"Anadolu kadınını görmedin sen. 'Kanayak' nedir, onu da bilmezsin. Ezilen, horlanan, değersiz bir paçavra gibi oradan oraya savrulan kadınları bilmedin hiç... Bizim törelerimiz, daha fazla horlanmamak, itilip kakılmamak için önceden saygılı olmayı öğütlemiştir bize. Kötü davranışı görmeden önce sen iyi davranırsan, hiç olmazsa gururunu kurtarabilir, itilip kakılmayabilirsin."
... Nüveyre havanın çoktan karardığını ve kendisinin bir süredir oturma odasında ışığı yakmayarak o sessiz karanlıkta oturmakta olduğunu fark etti. Nasıl olmuştu da farkına varmamıştı karanlığın? Belki de bu yüzdendi içinin karanlığı, kasveti. Bak her yer aydınlanıverince içine de bir güneş doğmuş gibi olmuştu sanki...
Kadın dediğin güler yüzlü, saygılı olurdu; erkeğine Kadın demek çile demekti; kadın demek özveri demekti; kadın değer verirdi. Vıdı vıdıyla, kavgayla, gözyaşıyla kadın olunmazdı. demek almadan önce vermek demekti. Nüveyre'nin kendisi de yaşamı boyunca öyle bir kadın olmamış mıydı gelinine örnek olarak? Belki kendisi hep hoş tutulmuş, uzun yıllar prensesler gibi yaşatılmıştı ama... Hiç kimse de celallendiğini, ağladığını ya da dır dır ettiğini duymamıştı. Asla! O halde gelinine de öğretmeliydi Çerkez kadınlığını.
Erkek dediğin para kazanmalıydı, şöyle ya da böyle. Başka türlü borusu ötmez, sözü dinlenmezdi. Karı koca kavgalarının büyük bölümü parasızlıktan ya da saygı eksikliğinden kaynaklanıyordu ve ikisi de aynı yola çıkardı zaten.