu gibi. Mevlana Celaleddin Rumi (1207-1273) Harzem başkenti Belh’te doğmuş, bir çeşit hicret de denilebilecek göç ile Selçuklu Anadolusu’na gelmiştir. Anadolu’nun tam da kalbi diyebileceğimiz bir şehre, Konya’ya yerleşir, bu kalp şehrinden diğer şehirlere, diğer ülkelere, dünyanın geneline sevgi, muhabbet, ilahi aşk, Tevhid tefekkür aşılayarak tasavvufun menbaaından insanlara hakikati sunmaktadır.
    Hz. Mevlana’nın eserleri yüzyıllardır dünyada ölmez yapıtlar arasında yer almaktadır. Mevlana fikirlerini daha iyi anlatmak için konuyla ilgili ayetler, hadisler, tefsir ve şerhleri, yorumları, peygamberlerin, erenlerin hikâyeleri, İran-Yunan mitolojisi, mezhep anlayışları, bunların intikadı, fıkıh ve tasavvuf, zamanın bütün bilgileri, tıp bilgisi, hayattan alınan benzetişler, atasözleri, örf mecazları, devri, devrindeki olaylar, insani görüş, ileriyi görüş, insani duyuş ve düşünüşü fikirleriyle harmanlayarak sunmaktadır. Mevlana bu yüzdendir ki yüzyıllar geçtikçe yeniden doğmakta, ölümsüzlüğüyle insanlığa yayılmaktadır. Mevlana’nın görüşleriyle süslediği eserlerinde bütün bir hayat konu edilmektedir.
    Eser, Teknoloji çağının robotlaşmış insanlarını, mana yönünden zenginleştirmektedir. İnsan kaybettiği sabrını, ilim aşkını, manevi gücünü Mevlana’nın eserleri sayesinde tekrar kavuşmaktadır. Heva ve isteklerinin esiri olmuş çırpınan insanları, hakikat ve irfana eserleri ile ulaştırmaktadır Mevlana. Allah’ın sırlarına öngörülü olmak isteyenler için bir köprü olan eserler Kur’an-ı açıkça anlamanıza yardım etmektedir. Huyları güzelleştirmekte, içinizdeki cevheri ortaya çıkarmaktadır. Gönül ehli, Allah yolunda, manevi ve ruhani yaşayanlara ve gerçek asilzadeler için bir lütuf niteliğinde eserlerdir. Nefsinin zincirlerini kıran, maneviyata kendini veren gönül ehli olanlara hitap etmektedir. Körelmiş duygularımızı uyandıracak heyecanı veren, İlahi Aşk’tan beslenen eserleri okuyup sindirmeye muhtaç gönüllerimizi, irfan hazinesinden ruhen aydınlatarak huzura kavuşturmaktadır.
    Bir Gönül Kitabı: Divan-ı Kebir
    Divan-ı Kebir sekiz kitapta 35.945 beyit ve 4.753 sayfadan oluşmaktadır. Eser Mevlana’nın sema ederken dilinden dökülenleri “katibül-esrar” diye isimlendirilen yazıcılar tarafından kâğıda dökülmesiyle oluşturulmuştur. Mevlana’nın meyhanesi, gönül meyhanesidir. O’na şarap sunan, Kudret elidir. O’nun sevgilisi, sevgiyi yaratan Eşsiz, Ortaksız sevgili. O’nun mecazlarını anlamayanlar, hiç olmazsa anlamadıklarını, anlayışsızlıklarını anlasalardı. Divan’la Mesnevi, üslup, ifade, eda, konu bakımından aynıdır; yalnız bu iki eserde tarz ve vezin farkı vardır. Coşkunluğu, heyecanı, duyguyu en yerinde, en kudretli, en özel bir ahenkle vermektedir.
    Yıllar önce Mevlana hazretlerini rüyamda görmüştüm. Mevlana’nın beni çağırdığına yorduğum rüyam üzerine Mesnevi adlı devasa eserini alıp okumaya başladım. Böylece bu eseri ile Mevlana’nın tesiri altına girdiğimi, onun ortaya koyduğu eseriyle insanlığa seslenmeye devam ettiğini, bu etkinin, dolayısıyla, ölene dek hayatımda önemli bir unsur olduğunu söyleyebilirim.
