sukoska

sukoska
@sukoska
Gözlerim rüyaların yakutlaşan yerinde, Fecir, nihayetlerden nihayetleri taşır. Kanatlanır hasretim sevgimin göklerinde, Ve temiz enginlerden turnalar yakınlaşır. Uzak minarelerden uzak kandiller yanar, Hatırlıyor gibiyim unuttuğum izleri. İpek maviliklerde uyanır bütün bahar; Bütün bir renk eritir sedeften denizleri. Turnalar belki selam getiriyor çöllerden, Ben bu çöl gülleriyle belki serinliyorum; Bir şırıltı esiyor bilinmeyen göllerden. Turnalar, uzaklarda söylenen bir şarkıdır; İçimdeki boşluktan bir sükûn dinliyorum, Ve bu ses dünyaların birbirinden farklıdır. Fazıl Hüsnü Dağlarca Turnalar
Şiir
Reklam
Walking Around Yoruldum işte insan olmaktan. Terzilere, sinemalara gidiyorum işte, Şaşkınım, kapalıyım, çuhadan bir kuğu gibi Sorular, küller denizinde salınıyorum. Ağlıyorum berberlerin kokusunu duyunca. Tek isteğim dinlenmek, kurtulmak taşlardan, bahçelerden kurtulmak, yünden, köşklerden, mallardan, gözlüklerden, asansörlerden. Yoruldum ayaklarımdan işte, tırnaklarımdan, gölgemden, saçlarımdan, yoruldum işte insan olmaktan. Nefis bir şey olurdu ama bir noteri kesik bir zambakla korkutmak ya da kulak tozuna vurup öldürmek bir rahibeyi. Ne güzel olurdu yeşil bir bıçakla koşmak sokaklarda soğuktan ölünceye kadar bağırarak. Yaşamak istemiyorum karanlıkta ot gibi, uykuda titreyerek, kararsız, şaşkın, her dakika düşünmek, her gün bir şeyler yemek ıslak dehlizlerine inip dünyanın. Bana göre değil bu rezillikler.
B., kendisinin ve benim, bir hapishanenin gecesine girdiğimizi, oradan ancak ölü çıkacağımızı, duvarın öte tarafına yapışmış bir kulağı bekleyerek, soğukta, çıplak kalplerimizi duvara yapıştırmaya mahkûm olduğumuzu biliyor, ama unutuyor (bu amaç için unutmak şart değil mi?).
Yalan söyleme gücü? Bunu da söylemeliyim: Sıraladığım bu sözcükler yalan söylüyorlar. Hapiste duvarlara yazı yazmazdım: Çıkışı aramaktan tırnaklarım sökülürdü. Yazmak, tırnaklara kavuşmak, boş yere de olsa, kurtuluş anını umut etmek mi? Yazma nedenim, B.'ye ulaşmaktır.
"şirk"et
Zorlu uğraşlardan sonra Kabil'in çocukları dünyevi plânın bilgeliğini ve maddi gücü öğrendiler. Sanayi ve politika üstadı oldular. Şit'in çocukları ise sadece Tanrı emirlerine göre hayatlarını yönlendiriyorlardı, böylece ilâhi ve ruhsal bilgeliğin elçileri oldular ve ruhban sınıfını oluşturdular.
Reklam