    Zekasının zerafeti ile yüceler yücesi Mevlana’nın eserlerini okuma lütfu böylece nasibim oldu. Kuran’ı Kerim’de geçen kıssaları ters psikoloji yöntemi kullanarak aktardığı Mesnevi, topraktan nasibini alan bedeni, göklere çıkarıp yüceltmektedir. Bu durum eşref-i mahlukât durumuna işarettir. Mesnevi, bu gün, Avrupa da psiko-terapi olarak uygulanmaktadır. Yapıt akıllara durgunluk vererek okuru arındırıp ruhsal bir dinginlik sunmaktadır. Bu durum, evliyaların kerametiyle açıklanabilir belki de. Tasaavuf’un engin deryasına dalıp Şems ile aşkın sokaklarını kat eden Mevlana, gördüğü hakikatî insanlara açıklamaya/sunmaya çalışmaktadır bir nevi. Her kıssası bir hissedir ve bundan ancak, nasibi olanlar alabilir.
    Mevlana kendi değimiyle “Söz adamlığından, gönül ve ruh adamlığına yol aldı.” Hayatının son dönemlerinde Mesnevi’yi yazdı. Mevlana’yı okumak mucizevi bir azınlığın nasibidir. Diğer âlem Gayb’ın sırrına ererek insanların ruhunu keşfedip tekamülüne büyük katkı sağlamaktadır. Dünyaca ünü geçmişe, şimdiye ve geleceğe sığmamaktadır. Dünya çapında bir alim olan Mevlana, herkesin fikir zenginliğine katkı sunmaktadır. Hemen hemen her konuyu aydınlatan eserlerinde, alemlerin sırlarına kapı açan gizemleri insanlığın yararına sunduğu mutlu bir okurun ayrıcalığıdır.
    Okurun görüşünün sınırlarını yıkan, bilgileri, düşünceleri, yöntemleri ile duygulara verdiği yararlı hazzı içermektedir. Olumsuz konulara eğilerek okurun âlemlerle uyumunu anlamasına net ışık tutmaktadır. Âlemleri yaradana kendini teslim etmiş Alimin eserleri bir rehber kitap niteliğindedir. Ölmeden önce ruhumuzu keşfetmek zorundayız. Mevlana, kendimizi keşfetmemizi sağlamaktadır. Gönlünüzün huzurunu af dileyerek, aklınızın kilidini okuyarak, ruhunuzu yaradan ile birleştirir bir görür isek İlahi Aşk gönlümüze konacaktır.
    “Ben soluk almıyorum ama Biziz üfüren soluğu boyuna üflüyor bana; feryadım ta Ülker burcuna dek gidiyor.” Kararsızlığın, karar aramandan ileri gelmektedir; kararsızlığı iste de karar gelsin sana. Dileğini elde edemeyişlerinin hepsi, dilek peşinde koşmandan ileri gelir; yoksa bütün dilekler, önüne dökülür. “Hasedinden gönülleri dikenlerle yaralayan, bütün bunları yaptın da sonra o mezara sığdın. Elini tutan, zamanın hasbeki olur.Gönlün sözü susmakla söylenir. Hünerli aklın başında bir yeldir, var ama bir kadeh şarap sundum mu o yel kalmaz savurur gider.(s357) (7.kitabın1.cildi) Can, gönül oynamaya başla aşık olduk biz. Esrikim, kurtulmuşum Mustafa’nın nuruyla ayı ikiye böleyim.”
    “Gül bahçesinde, yeşillikte benim gibi güzellerle, hoş kişilerle yer yurt tutarım; kuyudan da kurtulurum, ipten de; çünkü zaten çemberin dışındayım ben.”(s.180) Derken peygamberlerin yaşadığı zorluklardan kurtuluşlarının tercih ve farklılıklarından kaynaklandığına kapı aralamaktadır Mevlana. Dumanımı arttırma hasetçimi sevindirme. Benliğinden geçtin mi iki dünyadan da geçersin. Mevlana, âlemin her solukta yaratılmakta durmadan yenilenmekte olduğunu kabul etmektedir. Ömür ırmak gibi geri gelmemek üzere akmaktadır. Aşkı uçanlara kol kanat veren sevgili, uluların dayancı, güvenci bizi de onlardan say.
    “Bir gizli defineydim, bilinmeyi sevdim, diledim de halkı yarattım.” Diyor yaradan. Ömrümüzün güzü uyur, ilkbaharı uyanır. Mevlana’nın eserleri ile dünden geçer, yarının ahvalinden kurtulur, aslı olmayan şeyleri boş verir, İlahi Aşk’ı tanıyarak sevgi kaynağınızı fark edersiniz. Cömertliği, doğruluğu, adaleti, ölçülü olmayı, anlayışlı olmayı, alçak gönüllülüğü, inancı, yaratılanı sevmeyi, yaratandan ötürü, nezaket ve zerafeti, güzel bakmayı daha nice mucizeyi okura nakşeden eserler noksan tarafınızı tamamlamaktadır. Arı duru su gibi kalbe sahip olacağınız heyecanı içinize doldurmaktadır.
    Eser hayata dair konuları, kökten değiştirebileceğiniz fikirleri aktarmaktadır. Yapıtın ortaya koyduğu ögeler dönüşeceğiniz, içsel huzura ereceğiniz, tüm duygu kontrollerinizi sağlayacağınız, zihninizi açacağınız, kalbinizi arındıracağınız, maneviyatınız için çok değerlidir. Muazzam öğütlerin ışığında ortaya konulan Divan-ı Kebir, düşünce, duygu, inanç, yaşam noktasında önemli bakış açıları elde etmekte okunacak yegâne eserlerdendir. Okurun maneviyatı hakkında bilinmezliğini giderecektir. Mevlana dünyaca saygıdeğerliğini yapıtları ile asırlara yaymaya devam etmektedir.
    Naif cümlelerle örülen bu eser, aşk ikliminde bir yolculuğa çıkartmaktadır. Bir pervane kelebeği gibi ışığa râm olmuş kalpleri, ateş denizine sürüklerken okurları, aşkı aşka bulandırmadan hakikatle raksa tutmaktadır. Derdi aşk olanın heybesini aşkla dolduracak, derdi hakikat olanı ise o hakikate salik eyleyecek bu eser, devasa eseri olan Mesnevi’yi anlamada önemli bir yere sahiptir.
    Mevlana
    Divan-ı Kebir
    8 kitap
    4.753 sayfa
    Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
    Ülker Gündoğdu -
    Ülker Gündoğdu Divan-ı Kebir Mevlana Celaleddin-i Rumi
    http://www.kitaphaber.com.tr/...-denemesi-k3690.html
  • 384 syf.
    Uzayın Sırlarına Dair Bireysel Bir Okuma
    17.09.2020 - Ülker Gündoğdu
    Uzayın Sırlarına Dair Bireysel Bir Okuma
    Kitaplar tohum gibidir. Yüzyıllarca bir yerde uyuyakalmış durumdadırlar, sonra da birden beklenmedik ve umut vaat etmeyen topraklarda çiçek vermeye başlar. Prof. Dr. Carl Sagan akıllara durgunluk veren, sonu olmayan evreni, Kozmos adlı eseri ile anlatmaktadır. Bilimin geçmişine, şimdiki zamanına ve geleceğine yönelik insan aklının tüm noktalarına parmak basarak, düşünsel bir değişim geçireceğiniz bir eser ortaya koymuş, Sagan. Eser, gerçek olamayacak kadar gerçek.
    Carl Edward Sagan, Yahudi kökenli Amerikalı gökbilimci, astrobiyolog. Bilimin popülerleşmesi için yaptığı çalışmalarla tanınır. Astrobiyolojinin öncülerindendir ve Dünya Dışı Akıllı Varlık Araştırması'nın (SETI) ilerlemesinde büyük katkıları olmuştur. Popüler bilim kitaplarıyla ve yazımında yer alıp sunduğu ödüllü televizyon dizisi Cosmos (Kozmos) ile dünya çapında tanınmıştır. Parlak bir bilim insanı ve aktarım üstadı olan Sagan, herkesin anlayabileceği şekilde eserlerini okuruna etkili bir üslupla sunuyor. Bilimsel konuları kitlelere tanıtma, sevdirme ve aydınlatmayı hedefleyen Prof. Dr. Carl Sagan başta televizyon olmak üzere, kitle haberleşme araçlarını etkin olarak kullanmıştır. Kozmos Bilim Dizisi olarak çekilmiş Ülkemizde de gösterilmiştir. Bilimkurgu film ve kitaplarla evrenin ve yaşamın sırlarına duyduğum derin merakı giderme isteğime bilimsel cevap niteliği taşıyan hayranlık uyandıran bir yapıt Kozmos. Halkın ilgisine ve yararına sunulmayan bilimi, “mutlu bir azınlığın ayrıcalığı” olarak tanımlanmakta araştırma ve buluşların halka sunulması yönünde özel bir çaba sarf edilmektedir. “Ben Carl Sagan adında, su, kalsiyum ve organik moleküllerin toplamı olan varlığım siz de öylesiniz, yalnız adınız başka.” Diye kendini tanımlayan bilim adamı, okurla bağ kurmaya çalışarak, insanı metaya bağlı bir olgu, bir durum olarak tamlamaya çalışıyor, bu durum da düşüncesinin temelinde materyalist bir felsefe olduğunu gözler önüne sermektedir. Kozmik perspektifin keşfini amaçlayan Kozmos adlı eser, ilginç bir kitap olarak okurların ilgisine sunulmuştur. Pozitivist aklın her şeyi açıklamaya yettiğini düşünmek, salt akılla evreni, kâinatı açıklamaya çalışmak, yetersiz bir durumdur. Bilimsel gerçekler hakikatle olan temasını yitirdikçe, eksik bilgi, yetersiz bir açıklama olarak duracaktır… Hayretten okurun soluğunu kesecek kadar ilginç bilgileri barındırmaktadır.
    Düşüncelerin, yöntemlerin ve bilimsel hazzın okura yararlı olduğu kitap anlaşılması dikkat isteyen konulara eğilme fırsatı veriyor. “Evrenin uyumu” anlamına gelen Kozmos’un tahmin edilemeyecek kadar eski olduğu ortaya konulmakta, net bir tarih verilememektedir. Evreni inceleyen bilim adamları sayesinde karanlık bir galaksinin ücra köşesinde bir yıldızın çevresinde dolanan toz zerreciği üzerinde yaşadığımızı gördük. Uzayın enginlerinde bir zerreciksek, çağların enginliğinde de ancak bir anlık zaman içinde yaşıyoruz. Dünyaları yaratana kendimi teslim etmek zorundayım. “Sizleri toz zerreciklerinden var eden O’dur.” Kur’an-ı Kerim’de Mü’min Süresi’nde bir ayet ile örnek veren Carl Sagan, inancın bilime yön verdiğine değinmektedir.
    Kitap Hakkında Ayrıntılar
    Yerküre atmosferinin %99’u biyolojik kökenlidir. (s.48) Gökyüzü yaşamla dopdoludur. Çınar ağacının da, bizlerin de yapısı aynı harçtandı. Yiyecek parçaları hücrenin içinde şekil değiştirir. Bugün akyuvar olan, dünün ıspanağıdır. İnsan türünün kaynak potansiyeli büyüktür. Nükleik asitleri insandakinden daha iyi çalışmaları için bir araya getirmenin çeşitli yolları olmalıdır. Neyse ki, başka tür bir insan meydana getirmek için nükleotidleri değişik bileşimlere kavuşturma bilgisinden yoksunuz. İleride nükleotidleri istediğimiz biçimde bir araya getirerek arzu edilen nitelikleri yaratmak mümkün olabilir. Düşündürücü ve ürkütücü bir proje! İlk olarak biyologlar başka hayat türlerinin mümkün olduğunu anlayacaklardır. Başka bir yerde hayat arayışı önemlidir. Bulmak kolay olmayacak aramaya çok, ama çok değer. Kozmos’un çok sesli müziğine kulaklarımızı açtık. Biliyor musun göklerin yasalarını? Tanrı’nın yöntemini yeryüzünde kurabilir misin? Eyüp (a.s) Peygamber’in bir sözünden vurgu yapmaktadır. Tanrı Kozmos’taki Yaratıcı Güç’tü.
    Kepler ve Newton insanlık tarihinde çok önemli bir dönemi ifade etmektedirler. Dönemin ortaya koyduğu ilke, doğanın tümünde çok yalın matematik yasalarının geçerli olduğu ve yerküremizde olduğu kadar göklerde de aynı yasaların geçerli uygulandığıdır. Çağdaş uygarlığımızın tümü, dünya hakkındaki görüşümüz ve şu anda evreni keşifteki girişimlerimiz onlara borçlu ulduğumuz şeylerdir. Tarihin görüp göremeyeceği en ibret veren olayları ve çalışmalarını Kozmos ile okurun gözleri önüne sermektedir.
    Çağdaş gerçekçi resmin öncülerinden olan Giotto, Halley Kuyruklu Yıldızı’nın bir kez daha görünüşüne tanık olduğunda, bu yıldızı İsa’nın doğuşuna ilişkin bir tabloya dahil etmiştir. 1466’da büyük bir kuyruklu yıldızın görünmesi Avrupa’yı telaşa düşürdü. Bu da Halley Kuyruklu Yıldızı’ydı. Hıristiyanlar, yeryüzüne kuyrukluyıldız sevk eden Tanrı’nın, istanbul’u henüz yeni zapt eden Türklerin yanında olabileceği korkusuna kapıldılar.
    Yerküremizde bilimin gelişmesi temel olarak yıldızlarla gezegenlerin devimimlerindeki düzenin gözlemlenmesiyle oluşmuştur. Bizim sevimli gezegenimiz yerküre, bilebildiğimiz tek yuvamızdır. Venüs çok sıcak bir yer, Mars çok soğuk bir yer. Yeryüzümüzse uygun bir yer, insanoğlu için bir cennettir. Gezegenimizi tutarsız biçimde etkiliyoruz. Bilgisizlik ve bilinçsizlikle uzun vadeli sonuçlarını bilmeden atmosferi kirletip toprağı çoraklaştırıyoruz.
    Dünyamıza Özen Göstermek Zorundayız
    Mars’ta insan yaşadığına ilişkin verilerin entipüften kanıtlar olduğunu gözlemledik. İlk bakışta, Mars birçok bakımdan yerküremize benziyor. İleriye ait araştırmalarda öğreneceklerimiz, şimdiye dek öğrendiklerimizden çekici gelebilir. Mars’ta hayat var ama organik kimya yeryüzündekinde olduğundan daha az önemli bir rol oynuyor.
    Uzay okyanusundaki yıldızlar da birer güneştir. Göklerde keşfedilen dünyalar: çağdaş kozmik perspektife benzerlikler göstermektedir. Geceleri gökyüzü açık olduğunda yeryüzüne çok yakın görünmektedir. Elini uzatsan bir yıldız tutacakmış gibi gelen Karaman’ın Ambar Köy’ünün seması samanyolu ve yıldızlarla donanmış geceler de adını taşıdığım Ülker Yıldızı’nı aramakla geçen çocukluğumun sorusu: Yıldızlar nedir? Aynı sorunun peşinden giden Carl Sagan’ın yanıtı: Yıldızlar güçlü birer güneşlerdir, yıldızlar arası uzayda nice ışık yılı uzaklıklarda bulunmaktadırlar.
    Aristarkhos’un bize bıraktığı en büyük mirası: Ne bize, ne gezegenimize doğada ayrıcalık tanınmıştır. Bu görüş gezegenimizin yıldızlarla kıyaslanışında geçerli olduğu kadar, insanlık ailesinin kişileri arasındaki çeşitli ilişkilerde de geçerlidir. Bu görüşün etkisiyle astronomide olduğu kadar, fizikte, biyolojide, antropolojide, ekonomide ve siyasette büyük ilerlemeler kaydedilmiştir. İnsanlar yaşadıkça Kozmos’taki yerimizi arayıp durmuştur. İnsanlardan çok galaksilerin bulunduğu bir evrenin ücra köşesindeki dağınık galaksiler kümesine dâhil bir galaksinin sınırlarında, iki sarmal kol arasında kaybolmuş sıradan bir gezegende yaşıyoruz.
    Uzak ve egzotik takımyıldızlarla dolu bütün bu göklerde, büyük Samanyolu’nun küçük bir bölümünü incelemek için yıldızlar arası taşıt filosunun kurulup yolculuğa çıkarıldığı bir liman olarak kullanılabilecektir. Gelecek yıldızlar arasında bir rol oynamaları mukadderse bunu tayin edecektir.
    Newton’a göre: Tanrı, çeşitli boyut ve biçimde madde zerrecikleri yaratabiliyor… Değişik yoğunlukta ve güçte de. Bu nedenle doğanın değişik yasalarını uygulayarak evrenin birçok bölgesinde değişik dünyalar yaratabilir. Çok uzaklarda bulunan yıldız anlamına gelen Kuasarları gökadamızdaki yıldızlar olduğunu düşünmüştük. Kuasarlar evrenin genişlemesinde çok önemli oldukları sanılmaktadır. Kanıtlanmadığı kesin hiçbir zaman da kanıtlanamaz. Ama sonsuz evrenler hiyerarşisi vardır. Elektron gibi evrenimizdeki bir temel zerreciğin içine girebilse tümüyle kapalı kalmış bir başka evren bulundurduğunu görebileceğizdir. Bunun içinde gökadaların ve daha küçük yapıların bölgesel karşıtı olan çok sayıda ve daha küçük element zerrecikleri vardır. Bunlarda alt düzeyin evrenleridir. Ve hep bu böyle gider. Evren içinde evren bulunması, aşağı doğru bir hiyerarşi oluşturduğu gibi yukarı doğruda oluşturur. Sonsuza dek. Bizim bildiğimiz galaksiler, yıldızlar, gezegenler ve insanlardan oluşan evrenimiz bir üstteki evrenin tek temel zerreciğinden biridir. Sonsuz bir merdivenin basamağı yani. Sonsuzluğun ip ucunu ararken, bir sıçrama yapabiliriz…
    Kozmos henüz dün keşfedildi. Bir milyon yıl boyunca yeryüzünden başka bir yer olmadığı düşünülüyordu. Aristarkhos’tan günümüze evrenin merkezi olmadığımızı ve evrenin varoluş amacının üzerimizde toplanmadığını öğrendik. Merkezi ve kuruluş amacı biz olmayıp enginlikte ve sonsuzlukta kaybolmuş minnacık ve minyatür inceliğinde, yüzlerce milyar galaksi ve milyarlarca trilyon yıldızla bezenmiş bir Kozmik Okyanus’ta dönüp dolaşan bir dünya üzerinde yaşadığımızı fark ettik. Yıldız külünden yapılmış bulunuyoruz. Kozmos’un keşfi kendi kendimizi keşif yolculuğudur.
    Uzayın detaylı tasvir edilişi zihinde canlanıyor, evrenin haritası okurun zihninde şekilleniyor. Kitabın basımı gözü yormuyor ve akıcı okuma keyfi veriyor. Rahat okunuşuyla hızlıca okuyup bitireceğiniz kitabı, zengin içeriğiyle öğreneceğiniz paha biçilmez bilgileri nedeniyle herkesin öğrenmesi için şiddetle tavsiye edeceksiniz. Yazar tüm tasvirleriyle uzay okyanusunda hayretlere durgunluk verecek hayal kurma zevki sağlıyor. Kitabın sonunda Nasa’nın izniyle basılmış inanılmaz Kozmos manzaralarında gözünüz, gönlünüz, ufkunuz ve zihninize şölen yaşatarak kitabı tamamlıyorsunuz. Yıldız serpilmiş Kozmos’un fotoğrafını taşıyan kapağı keşfe çıktığımız uzaya farklı perspektifler ile bakış atmanızı sağlamaktadır. Bilim arayanlar gerçeğin mutluluğuna varanlardır. Eser konularını bilimsel şekilde anlaşılır aktarmaktadır. Eserin ortaya koyduğu unsurlar kozmik sırlar bakımından değerli ve çok önemlidir. Bilimsel veriler ışığında ortaya konulan Kozmos, galaksiler, yıldızlar, evreni kainat noktasında önemli ayrıntılar elde etmek için başvurulacak eserlerden biridir. Esre, popüler bilim serisi dahilinde değerlendirilebilinir. Okuyucuların evren hakkındaki meraklarını bir nebze de olsa giderebilecek türden bir eserdir. Yazar Tv programlarıyla elde ettiği popülerliğini, kitaplarlada perçinlemek için bu konuda detaylı bir eser ortaya koymaya çalışmıştır. Eser ortaya koyduğu konular dâhilinde, diğer eserlere de vesile olacak bir niteliktedir.
    Carl Sagan
    Kozmos
    Evrenin Ve Yaşamın Sırları
    Altın Kitaplar
    384 s.
    Ülker Gündoğdu - 17.09.2020
    http://www.kitaphaber.com.tr/...bir-okuma-k3683.html

    Ülker Gündoğdu Kozmos - Evrenin ve Yaşamın Sırları Carl Sagan
1000Kitap Klasikler, ödüllü kitaplar, bilim, metafizik, gibi bir çok alanda okuduğum kitapların içeriğinin incelemesi. Ülker Gündoğdu
http://www.kitaphaber.com.tr/ulker-gundogdu-a24/
261 okur puanı
26 Şub 2019 tarihinde katıldı.